ANNE babalar çocukların ahlaki gelişimleri konusunda

sorular sorar ve sizden sihirli bir değnek isterler. Oysa eğitim belli bir

sürece tabidir, bu süreç kişinin ölümüne kadar devam eder. Anne babaların

çocukları ile ilgili aktardıkları sorunlar genellikle şunlar:

Çocuğumuz çok sabırsız, küçük sorunlarını dahi çözemiyor,

her konuda bize bağımlı kalıyor.

Nasihat ettiğimizde dinlemiyor, kendisinin her konuda

bilgi sahibi olabileceğini düşünüyor

Paylaşımı sevmiyor, insanlarla iletişim kuramıyor.

Küçük bir şeyden fırtınalar koparıyor, yenilgiyi asla

kabul etmiyor.

Başarıyı seviyor, başarılı olamadığı anlarda hayattan

kopuyor

Hayatı günübirlik yaşıyor yarınlar için üretebileceği bir

şeyi yok.

Vermeyi sevmiyor, her zaman alıcı konumunda olmak

istiyor.

Namazlarını kılmıyor, haramdan kaçınmıyor.

İsrafı seviyor, harçlığından bir miktar hayır yap

dediğimizde tepki gösteriyor ama israfı seviyor.

Gösterişi seviyor, arkadaşları arasında dikkat çekmekten

hoşlanıyor.

Çocukları ile yaşadıkları sorunlara çözüm bulabilmek için

herhangi bir psikologdan yardım talep eden anne babalar, kaynağı hep dışarıda

ararlar. Oysa Rabbimiz koyduğu ilkeleri ile fıtratımızda mevcut olan kaynakları

harekete geçiriyor ve direncimizi arttırıyor. Anne babalar çocukları İslam

ekseninde bir çizgiye çekebilirlerse yaşadıkları sorunların bir çoğunu

rehabilite edebilirler. Zira İslam ın koyduğu ilkeler insanı fıtratıyla uyumlu

hale getiriyor. İçinde bulunduğumuz Ramazan ayı insanın kendine dönmesi ve

ahlaki değerlerle kucaklaşması açısından önemli bir imkândır. Çocuklarının

tahammülsüzlüğünden, doyumsuzluğundan ve vurdumduymazlığından şikayet eden

aileler bu ayı fırsat bilip onların gönüllerindeki erdem tohumlarını

yeşertmelidirler. Nitekim oruç insana iyi ile kötüyü ayrıştırma bilinci

veriyor, gençlerimizin irade eğitimine katkı sağlıyor. Allah için yiyip

içmekten vazgeçen bir genç eğer isterse kötülüklerden de uzaklaşabilir.

Kapitalist kültürün şemsiyesi altında büyüyen gençlerin

insanlarla ilişkileri hedonizme, hazcılık temeline dayanıyor. Hedonizmin

çizgisinde yaşayan bireylerde ise dayanışma ve paylaşım anlayışı yoktur. Yaşamı

zevk ve eğlenceden ibaret gören gençler, bütün enerjilerini hazlar peşinde

koşarak tüketirler. Ne yazık ki, hâkim olan seküler bakış açısı bu çocukların

iradelerini ele geçirmiş ve ahiret inancını zayıflatmıştır. Tek boyutlu bir

hayat tasavvuru dayatan bu anlayış gençleri kısır bir döngüye sürüklemiş ve

yapılan hiçbir şeyden hesap verilemeyeceğini düşünen bir neslin ortaya

çıkmasına neden olmuştur. İnsanın fıtratında nöbet bekleyen bir asker gibi

duran vicdan, derin yara almış ve sessizliğe çekilmiştir. İçinde bulunduğumuz

Ramazan ayı ölen vicdanlarımızı harekete geçirmek için bir imkândır.

Çocuklarımızı bu imkandan mahrum bırakmayalım.