“Astronot Gamzesi” (şiir) ve “Gömleğin Biri” (öykü) kitaplarıyla tanıdığımız Ahmet Akarsu’nun ikinci şiir kitabı okuyucusu ile buluştu. Kitabın ismi alışıldık şiir kitapları dizgesinden biraz farklı: “Kara Üzüm Güneş De!” Şiir başlıklarının şiire dâhil olduğunu teslim edersek Akarsu’nun şiir başlıkları dize kurmada başarısını yansıtıyor diyebiliriz. “Oduncu Gömleğinden Yırtılan Şiir”, “Şemsiyenin Fısıltısı”, “Güz Kibriti”, “Koridorda Balık Sesleri”, “Hoşluğun Kütüphanesi” gibi başlıklar daha şiire girmeden güzel bir şiiri müjdeler nitelikte. “Işık Balı” başlıklı şiire dikkat:
“Akşam baldır / Kulaklarında / Tıka basa duyarsın
Petekten süzülmüş / Bir kâse / Karanlık
Şimdi bak tasa gün vurdu / Işıktan donmuş bir / Balık içinde”
Ben “Yağmur Şekeri” şiirini de aynı coşkuyla sevdim.
Şu bitmeyen şiire ne demeli?
“Hatırlamak / Hoşluğun kütüphanesi /
Raf raf gülüşü / Eşyanın /
Kumaşların / Makas yanağında” (Hoşluğun Kütüphanesi).
Bitmeyen şiir dedim, yanlış anlaşılmasın. Bazı şiirler bittikleri yerden sessizlik içinde bir sızı gibi sürüp giderler. Bu odur.
“Kara Üzüm Güneş De!” kitabında tek nefeste okunan 27 şiir var.
Henüz kitabın ara sokaklarına girmedim. Zira üzerine daha detaylı iç konuşmaları hak eden bir kitaptan bahsediyorum.
(Kara Üzüm Güneş De!-Ahmet Akarsu-Şule Yayınları)
UNUTTUĞUM NAKARAT
Bir şairin ilk kitabı her zaman masumdur. Bu masumiyet aynı zamanda şiiriyete de katkı sağlar. İddia şiirde şartları zorlamaktan doğan bir yapaylığı da içerisinde barındırır. 1990 doğumlu şairin yaşı ile yaşıt şiirlerini kapsıyor Unuttuğum Nakarat. Hamdi Gün gelenekle modern arasında bir etkileşime sahip. “Kaçırdığım her tren kısalıyor durmadan” dizesi önünde bir elif miktarı duruyorum. Bir şairi okurken dizeler arasında yanan ışıkları oldum olası önemserim. Ses çağrışımlı buluşlar günümüz şiirinin karakteristik özelliklerinden sayılmalı mıdır bilmiyorum. Hamdi Gün de buna kayıtsız kalmamış: “her meydanın adı var er meydanı kapanmış”. “Unuttuğum Nakarat”ta gezdiğim sokakları, biriktirdiğim sesleri ve seslenişleri hatırladım. Kimi dizelerin ortak bir duygunun müşterek esintisi olduğunu fark etmek benim için ayrı bir güzellikti.
Hamdi Gün’ün “Unuttuğum Nakarat” şiirini bu coşkuyla okudum. Buyurun siz de okuyun:
“bir kavgadan çıktım sesim serili yerde
gölgesinde dünyanın büyümedi ağacım
toprak dam, çinko çatı, elim yüzüme perde
çok güneş taşıdım sırtımda aynalarla
şehir yine karanlık ben de payımı aldım
kaçıncı durağı ömrün, inmeyi unuttuğum
bir çocuk ağzından, renk yağmuru sağanak
uyudum tahta beşik, yürüdüm hep uçurum
göz kırptı ölüm alınmadım üstüme
yaşımı hesap ettim adımlarımı sayarak.”
(Unuttuğum Nakarat-Hamdi Gün-Şule Yayınları)