Aralık 2013 te PEW Araştırma Merkezi nin Uluslararası
İlişkiler Konseyi (Council on Foreign Relations) ile ortaklaşa düzenlediği
2013 Dünyasında ABD nin Yeri konulu araştırma raporu, Capitol Hill in içinde
bulunduğu vahameti ortaya koyması bakımından önem arz etmektedir.
CFR üyelerinin %70 i, ABD nin tek kutuplu olmasına karşı
çıkarken, ABD nin tek kutuplu bir süper güç olmasını arzulayanların oranı ise
%12 oranında kalmıştır. Keza, ABD nin Afganistan da 12 yıldan beri süre gelen
işgalinin, bu ülkede güven ve istikrarı getirdiğini düşünenlerin sayısı sadece
%21 oranındadır. CFR nin %70 i, yabancı
ülkelerin ABD ye güvenmediğini belirtmektedir. CFR üyelerinin %72 si, Suriye
politikasının ve ortaya çıkan krizin ABD yi zayıflattığını ifade ederken, %74 ü
ise Rusya nın Suriye konusundaki tutumuyla güç kazandığını ve toparlandığını
vurgulamaktadır.
Burada üzerinde durulması gereken en önemli nokta ise,
ABD nin asıl tehlike olarak İslam dünyasını görmesidir. Bu oran %75 ile
tehlikeli bir oranda seyrederken, Rusya daki otoriter (authoritariaism) rejimi
tehlike görenlerin sayısının ise ancak %32 olması dikkat çekicidir. Buna
ilaveten, Müslüman ülkelerde demokrasiyi ve insan haklarını geliştirme konusu
%12 destek görürken, özellikle Mısır gibi Müslüman ülkelerde, istikrar ve
ABD nin çıkarları adına vesayete dayalı militer demokrasi anlayışının
desteklenmesi gerektiğini savunanların sayısının %63 düzeyinde olması
düşündürücüdür.
ABD nin Müslüman ülkelerde sözde demokrasi adına militer
rejimleri savunması ve desteklemesi dikkat çekicidir. Bu rejimlerin sıkı bir
şekilde korunması amacıyla, Richard H. Ledgett Jr. Başkanlığındaki NSA
(National Security Agency), gizli izlemelerle İslam dünyasını sürekli kontrol
ve boyunduruk altında tutmaya çalışmaktadır. Bu duruma farklı bir yaklaşımla
dikkat çekmeye çalışan Michigan Cumhuriyetçi Senatörü Vandenberg; Militer
rejimlere destek amacıyla ABD nin ortaya koyduğu partizan politikalar, hep
suyun en uç noktasında tutunmaya çalışır. Bundan asıl amaç, insanlara
gerçekleri ifade etmekten çok, umut vaat etmektir.
Bu cümleden hareketle, Başbakan Erdoğan ın Arap Baharı
adına Tahrir Meydanı nda ifade ettiği ve Mısır da yadırganan, laiklik vurgusu
ne yazık ki, Cumhuriyetçi Senatör Vandenberg i haklı çıkarmaktadır. Son on
yıldır dünya çapında güç olarak irtifa kaybetmekte olan ABD yönetimi,
Ortadoğu da yaşanan son olaylara dahli ile büyük bir prestij ve güç kaybına
uğramıştır.
ABD nin bu tuzak politikalarının kapanına düşen
yönetimler de, benzer şekilde ülkelerinde güç kaybına uğramışlardır. Ne yazık
ki, Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, CFR nin gerçeği ortaya koyan
raporuna rağmen, hâlâ Türk dış politikasına at gözlüğü yle bakmaya çalışması
şaşırtıcıdır.
Türkiye, Batı gözüyle Doğulu, Doğu gözüyle ise Batılı
bir ülke olarak algılanmaya çalışılmaktadır. Oysaki ABD güdümündeki
politikalarla, ne Doğulu, ne de Batılı olabilmiştir. Türkiye, tarihinin
birikiminden ve bölgedeki güç dengesini oluşturan, jeo- stratejik ve
jeo-politik denge unsurundan hareketle, bir skala merkezi olma adına kafalarda
oluşan beklentileri de boşa çıkarmıştır.
Burada bir noktaya işaret etmek gerekirse, iktidar
partisi Ortadoğu politikasında atması gereken adımlardan imtina gösterirken,
ABD ile attığı adımın bedelini ise ağır bir fatura ile topluma ödettirmeye
devam etmektedir. Ortadoğu politikasına bizzat kendi kamuoyu nezdinde bile
yalnızlaşan Amerikan yönetimi, Ortadoğu politikasında kendisiyle birlikte
hareket eden AKP iktidarını da yalnızlaştırmıştır.
Ortadoğu da cereyan eden olaylar karşısında sadece Saadet
Partisi, taraf değil, çözüm odaklı politikalarıyla ön plana çıkmaya
çalışmıştır.