Her şarkı bitimlidir. Sevenleri hiç bitmesin istese bile şarkı bitiverir, diğer şarkıya geçilir. Bazen başa sarar, yeniden okunur ama yine biter. Hayat gibidir bir yerde, bitimsiz bir şarkı yapılmamıştır. Biter ve yerini dinginliğe bırakır. Biter ve ezeli suskunluğun rahatlığı yaşanır.

Bazı şarkıların bitişi şükür sebebidir. Çoğunluğa hoş gelen bu bazı şarkılar kulaktan ziyade gönül tırmalayıcıdır. Bu sebepten şarkının bitişe dönük yüzünde duyanları, duymak zorunda kalanları tarifsiz bir heyecan sarar. Çünkü onlar duymak istememiş, dinlememiş ama maruz kalmışlardır. Dinlemek, istemek, elde etmek özgürlükten sayılabileceği gibi maruz kalmak ve katlanmak zorundalığı zulüm olarak nitelenebilir.

Biz şarkının bitişi bazen çok uzun zaman alır. Yirmibir yıl bir şarkı bitsin diye bekleyenler olur. Nasıl olmuşsa dedikleri gibi cereyan eder ve bir türlü bitmez. Arsızlığa müstenit oynak bir çingene şarkısı gibidir. Hayır, Roman havası değildir, kültür içine sinip yer edinmiş oyun havası hiç değildir. Maruz kalınan ve tüm mahalleyi, tüm şehri, tüm ülkeyi rahatsız etmelik bir şarkıdır. Rahatsız olunduğu fark edildikçe inadına çalınan, inadına başa sarılan, salt çalıp çırpanların ve dahi ifrazat içinde çırpınanların gönlünü hoş etmeye yönelik bir şarkı. Ve hatta şarkı bile denemezdir. Öylesine gürültüdür bebekleri, kuşları, çiçekleri, börtü böceği zamansız uyandıran. Uyandırmakla kalsa iyidir. Her canlıyı ve cansızı yerinden eder. Etmiştir. Argoda canlı diye anılan nakit bile yer değiştirir. Çalma iradesini kendinde görenlerin cebine doğru yol alır. Çokluğundan olsa gerek ceplerin isyanına rastlanır. Kutulardan, tırlardan, uçaklardan, gemiciklerden taşar. O gürültü arasında ihtiyat akçesi diye denen şey bile kaptırılır.

Oynanır da şarkı eşliğinde. Midesi kaldıran seyreder. Kaldıramayan yüzünü öte yana çevirse yüzüne yüzüne nanik yapan muktedirlerle karşılaşır. Aldırmaz belki. Muktedirler aldırır. Bir arada görünen ne varsa parça pinçik edip yutmak için elde kalan hırsıyla saldırır. Hırsından başka neyi vardır ki. Yuttukları boğazına düğümlenmez. Mide geniştir ve iştah yerinde.

Ama bitecektir. Fi tarihinde hali pürmelâl okuyan şair haklıdır: “Düştü ses şarkı bitti / Yırtıldı maske / Yokmuş surat anlaşıldı / Dil sıkıştı kör düğümünde saklandı söz / Yalan işgal etti yedi kapılı şehri / Adlar unutuldu, atlar vuruldu / Nil taştı kandil söndü…” (Suavi Kemal Yazgıç-Felix Culpa)

Ayartabildiklerini oyuna kaldırırlar. Ayartılanlardan bir daha oturan olmaz. Ayarları bozuluverir o saniye. Yeni boğazlardan yer kapma telaşına düşerler yeni bir iştiha ile. Sürekli yiyebilen bir boğazın kenarında yer tutan çerçöpten de olsa nasiplenir elbette. Yemektedirler. Yenilmektedirler. Rahatsız edici, belki Semud Kavmi gibi helak edici gürültüden ibaret şarkının ritimsizliği ömürlerini yer bitirir.

Bir büyüye kapılmak gibidir. Anlayana korkunç gelebilir. Anlamayan nasipsizdir de denebilir. “Biz onların üzerine korkunç bir ses gönderdik! Hayvan ağılına konan kuru çalı-çırpı ve otlar gibi oldular” (Kamer S. 54/13) diye söyler mutlak güç sahibi. Bir şarkı tutturup insanları onunla ardına takabilen, ardında sürükleyen gücü kendinden zanneder. Ve hatta o gücü kendisine Allah’ın bahşettiği vehmine kapılır. Sonuçta yardakçılarla tamamlanan bir serüvendir. Ve şarkı yardakçıların suyudur, ekmeğidir.

Olur olmaz her şarkıda halaya duran yurdum insanını arkalarına almaları işten değildir. Amaçsız bir halay canlıların besin zinciri gibi uzadıkça uzar. İnsanlar hafiften kendine gelmeye başladığında kendini derin bir uçurumun tam kenarında buluverir. Halaydan, şarkıdan, kapılıp gittikleri gürültüden fena halde yorulmuşlardır. Ve acıktırmıştır onca zaman tepinmek. Açlığı yatıştıracak bir şeyler aranırlar. Bulamazlar.

Her şarkı bitimlidir. O şarkı burada bitmezse de elbet bir gün biter.