Başlığa bakıp pek çoğunuzun aklına, Seçimlere bir de

Pensilvanya Partisi mi giriyor sorusu gelebilir. Tabii ki böyle bir parti

yok, olmadığı için de seçimlere girmesi söz konusu değil. Ancak, AK Parti Genel

Başkanı ve Başbakan Erdoğan ın miting meydanlarında sürdürdüğü kavganın ağırlık

noktasını Pensilvanya daki Zat ın oluşturduğunu düşününce sanki böyle bir

parti varmış görüntüsü ortaya çıkıyor. Miting meydanlarında bazı siyasilerin

estirdiği hava belirledikleri strateji gereği olabilir. Uyguladıkları kavgacı

ve ayrıştırıcı üslup ile partilerinin kârlı çıkacağını düşünmüş olabilirler.

Ancak, bu tartışmalardan ülke zarar görüyor. Karşılıklı sertleşmeyi fırsat

bilen bazı gruplar ve örgütler sokakta terör estirmeye başladılar. Toplumun

tümünü tedirgin eden bir siyasi iklim ülkemize hâkim oldu. Sokak gösterilerinde

ölümlerin meydana gelmesi, göstericilerin arasına sızan bir takım terör

gruplarına istedikleri ortamı sağlamış oldu. PKK terörü durdu, artık yürekler

yanmıyor, anneler ağlamıyor diye sevinirken bu defa sokak gösterilerinde

hayatını kaybeden yavrularımızın acısı yürekleri dağlıyor. Ne yazık ki, bu

durum bile siyasileri yumuşatmaya yetmiyor.

Ülkemizin karışması sadece içerideki bazı terör

gruplarını harekete geçirmiyor, olayın bir de dış yansıması var. Avrupa

Parlamentosu (AP) İlerleme Raporu nda Türkiye nin demokratik ilkelere

bağlılıktan uzaklaştığı ileri sürülerek yolsuzluk iddialarının kaygı verici

olduğu vurgulanıyor. Hemen belirteyim ki, AP nin raporu şaşırtıcı değildir.

Ancak, iktidarın hâlâ AB ye girmenin gayreti içinde olması, kendisini

beğendirmek için çırpınmasının yeniden değerlendirilmesi gerekmez mi Bir de

AB nin isteği üzerine Orta Afrika ya asker göndermemizin gündeme gelmiş olması

ayrı bir soru oluşturuyor Çünkü Orta Afrika da işlenen cinayetlerin

sorumlusunun Fransa olduğunu artık bilmeyen kalmadı.

Bu arada ayın başında 14 Ortodoks Kilisesi nin patrik ve

başpiskoposu İstanbul da toplandı. Toplanmaları dikkat çekici olmayabilir ama

Fener Rum Patriği Bartholomeos un, Ayasofya ibadete açılacaksa kilise olmalı

şeklindeki sözleri ülkemizde esmekte olan karmaşa rüzgârı arasında gazetemiz

dışında ne diğer medyanın ne de siyasilerin gündemine geldi. Gazetemiz haberi

iki gün manşetten verdi, ilgililerin dikkatini çekmeye çalıştı. Seçim

kampanyası içinde sükûnetini kaybetmiş siyasi kadroların dikkatini çekmek

mümkün olmadı. Bu noktada Bartholomeos un konu ile ilgili sözlerini aynen

aktarmakta yarar olduğunu düşünüyorum:

Son dönemde Türk kamuoyunun bir kesiminde Ayasofya nın

camiye çevrilmesi yönünde bir meyil gözlemleniyor. Kilise olarak biz buna karşı

durmaktayız. Bizimle beraber böyle bir olasılık karşısında tüm Hıristiyan

dünyası mezhep farkı tanımaksızın yekvücut olup tepkisini ortaya koyacaktır.

Patriğin sözleri ayrıca izahata gerek duyulmayacak kadar

açıktır. Patriğin sözleri açık ama ülkemizde bir duyarsızlık söz konusu. Bu

sözler karşısında kılları kıpırdamayan iktidar, ana muhalefet ile yavru

muhalefetin gıkı çıkmadı/çıkmıyor. Seçimler elbette önemlidir. Ama patriğin

Ayasofya ya yönelik düşüncesi ve hedefleri sanıyorum kazanılacak birkaç

belediye başkanlığından daha önemlidir.

Ülkemizin çıkarları söz konusu olduğunda farklılıkların

bir kenara bırakılması, aramızdaki kavgaya son verilmesi, parti çıkarları

uğruna ülke çıkarlarının bir kenara itilmemesi gerekmez mi