Uygulamadaki tutarsızlıklar ve ikiyüzlülükler sebebiyle “demokrasi” kelimesine bir türlü ısınamadım. Anlam bakımından “halkın yönetimi” anlamında Latince bir kelime! Halkın tercihini esas alıyor; bu tercihler yönünde yönetimler şekilleniyor. Demokrasi “güdümlü” hale gelirse; kelime anlamı aldatmacaya dönüşüyor. Görünüşte yönetimi halk seçmiş oluyor; ama halkın fark edemeyeceği şekildeki çeşitli oyunlarla tercihleri manipüle ediliyor.
Bu ayak oyunlarının Türkiye ve dünyada sayısız örnekleri var. Demokrasi Batı kökenli bir kelime ya! Sömürgeci Batı kendi çıkarlarına hizmet etmeyen halk tercihlerini istemiyor. 1991’de Cezayir’de İslâmî Selâmet Cephesi (FIS) Lideri Abbas Medeni seçimlerde yüzde 47.3 oy alarak 232 milletvekilinden 188’ini kazandı. Halkın oylarıyla iş başına gelmesi gereken Medeni’ye hükümet kurma fırsatı vermediler. Darbeyle siyasetten uzaklaştırdılar.
2012’de Mısır’da Prof. Dr. Muhammed Mursî yüzde 51.73 oy alarak cumhurbaşkanı seçildi. ABD, İslâmî şuurdaki bir cumhurbaşkanını hazmedemedi. Kısa süre sonra Sisi’ye darbe yaptırdı. Mursî hapse atıldı. İnsanlık dışı uygulamalarla Mursî zindanda şehit oldu.
2003’te ABD, Saddam Hüseyin için Iraklılara, “Sizi bir diktatörden kurtarıp demokrasi ve özgürlük getireceğiz” vaadiyle ülkeyi işgal etti. Saddam’ı idam etti. Irak’ta 1.5 milyon insan öldü. Ülke perişan oldu. Şimdi parçalama aşamasındalar.
Millî Görüş Lideri Erbakan’ın 4 partisi kapatıldı. 1995’te birinci parti olmasına rağmen hükümet kurması istenmedi. Şartlar zorladığı için başbakan oldu. Bir sene dolmadan postmodern darbe yaptılar.
BU NASIL DEMOKRASİ?
Türkiye’nin en mağdur insanı olan Millî Görüş’ün kurucu lideri Necmettin Erbakan demokrasi aldatmacasını şöyle anlatır:
“Ne demokrasisi? Sizin yaptığınız aldatmacadan başka bir şey değil. Şu medyanın haline bak! 40 tane senin gazeten, 40 tane televizyonun olacak, benim bir tane olacak. Her şey senin elinde olacak. Her şeyi ona göre tanzim edeceksin. Haydi, gel oynayalım. Böyle oyun mu olur? Neden eşit şartlarda oynanmıyor? Neden şartlar eşit değil?”
Erbakan Hoca ile ilgili teziyle tanınan Işıl Arpacı, Erbakan’ın fikirleri üzerinden demokrasi yerine demokratur oyunu oynandığını anlatır:
“Halkı aldatıp çeşitli medya oyunlarıyla, çeşitli tertiplerle, halka, ‘Siz seçiyorsunuz, kendiniz getirdiniz’ dedirtmek suretiyle istediğini yaptırma kültür emperyalizminin geliştirdiği, bütün ülkelerde uyguladığı bir metottur. Türkiye gibi dünyanın en önemli ülkesinde de bu metot canla başla uygulanıyor.”
Işıl Arpacı devam ediyor: “Siyonizm’in kurguladığı bu oyun, halkın kendi kendisini yönetmesi olan demokrasinin sentezlenmesi, yani demokraturdur. Demokratur halkın idareye alet edilmesidir. Demokratur oyunu ile Siyonizm; medyayı, kamuoyu yoklamalarını ve diğer araçları da kullanarak halka kendi istediği yöneticileri seçtirmekte, seçtirdikten sonra da onları istediği gibi kullanmakta, dünyaya hükmetmektedir.” (Erbakan Özel Sayısı, Anadolu Gençlik, 2015)
Batı zihniyeti gücü, kuvveti hak sebebi sayar; istediğini yapma hakkını kendinde görür. Millî Görüş anlayışı, hakkı üstün tutar, adaleti önceler.
TÜRKİYE’NİN MANZARASI
TÜRKİYE de maalesef Batı’nın etkisindedir. Bazıları gücü, çoğunluğu, ayrıcalığı, çıkarı hak sebebi olarak görüyor. Nice yöneticiler kendileri için “hak” gördüklerini, başkaları için “yok” sayıyorlar. 1923-1950 arasındaki tek parti seçimlerindeki haksızlık konusunda kitaplar yazıldı; çok konuşuldu. Son 21 yılın seçim uygulamalarındaki haksızlık, bencillik ve çıkarcılığın ortaya çıkarılması araştırmacıların mesai yapmasını beklemektedir.
İşte, yine bir seçim dönemindeyiz. Seçime girme yeterliliğine sahip partiler devletin imkânlarından adil olarak faydalanacaklar mı, dersiniz? Devlet TV’leri partilere adil bir tanıtma fırsatı verecek mi? Yoksa devlet imkânları bazıları tarafından “babalarının çiftliği” gibi mi kullanılacak?
Gelişmiş ülkelerde başbakan veya cumhurbaşkanı adayları, TV’lerde halkın karşısına “birlikte” çıkarlar. Halk birlikte tartışan adayları dinler, kıyaslama yapar, daha sağlıklı bir karar verir. Ya Türkiye’de! TV ekranlarından veya meydanlardan birbirine lâf yetiştirirler. Rakiplerine karşı “kahramanlık” gösterisi yaparlar. Kavgacı, hırçın üslûba sahiptirler. Halk da ne olup bittiğini fark etmeden oy kullanır.
İktidar partisi kolay kolay rakipleriyle TV’lerde tartışmak istemiyor. Bir kere Binali Yıldırım ile Ekrem İmamoğlu İBB adayı olarak açıkoturuma çıktı; deneyimli politikacının(!) İmamoğlu karşısında dayanamadığını gördük. Bakalım, bu seçimlerde adayların TV’lerde tartıştıklarını görebilecek miyiz? İktidar partisi buna cesaret edebilir mi, dersiniz? Hele, “ileri demokrasi”den söz eden iktidar, “adil bir seçim” yapılmasının önündeki engelleri kaldırmalı, değil mi?