BİR şeyin azı ne kadar zarar ise aşırısı da o kadar

zarar. Mesela, fazla uyumak sağlığımız açısından risk taşıyor. Fakat aynı

şekilde vücudumuzun ihtiyacını karşılayabilecek miktarda uyumamak da sağlığımız

için risk taşıyor. Çok yemek sağlığımıza zarar getiriyor fakat ihtiyacımız

kadar yememek de sağlık sorunlarına neden olabiliyor.

Her şeyin israf edildiği bir çağda yaşıyoruz. Zaman, emek

ve ekmek israfının önüne geçilemiyor.

Son yıllarda olumlu düşünme kavramına da çok sık vurgu

yapıldığını görmekteyiz. Yani her konuda aşırıya kaçan insanlarımız, bu konuda

da bütün sınırları aşmamızı bekliyorlar. Olumlu düşünmek bir noktaya kadar

gereklidir ve olmalıdır.

Yani bardağın dolu tarafını görebilmeli ve iyimser olmaya

özen göstermeliyiz.

Fakat bunu sınırsız bir düzlemde düşünemeyiz. Kabul

edebileceğimiz ve kabul edemeyeceğimiz şeyler vardır.

Mesela birisi hiç yapmadığınız bir şeyi yaptığınızı

söyleyip size iftira attığında, iftirayı kabullenip geçiştiremeyiz,

haklılığımızı ortaya koymaya ve atılan çamuru temizlemeye çalışırız.

Ya da birinin kutsallarımıza dil uzatmasını nasıl olsa

özgürlük var istediğini desin deyip geçiştiremeyiz. Tepkimizi ortaya koyar ve

savunmaya geçeriz.

Olumlu düşünme alışkanlığımızı geliştirmeliyiz fakat bu

hiçbir zaman her şeyi kabullendiğimiz anlamı taşımamalıdır.

Zira bunun sınırını koymadığınız takdirde iyi ile kötünün

birbirine karışmasına neden olabiliriz. 

Her şeye olumlu tarafından bakıp, olumsuzluğa hiçbir pay

bırakmamanın bazı zararları vardır.

Her an ve her durumda olumlu şeylere odaklandığımız için

olumsuzluğa tahammül edemeyiz. Hiçbir olumsuzluğun olmadığı bir hayal ülkesinde

yaşamaya başlarız. Burada istediğimiz her şeyi kolay yoldan elde

edebileceğimizi sanırız. Fakat hayatın gerçekleri, düşler ülkesinin bütün kural

ve kaidelerini geçersiz kılar ve o vakit hayallerimiz suya düşer. O yüzden bir

olayın olumlu yanına odaklanmalı fakat aynı olayın olumsuz yanlarının da

olabileceğini aklımızdan çıkarmamalıyız.