Mustafa Ruhi Şirin çocuk üzerine ülkemizde kafa yoran üç beş isimden biri. Çocuk hakları, çocuk ve anayasa gibi konularda toplumu duyarlı kılmak için gece gündüz koşuşturuyor. Çocukluk ve çocuk ruhu modern dünyada muhafaza edilmesi gereken en önemli iki korunak. Siyasa ve piyasa arasına sıkışmış olanlar bunun önemini bilemezler. Her şeyi içerisine alan gündem bir türlü çocukları kendine dâhil etmiyor. Çocuklar gibi çocukluk da büyük telaşlarımız içerisinde kaybolup gidiyor. Mustafa Ruhi Şirin hem şair kişiliğiyle hem de her şeyin hızla tüketime tahvil olduğu bir dünyada sorumlu insan vasfıyla yazılar kaleme alıyor. Bütün çabası dünyanın çocuk yüzü solmasın için, çocuklar birden büyümesin diye. Çocukların bozulan oyunlarını yeniden kurup, kırılan oyuncaklarını bir şekilde onarmaya çalışıyor. Cahit Zarifoğlu’nun çocuklar için göğe saldığı uçurtmanın şiir ipini tutma nöbetini devralmış. Yakın bir çocuğa ve uzak bir çocukluğa sesleniyor şiirlerinde.
Elimde Mustafa ağabeyin son şiir kitabı “Elsiz Eldiven” var. Günlerdir çevirip çevirip okuyorum. Çocukluğuma geri dönüşler yapmak gibi geliyor her sayfayı dönüp yeniden okudukça. “Elsiz Eldiven” zamanı anlatmak için çok uygun bir isim. Çağın yapaylıkla beraber gelen yapmacıklıkları salınıyor bu kitabın isminde. Kitabın ilk bölümü “Ağır Oyun”da yer alan şiir başlıklarına şöyle bir bakalım: ‘Sandalye Bile Ağlar’, ‘Çocuk Hasta’, ‘Boyacı Çocuk’, ‘Ağır Oyun’, ‘Uçamayan Kuş’, ‘Son Rüya’, ‘Kayıp Çocuk’, ‘Fotoğraftaki Çocuk’… Bu bölümdeki şiirlerin hemen hepsinde düşkün bir çocuk fotoğrafı görüyor okuyucu. Sanık, hasta, işçi, boyacı, şehirde yalnız, sokakta kimsesiz, fotoğrafta mahzun ve kayıp haliyle çocuk hallerinin şiirini yazıyor şair. Sorgulayarak başladığı (“Bir çocuk/ Sanık sandalyesine otursa/ Sandalye bile ağlar.”) ilk bölümün şiirlerini soru ile ( Anlayamadığım/ Bir şey daha var/ Niçin gülme hakkı yok/ Fotoğraftaki ağlayan çocuğun.”) bitiriyor. “Oylarınızı çocuklara Verin” isimli ikinci bölümün şiirleri çeşitli filozof ve şairlerin söz ve dizelerinden çocuğa uzanan nitelikte şiirler. Çocukta gizli bilgelik ve şairliği ima eden şiirler bunlar. Dünyayı çocukların değiştireceğine yürekten inanan şiirler de diyebilirsiniz siz buna. Sadece çocukların büyüklerden değil, büyüklerin de çocuklardan öğreneceği çok şeyler var. İşte bu: “Doğmuş ve doğacak/ Kardeşlerimizle/ Biz öğreteceğiz/ Dünyaya/Kardeşliği/ Yeter ki öğrensin büyükler/ Oylarını çocuklara vermeyi.” Kitap ilerledikçe şiirlerin yaşı da büyüyor sanki. Üçüncü bölüm (Tarih Çocukla Başlar) şiirleri “Kardan adamı üşüten kar ey kör hayat/ Göster yeni işaretini başlasın” diye devam eden şiir hepimizden daha yaşlı bir hayata seslendiği için olmalı çıtası yüksek bir sesleniş. Şairin yağmurun tarihinden bahseden “Yoruldum Uzaklara mızıka çalmaktan” dizesi de dünyanın çocukluk yaşının çok üzerinde seyrediyor. ‘Yoksulların Atlası’, Nedir ki Ölüm’, ‘Çıngırak’, ‘Belki’, ‘Dünya’ ..gibi şiirler erişkinlere çocuk dersleri niteliğinde şiirlerden oluşuyor. Sadece iki şiirden oluşan “Çocuk Sesli İşaret” başlıklı dördüncü bölüm çocukluk günlerine özlem içeriyor.
Çocukların babaları vardır ve onlar gün gelir babalarıyla birlikte çocukluklarını da yitirirler. “Şimdi Nedir Çocuk Olmak?” şiiri şairin de dediği gibi “eksik bir soru”dur, cevaplayanı olmayan. Beşinci bölüm dünya çocuklarına bahçe olmuş gibi. “Kömürün sesinden bahar çıkarmasını/Zenci çocuklar öğretti bana” dizesini gönül evimin en müstesna duvarına astım bile. Kitabın son bölümü kitaba ismini veren “Elsiz Eldiven”. Bu şiirlerde de trajik coğrafyaların hüzün zamanlarını dolaşan Afrikalı, Filistinli, Bosnalı, Kandeharlı, çocukların acıları katık edişleri var. Kandeharlı Ali’nin misket bombalarıyla kopan elleri değil eldivenleri üşüyor, kendisi gibi dünyanın tüm çocukları için.
Sevgili okur, lütfen bu şiirleri es geçme; hiç olmazsa okuyarak içimizdeki acıyı ve hüznü uyandıralım. Çocukluğumuzun penceresinden kaybettiğimiz göğe bakabilmek için çok iyi bir fırsat.