ABD’nin çıkarları dışında kimse adına savaşmayacağını görmek için ille de Obama’nın, “Biz kimse adına savaşmayız” demesini beklemek gerekmezdi ama bazı Müslüman ülkelerin yöneticilerinin gözünü öylesine iktidar hırsı bürümüş ki, ABD’nin onların koltuğunu koruyor görünmesi çok sevildikleri duygusuna kapılmalarına yol açıyor. Halbuki, ABD’nin özellikle bölgemizde izlediği politikanın sadece kendi çıkarlarını korumak ve kollamak adına olduğunu görmemek için kör olmak gerekiyor. İktidar hırsı gözlerini kör edenlerin bu gerçeği görememesini insan biraz olsun anlıyor ama ABD ile hiçbir çıkar ilişkisi olmayan kitlelerin göremiyor olması üzüntü verici. Bu noktada enformasyonun kitleleri etkileme gücü ortaya çıkıyor.

Komşularımızdaki gelişmeleri şöyle bir hatırladığımızda görürüz ki ABD’nin dostu yoktur çıkarları vardır. Yine, ABD için ülkelerin nasıl yönetildiği, rejimleri, özgürlüklerin yaşanıyor olup olmaması da fazla önemli değildir. Eğer ABD’nin çıkarları için tehlike oluşturmuyorsa bir ülkenin krallar ya da seçilmiş diktatörler tarafından yönetiliyor olması önemli değildir. Bu noktada bir başka hususa daha dikkat çekmek istiyorum. ABD’nin kesinlikle dostluğuna güven olmaz. Çünkü ABD için dostluk değil, çıkarlar önemlidir. Yıllarca Irak’ta Saddam ile birlikte yürüdüler. Saddam’ı sırtını sıvazlayarak Kuveyt’e saldırtan ABD bir süre sonra Suudi Arabistan ve Kuveyt’i Saddam’a karşı korumak(!) adına harekete geçerek bu iki ülkenin zenginliklerinin önemli bir kısmına el koydu. Daha sonra Saddam’ın elinde nükleer ve kimyasal silahlar bulunuyor, bu da komşu ülkeler için tehlike oluşturuyor diyerek Irak’a saldırıp işgal etti, ardından Saddam’ı idam ettirdi. Halbuki, işgal öncesi BM heyeti Irak’ta nükleer ve kimyasal silah bulunmadığı yönünde rapor hazırlamıştı. İşgalden sonra da bu tür silahlar bulunamadı. Irak’ın işgalinin sadece ABD çıkarlarını ve İsrail’in güvenliğinin teminat altına almaktan ibaret olduğu görüldü. Irak o günden bugüne bir türlü huzura kavuşamadığı merkezi hükumet yerine Peşmerge bu ülkenin yönetiminde etkili hale getirildiği bir gerçek. Kısacası, resmen ilan edilmemiş olsa da Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti kurulmuş ve bu devletin sınırlarının genişletilmesi yönündeki tüm gelişmelerde ABD etkili olmuştur.

Etkili olmanın ötesinde planın uygulayıcısı ABD’dir. İşgalin ardından Maliki’nin iş başbakanlığa, Talabani’nin cumhurbaşkanlığına gelmesi dışarıdan bakınca Irak’ın iç dinamiklerinin bir sonucu gibi gösterildi. Ama işin aslı öyle değildi. ABD Irak’ta karmaşanın devam etmesini istiyordu. Çünkü böyle olursa tüm taraflar kendilerini ABD’nin sözde koruyucu kanatları altına gönüllü olarak atacaklardı.

ABD bölgemizde artık kendi adına bile olsa savaşarak planını uygulamak yerine yandaşlarını silah vererek destekleyerek onları savaştırmayı tercih ediyor. Irak’ta son yaşananlarda, IŞİD’in bir anda ortayla çıkarak savaşa girmesi Maliki’nin bir anda ipinin çekilmesi, ABD’nin Kuzey Irak yönetimine silah göndermesi her halde bir tesadüf değildir. Sonuç olarak, ABD’nin bölgemizde şu anda iki müttefiki var. Bunlardan biri Kuzey Irak yönetimi diğeri ise İsrail’dir. Yani, bölgedeki ABD planlarının iki hedefi vardır; birisi İsrail’in güvenliği diğeri ise kendi çıkarları.

Bütün bu gelişmeler kapalı kapılar ardında yaşanıyor değil. Belki planlar gizli hazırlanıyor ama uygulama göstere göstere sergileniyor. Bu bakımdan bin kerede olsa İslam ülkelerini yönetenler iktidar uğruna kendilerini kullandırmaktan vazgeçip, elele vermedikleri sürece meydan sömürgecilere kalmaya devam edecek.