İnsan kendi özgürlüğünü kendisi engelliyor. Kendi özgürlüğünü engellemekle kalmıyor doğanın özgürlüğünü de engellemeye çalışıyor. Beşeri zihniyet tabii işleyişe her geçen gün biraz daha fazla müdahale ediyor. Her müdahale tabii olanın yerine yapay olanı ikame etmenin yanında sanki hayatın olmazsa olmazı şeklinde algıda dezenformasyon meydana getiriyor. Algılanan yeni düzlem gerçekmiş gibi hayatın her alanına dâhil oluyor. Nereye gelmeye çalışıyorum?
Ocak ayında yani kışın ortasında markette domates olmazsa sanki yaşamın önemli bir parçası eksik kalacak, pazarda salatalık olmazsa pazarın pazarlığı ortadan kalkacak, dahası domates ve salatalık buzdolabında yoksa eğer insanlar o gün aç kalacak! Böyle bir yaşam resmen ve alenen dayatılıyor. Peki, yediğimiz domates ve salatalık gerçekten domates ve salatalık mı, bunu düşünen yok maalesef! Herkesin dolabında bunlar olmak zorunda! Böyle buyuruyor kapitalist yaşam! Kış ortasında domates, salatalık, patlıcan, yeşilbiber vb. olmazsa dünyadan geri kalacağız! Kış ortasında yaz güneşi yok dolayısıyla yaz ısısı yok hatta yaz ışığı yok dediğinizde hemen bir çadır kurup hepsini ayarlıyorlar! Al sana ısı al sana ışık! Peki, bu işin sırrı yok desek, belli ki o da ne ki diyecekler! Çünkü her şey, daha fazla kazanma hırsına bağlanmış durumda. Evet, bu işin sırrı yok! Sır nedir?
Topraksız sebze üretimi yetmezmiş gibi meyve ve sebzelerin genetiğiyle oynayıp yapay ürünler ortaya koyuyorlar. Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) artık insanın yediği içtiği her ne varsa hepsinde var. Bu yüzden domates, salatalık, patlıcan vb. doğal ürünler yani doğal olması gereken meyve ve sebzeler artık yapaydır. Ha naylon yemişin ha kış ortasında yaz sebzesi. Nerede bunun tadı? Şimdi olmayan o doğal tadı? İşte mesele burada düğümleniyor. Her şeyin yapayını icat edeceğine iman etmiş azgın medeni insan, o her şeyin doğal tadını icat edemiyor, edemeyecek de. Çünkü doğal tat sırda gizlidir. Tabiatın tarif edilemez sırrında… Allah’ın yeryüzündeki sırrında… Azgın kapitalist medeni insan, kendi cüce aklıyla akıl ötesi sırra müdahale edeceğini sanıyor. Her şeyi akılla çözeceğine inanıyor. Oysa o akılı dahi yaratan sırrın sırrını düşünemiyor. Perdeyi yırtmaya çalışıyor. Sınırı geçeceğini sanıyor. Hepsi beyhude uğraş.
Aynı durum doğanın doğal hali meselesinde de yaşanıyor. Doğadaki hayvanlar örneğin. Doğada doğal bir şekilde yaşayan hayvanlar hayvanat bahçesi adı altında esir ediliyor. Doğada yaşaması gerekli hayvanları alıp yaşamlarına GDO uyguluyorlar. Sonra da hayvan hakları diyorlar, nesli tükenme tehlikesi altındaki hayvanları koruyalım yasa çıkaralım kanun koyalım tüzük yapalım diyorlar. Oysa o hayvanların işi kanunla tüzükle yönetmelikle değil. Hayvanlar özgür bırakılsa, kendi dünyalarında kalsa hiçbir yasaya gerek kalmaz. Daha fazla semirmek isteyen kapitalist zihniyet, doğanın altını üstüne getirmekle yetinmeyip altında da üstünde de tüm canlıların yaşamlarına müdahale ediyor. Sonra da çıkıp hayvan hakları filan... Nesli tükenme tehlikesi geçirmekte olan hayvanlar biberonla besleniyor. Oysa o hayvan evde biberonla değil doğada doğal bir şekilde kendisi beslenmelidir. Biberonla beslenince o hayvanın neslinin devam edeceğini sanıyorlar. Oysa doğanın kendi doğallığındaki sırrı düşünmüyorlar. Sır demişken belgesellerde özellikle hayvan belgesellerinde sırrı ifşa girişiminde bulunma vahşiliği var. Hayvanların her türlü hallerini kaydetme ve gözler önüne serme doğanın sırrına müdahale girişimidir. Bilimsel diye yutturulmaya çalışılması da cabası. Sırrın hikmetini bilmeyen neyi bilir!
İnsan kendi organik dünyasından uzaklaştıkça yapay dünyalar ortaya çıkıyor. Özgürlüğünü kendi yapay dünyasıyla engelliyor. Hem de beton yığınlarıyla. Topraktan uzaklaşan insan topraksız yaşam süreceğini sanıyor.
Doğal olmayan her şey insan özgürlüğüne müdahaledir!