Kirli oyunlar oynanıyor. Biz bu oyunun içinde yokuz desek de bizi etkiliyor doğal olarak. Yıllardır büyük bir gerilim içindeyiz. Gerilimin getirdiklerinin içinden çıkılamıyor. İslâmî düşünce geleneğinin en sıkıntılı zamanlarını yaşadık. Üzerimizde oynanan oyunların dışında kalmayı yeğledik. Bizi kirli oyunların içine çekmeye çok çalıştılar. Birebir bunu yaşamış olanlardanız. Öncülerimiz bizleri sık uyarırlardı. Gerilimli dönemlerde yangın yerinden uzak durulurdu. Bunun çokça yararını gördük. Bizim kuşak kendini okumaya vermişti. Ciddi bir eylemdi bu bizim için. Okuma bilinci bize çok şeyler kazandırdı.

Erzurum’da üniversitede merhum Kemal Bıyıkoğlu görevden alınmış yerine Hurşit Ertuğrul getirilmişti. Birden solcular türemiş ülkücüler ile ciddî bir çatışma başlamıştı. Edebiyat fakültesindeki bir çatışmada, çok gergin bir anda MTTB olarak biz arkadaşlarımızı toplamış, Dekanlık, hocalar ve asistanların olduğu bölümden dışarı çıkarmıştık. Ülkücüler bizi bu konuda, korkaklık ve arka kapıdan kaçmakla suçlamışlardı. O yıllarda hiçbirimizin burnu bile kanamadı. Metin Yüksel ve Sedat Yenigün gibi kimi değerler ve gençler o yıllarda öldürülmüşlerdi. Buna rağmen bizi kanlı ortama çekemediler.

Siyasal anlamda Milli Görüş hareketi en sıkıntılı dönemleri yaşamış, üst üste partiler kapatılmış, soruşturmalar ve mahkûmiyetler olmuştu. Bu kadar gerilimli bir dönem büyük ölçüde kazasız ve belasız atlatılmıştı. Yaşadıklarımız az buz şeyler değildi.

İktidar çevresinde yer alan çıkarcıların özellikle medya kesiminin ve kimi sözcü gibi görünenlerin ortamı ne denli gerdikleri bilinen bir gerçek. İslâmî düşünce geleneğinden gelenlerin nereye doğru nasıl götürüldüklerinin bir görüntüsü. Bu acı gerçek asla göz ardı edilemez.

Başkalarının bize yaptıklarının daha ağırını karşı tarafa yaşatmak, bir korku dünyası oluşturmak, kesimleri baskı altına almak asla bizim üslubumuz değildir. Merhum Erbakan Hocanın RP’nin kapatılmasının hemen ardında yaptığı basın toplantısındaki açıklamalar hâlâ kulaklarımızda: “Hiç kimse bir davranışta bulunmasın. Herkes işine baksın. Partimizin kapatılmış olması sadece bir nokta mesabesindedir.” Mealen söyledikleri bunlardı. Ortama bir sükûnet hâkim olmuştu. Karşı tarafın azgınlıkları, aşırı baskıları görünmezlikten bilinmezlikten gelindi. Elbette 28 Şubat gibi kapkaranlık bir karabasanın yaşanmış olması büyük bir iç birikime neden oldu. Bu dönem de atlatıldı. Ne yazık ki oyun büyük oynanıyordu. Bu büyük oyuna misliyle karşılık vermek ve daha fazlasını yapmak bizim tarzımız olamaz. Gücü eline geçirenlerin onlar gibi zalim olma gibi bir yükümlülüğü yoktur. Zalim olanlara zulmedilerek ve bunu aşırıya götürmek kimseye bir şey kazandırmaz. Ancak bu topraklar üzerinde yaşayanların ve karşıya itilenlerin nefretini ve düşmanlığını artırır. Bu, beklenmedik bir biçimde çığ gibi büyür ve hemen herkesi içine alır.

Türkiye’nin içinde bulunduğu durum sevgi ve hoşgörüye dayalı bir ortam değil. Hemen her kesimin birbirinden nefret ettiği, birbirini boğazlayacağı bir ortama sürükleniliyor. Ateş dört bir yanı sarıyor.

Bugün güçlü olanlar geçmişte gücü elinde bulunduranların durumunu göz ardı etmemeli. Hemen her kesimi düşman ilan etmek kime ne kazandırır Türk-Kürt, Alevi-Sünni, laik-anti laik, paralel ve iktidar gerilimine daha başkaları de eklenecek gibi görünüyor. Buna fırsat verenler var.

Suriye’nin son durumu ile ilgili bir yazıya yoğunlaşmışken gazeteci Ahmet Hakan’a olan saldırı, niyetimizin değişmesine neden oldu. Bu bir tahammülsüzlük örneği. Bu ve benzeri olaylar aylardır geliyorum diyor, bar bar bağırıyor. İş bu kerteye varmış ise daha neler olacağına dair onlarca soru işareti içeriyor. Ve ne yazık ki yangın körükleyiciler ortama öylesine egemen ki kimseye soluk aldırmıyorlar. Yazık çok yazık.

Geçmiş olsun Ahmet Hakan, şifa diliyorum.