Bazen gelen bayram mı, yoksa hüzün mü tarif etmekte zorlanıyorum. Aklım erdi ereli aynı duyguları taşıyorum dersem abartmış olmam. Sanki hep bir tarafım eksik. Sanki hep o yarım kalan tarafın acısını taşıyorum. İçimde hep bir kelebek heyecanıyla çarpan kanatlarım var ama günün sonunda sessizliğe bürünecekmişim gibi bir hisse kapılıyorum.

Gelen bayramsa peki neden bende hep hüzün yüklü bulutlar var?

Neden bayramları artık çocuksu bir sevinçle karşılayamıyorum?

Neden ben hep ‘bayram gelmiş neyime’ türküsünü terennüm etmek zorunda kalıyorum?

Bütün bu soruların kemirdiği zihnim beni allak bullak etmeye yetiyor dostlar.

Ürkek bir çocuk edasıyla yaratana sığınarak ancak bir ferahlığa kavuşabiliyorum.

Korku ve ümit arasında gidip gelirken bazen korku tarafının beni daha çok sarıp sarmaladığı gibi bir endişenin tutsağı oluyorum. Ümitsizlik haramdır biliyorum. İşte bu yüzden kısır döngü içinde çıkış arayan bir ruh haliyle, başımı bir o yana bir bu yana vurarak korku duvarlarını yıkmak istiyorum. Bazen acaba ben de Hz. Musa gibi kaçarken kurtulabilir miyim diye aklımdan geçiriyor, bazen kardeşlerinin kuyuya bıraktığı Yusuf gibi bir kervancının sesine kulak kesilmek istiyorum. Bazen de mağaraya sığınsam da asırlar boyu uyusam mı acaba diye kendimi her şeyden soyutlamak istiyorum.

Olup bitenler karşısından yüreğimin daraldığını hissediyorum dostlar.

Sanki hep bağıracağım ama kimse beni duymayacakmış gibi bir algının esiri olmuş gibiyim.

Zordayım dostlar! Mazlumların son umudu olan kadim Anadolu’yu merkeze alarak şöyle kendi etrafımda dönsem, başımı çevirdiğim her yerde feryatlarla ve gözyaşlarıyla karşılaşıyorum. Kendi çocuklarımı koklarken, cennet kokan yavruların bombalar altında korkan gözleriyle karşılaşıyorum. Memleketlerinden koparılmış her bir çocuğun cellâtlarının kıyılarına ulaşmak için verdiği mücadeleyi gördükçe kendimden utanıyorum.

Yemen’de üzerlerinde “Made in USA” yazan bombalarla toprağa düşen çocukların ahı bizlere gün yüzü göstermeyecek diye korkuyorum. Gazze’de ilaçsızlıktan hayata gözlerini yuman bebeklerin elleri yakamızı bırakmayacak diye kendimden geçiyorum.

Doğu Türkistan’da uluslar arası ilişkilerde dengeye kurban edilen milyonların gözyaşlarının hepimizi kasıp kavuracağından endişe ediyorum.

Ne dersiniz dostlar, Yemen’in, Suriye’nin, Mısır’ın, Libya’nın, Türkistan’ın, Karabağ’ın çocukları için de bayram mıdır bugün?

Zordayım dostlar! Edeplerinden yüzlerine bakmaya çekindiğimiz genç kızların feryad-ü figanlarını duymamak için kulaklarımı tıkıyor ama bir türlü bu çığlıklardan kaçamıyorum.

Dağılan yuvaları, paramparça olmuş aileleri, yerle yeksan olmuş şehirleri, ayağa kalksalar yüzlerimize tükürecek ecdadı hatırladıkça “örtün üstüme örtün serin karanlıkları” dercesine her şeyden kaçmak, herkesten uzaklaşmak istiyorum.

Sonra aklıma Hendek’te taşa vurduğu her bir darbenin ardından Şam’ın, İran’ın, Yemen’in, İstanbul’un fetihlerini müjdeleyen Peygamber geliyor. Ve sonra vahyin her şeyi kuşatan derinliğinde, “Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin” hitabını hatırlıyor, O’na münacatta bulunuyor, O’na sığınıyor ve bütün bu karmaşık ruh haliyle birlikte o rahmetten nasiplenmek için dua ediyorum. Her şeye rağmen bugün Kurban Bayramı ve biliyorum sizler de, bizler de üzerimize düşenleri yapacağız. Hepimiz biliyoruz ki, Allah’a ulaşacak olan kurbanlarımızın etleri, kanları değil bizim O’na karşı gelmekten sakınmamız olacaktır.

Allah bu milleti izzet ve şereften ayırmasın. Allah mazlumların gözyaşlarının dinmesi için tekrar bu aziz milleti vesile kılsın. Mübarek bayramınız kutlu olsun.