Trump Amerika’nın 45. Başkanı oldu. Pek beklenen bir sonuç değildi. Anketler, yorumlar, Clinton’un seçileceğine işaret ediyordu. Öyle ki, erken baskıya giren gazetelerden Clinton’ı başkan ilan edenler bile oldu. Buna rağmen, kendi partisi dahil herkesle kavga etmeyi kampanyasının stratejisi haline getiren, her platformda iyi veya kötü tartışılmayı başaran, bu zamana kadar yaptıklarıyla sorunlu bir aday profili çizen Trump, 20 Ocak’ta ABD’nin başkanlık koltuğuna oturacak. Şimdi herkes yeni dönemin şifrelerini çözmeye çalışıyor. Korkudan şaşkına dönen göçmenler Kanada’ya başvurmak için telaş içindeler. Başvuruların kabul edildiği web sitesi hizmet veremez hale geldi. Meksika duvarının gerçekleşme ihtimali Pezo’ya değer kaybettirdi. AB ülkeleri tamamen şok yaşıyorlar. Şımarık bir para babası her şeyi alt üst edecek diye endişeliler. Ne yapacağı tam olarak kestirilemeyen bir kişi nasıl oldu da başkan seçildi diye kendilerine sorup duruyorlar. Bir tarafta Çin’den yapılacak ithalatlara yüksek vergi koyacağını açıklayan, diğer tarafta Putin’e zeytin dalı uzatan bir kişiliği tahlil etmeye çalışıyorlar. Diplomasinin yanına bile uğramamış bir karakterle karşı karşıya olduklarına inanıyorlar. Seçim kampanyası döneminde Müslümanların ABD’ye girişini engelleyeceğini söyleyen, İslamofobide şampiyon, hatta o kadar ki Müslüman Kardeşler’in terör örgütü olarak tanınmasını isteyecek kadar akıl sağlığı noktasında şüpheler uyandıran bir kişi şimdi ABD’nin başına geçiyor. Sanıldığı gibi çok da dünya gerçeklerine uzak(!) değil. Kime mesaj verilmesi gerektiğini gayet iyi biliyor. “İsrail Ortadoğu’daki tek demokrasi ve insan hakları savunucusu ülke” diyerek kimlerin hizmetine talip olduğunu ilan etmekte bir sakınca görmüyor. Resmi yemin töreni öncesi, kendisini oraya taşıyanlara “bağlılık yemini” ederek vefalı (!) olduğu mesajını veriyor.

Trump kazandı ama aslında Clinton 230 bin daha fazla oy aldı. Ancak kazanan aday delege sayıları üzerinden belirlendiği için 29 eyalette ipi göğüsleyen Trump, delege yeter sayısı olan 270’in üzerine çıktı ve 290 delege ile zaferini ilan etti. Bir önceki yazıda Clinton ve Trump’ın seçilmesinin dünya için farklı sonuçlar getirmeyeceğini ifade etmiş ve “Ha Clinton, ha Trump” demiştik. Kanaatimiz değişmedi. Aynı noktadayız. Çünkü ABD’de uzun vadeli planlar Demokratlara veya Cumhuriyetçilere göre yapılmaz. Şimdi bütün devlet kurumları Trump’a brifing vermek için sıraya girmişlerdir. Bugüne kadar yapılanların ve attıkları adımların arka planları hakkında sunumlar yaparlar. ABD için hayati önemde olan işlerin varlığından bahsederler. Buna zaten dünden hazır olan Trump da, iç kamuoyunun gazını alacak birkaç küçük değişiklik yapar ve dünya jandarmalığı eskisi gibi devam eder, gider. Bu zamana kadar olan budur. Eğer dur denilmezse, bundan sonra olacak olan da budur. İsminin içinde “Hüseyin” var diye Obama için kurban kesenlerin aradan geçen sekiz yılda bunu görmüş olmaları gerekir ama bunu anlamışlar mıdır emin değilim. Peki, değişir mi bu düzen? Tabi ki! Bunun için önce mazlumların kendilerini değiştirmesi şart.

Bugün ABD’de, “Trump benim başkanım değil” diye protesto yürüyüşleri yapanların da, Trump’tan büyük beklenti içine girip, sorunları çözeceğine inananların da, yeni ve adil bir sisteme ihtiyacı var. Çünkü mevcut uluslararası düzen zayıfı, güçsüzü yok etmek üzerine programlanmış acımasız bir zulüm düzenidir.

Şu işe bakar mısınız? Obama 20 Ocak’ta Trump’a Beyaz Saray ve başkanlık koltuğuyla birlikte nükleer silahların şifrelerini de devredecekmiş.

“Başkanın acil müdahale çantası” olarak bilinen şifrelerin taşındığı çanta, başkanın sürekli yakınında bulunan bir askeri yetkili tarafından taşınıyormuş. Başkan komuta merkezlerinden uzak bir noktada olduğu bir zamanda eğer ihtiyaç duyarsa dünyanın herhangi bir yerine nükleer saldırı düzenleme emrini verebilecekmiş. Düşünebiliyor musunuz? Başkanlık devir-tesliminde en önemli ritüellerin başında “nükleer çanta”yı yeni başkana vermek varmış. Saddam’ın elinde kitle imha silahları var yalanı üzerinden Irak’ı işgal edenler, nükleer silah ancak bende olabilir diyorlar. Kimileri de hâlâ Trump geldi diye karalar bağlıyor, Clinton seçilemedi diye gözyaşları döküyorlar. Geçelim kimin başkan olduğunu. Biz kendi derdimize yanalım. Onların kurduğu sistemde kişiler değişiyor ama “nükleer çanta” sabit.