ABD Kongresi Senato kanadının Dış İlişkiler Komitesi nde,

Suriye rejimine yönelik askeri güç kullanım talebinin kabul edilmesinde,

eylemsizliğin riskinin eylemin riskinden daha büyük olduğunu ve bu konunun

Amerika nın kredibilitesiyle İran ve Kuzey Kore gibi ülkelere mesaj niteliğinde

olduğunu vurgulayan Komite Başkanı New Jersey senatörü Demokrat Robert Bob

Menendez, operasyona verdiği büyük katkı ve desteğin arka planında hiç şüphesiz

İsrail menfaatlerinin yatmakta olduğu kesin bir vakıadır.

Şöyle ki;   Robert

Bob Menendez, 27 Mayıs 2013 te Ortadoğu daki gelişmelerle ilgili yaptığı

açıklamada; Ortadoğu da meydana gelen çalkantı, ABD ve İsrail ilişkilerinin

güçlenmesine vesile olacaktır. Bu nedenle, Ortadoğu da Amerikan ve İsrail

çıkarları için bir kenarda durup olayları seyredemeyiz. Şu anda paçalarımızı

sıvayıp, ideallerimiz, menfaatlerimiz ve değerlerimiz için çaba göstermeliyiz

şeklinde beyanda bulunuyordu. Menendez, bölgede en büyük tehdit olarak İran a

da işaret etmekte, İran ın nükleer çalışmalarının bölgede İsrail ve ABD menfaat

ve güvenliğini tehdit edecek düzeye geldiğinin altını çizmeye çalışıyordu.

Suriye ye yönelik askeri güç kullanımı şüphesiz en çok

İsrail i harekete geçirmiştir. İsrail in önde gelen siyasetçileri, İsrail

Başbakanı Netanyahu nun, Tahran ın nükleer programı ile ilgili yalnızlığının

Obama nın Suriye konusundaki sürpriz çıkışıyla birlikte sona erdiği konusunda

hemfikir çıkışlar yapmaktadırlar.

Dünyanın önde gelen nükleer program uzmanlarından David

Albright de yaptığı açıklamada, İran konusunda zaman gittikçe daralıyor. İran,

kırmızı çizgiden sonra gelen siyah çizgiyi geçmek üzeredir. Eğer Batı ve

İsrail, İran ı durdurma konusunda gecikirse, bu ülke 2014 yazına kadar nükleer

silah üretebilme kapasitesine ulaşacaktır ifadesiyle asıl hedefin İran

olduğunu açıkça ortaya koymaya çalışmaktadır.

İsrail in önde gelen politikacıları, İran nükleer

programı konusundaki çıkışlarıyla, bu ülke ile ilgili gerçek niyetini ortaya

koymaya çalışan İsrail Başbakanı Netanyahu nun politikalarını büyük ölçüde

destekler nitelikte açıklamalar yaparak, Suriye den sonra asıl hedefin İran

olması gerektiğini vurgulamaya çalışmaktadırlar.

İsrailli yetkililer, Suriye den sonra İran a yönelik

askeri bir operasyonun Yahudi yılbaşı olan Tahun 1774 (Rosh Hashanah-Roş

Aşana) e kadar, yani 2014 Eylül ayına kadar gerçekleşebilmesi için şimdiden ABD

yönetimi ve Kongre üyelerini etkileme çalışmaları içerisine girmiş

bulunmaktadırlar.

Mısır da Mursi yönetimini deviren diktatöre çanak tutan

ABD ve İsrail yönetimleri, Suriye den sonra İran ı şimdiden hedef tahtasına

koymuş vaziyettedir. Bundan amaç, İsrail in güvenliği önündeki tüm olası

tehditleri tasfiye etmek ve geçmişte olduğu gibi, ABD yörüngesinde hareket

edebilecek olan yeni İran, Mısır, Türkiye saç ayağının sağlam ve güvenilir bir

zemine oturtulmasıdır.

Şu anda birbirleriyle çatışma halinde olan Müslümanlar,

ne için ve kim için çatışmakta olduklarını acaba hesaplayabiliyorlar mı   ABD, Körfez Krizinde olduğu gibi, Müslüman ı

Müslüman a kırdırma politikası güderek, daha sonra müdahale için uygun zemini

yakalayıp kalıcı çıkarları için harekete geçmektedir.

Suriye de müdahaleye alkış tutmadan önce, birbirleriyle

çatışan Müslümanları, bu çatışma ortamına sürükleyen sebepleri iyi incelemek

gerekir kanısındayız. Hatırlanacağı üzere, Clinton -Esed buluşmasında, aynı ABD

Yönetimi, İsrail ile muhtemel bir anlaşma karşılığında Suriye nin terör

listesinden çıkarılması öngörülmüştü.

Afganistan ve Irak ta olduğu gibi, şah-mat taktiğiyle

ve tek taraflı palyatif (geçici) çözümlerle Suriye deki cerahatin iyileşmesi

zor görülmektedir. ABD, bu cerahatin üstüne askeri operasyon yoluyla gitmeye

çalışırken, Ürdün ve Türkiye nin güvenliğini bahane etmeye çalışması asıl amaç

olan İsrail güvenliğinin sağlanmasına yönelik çabaların üstünü örtbas etmeye

yönelik beyhude girişimlerdir.

Ne yazık ki, ABD, sırf İsrail in güvenliğini sağlama

almak için Türkiye nin güvenliğini risk altına almaya çalışılmaktadır.