Bitlis’in Norşin ilçesinde doğan Şeyh Nurettin Mutlu, Şeyh Abdurrahman-ı Taği’nin torunu Şeyh Mahsum’un oğludur. Şeyh Mahsum Medresesi’nin baş müderrisliğini yapmış ve yüzlerce âlim ve binlerce talebe yetiştirmiştir.
Norşin Medresesi’nin kurucusu Seyda Şeyh Abdurrahman-i Taği’dir. (1831 / 1886) Said Nursî, bu medreseden ve talebelerinden şöyle bahseder:
“Eğer istersen hayalinde Norşin karyesindeki Seyda’nın meclisine git. Bak orada fukara kıyafetinde melikler, padişahlar ve insan elbisesinde melâikeleri bir sohbet-i kudsiyede göreceksin. Sonra Paris’e git ve en büyük localarına gir. Göreceksin ki, akrepler insan elbisesi giymişler ve ifritler adam suretini almışlar. Onların temiz kalplerinin göz bebeğinde Rabbânî boya, gönüllerinde de hakikat ışığı nakşolmuştur.”
Yaklaşık bir yıl önce bu aileden Şeyh Abdulkerim Efendi şehit edilmişti. Merhum Şeyh Nureddin Efendi ise ömrünün yarım asırlık kısmını bu medreseye vakfetmiştir. Kendisi derin bir âlim ve olaylara son derece hâkim bir gönül ehliydi. Zarafeti, nezaketi, ileri görüşlülüğü, gözlerden uzak duruşu ve sözünü hiç kimseden esirgemeden söyleyen tavrı ile örnek bir âlimdi. M. Halil Çiçek hocamızın anlattığına göre bir gün kendisine bölgede çokça hürmet edilen ve eli, eteği öpülen bir hoca kendisini ziyarete gelir. Odada sadece üç kişi vardır. Şeyh Nureddin Efendi gelen kişinin dışarda bilinenin aksine çok da dişe dokunur işler yapmadığının farkındadır. Bunun için kendisine hiç çekinmeden: “Ey… Sen Müslüman olsaydın ne iyi olurdu” der.
Norşin’i çok kereler ziyaret etme fırsatım oldu. Merhum Şeyh Abdülkerim Efendi bizimle yaşıt olduğu için onunla daha samimi bir diyaloğumuz vardı. Ama Şeyh Nureddin Efendi’yi de her defasında özellikle ziyaret ederdik. Son senelerde DİN-BİR-DER’in organize ettiği toplu ziyaretlerimiz de oldu. Bu ziyaretler esnasında Şeyh Nureddin Efendi’den gerçekten çok önemli nasihatler ve tespitler dinledik.
Mesela bir keresinde yaklaşık 45-50 kişi idik. Kendisi: “Bize anlatın bakalım” dedi. Biz kendisinin nasihatlerini dinlemeye geldiğimizi söylesek de: “Bende bir şey yok, siz gezip görüyorsunuz siz anlatın” dedi. Bunun üzerine Trabzonlu bir hoca efendi Türkiye hakkında pembe tablolar çizen bir konuşma yapmaya başladı. Ama Şeyh Efendi çok geçmeden müdahale etti. Türkiye için anlatılanları bilemem ama Norşin’de durumun çok kötü olduğunu, gençlerin içki ve uyuşturucu müptelası olmaya başladığını, eskiden hiç banka şubesi yokken şimdi buradaki banka müdürlerinin faizle çok para sattıkları için ödüllendirildiklerini, eskiden oyun oynanan bir kahve varken ve -o kahveye de bütün millet lanet ederken- bugün onlarcasının olduğunu, içki satıldığını vesaire anlattı. Türkiye’nin genel durumundan da bahsetti. Baktık ki Türkiye nereye gidiyor, bundan tamamıyla haberdar ve bu kötü gidişin acısını çekiyor.
Bir başka toplu ziyaretimizde de yine bizden birisinin konuşmasını emir buyurdu. Arkadaşlar da Sarıgazi Yunus Emre Camii İmamı Mehmed Keskin hocamızın konuşmasını istediler. Mehmed Hoca söze başlayınca kendisine halen görevde olup-olmadığını sordu. Göreve devam ettiğin söyleyince: “Sen sus, hakikati söyleyemezsin” dedi.
Yine bu ziyaret esnasında dinin Müslümanlar tarafından nasıl rafa kaldırıldığını şöyle bir olay anlatarak izah etti. Dedi ki: Bir gün sabah vakti Medrese’de iken dediler ki: “İstanbul’dan bir grup gelmiş sizi ziyaret etmek istiyor.” “Buyursun gelsin” dedim. Üç kişi geldiler. İçlerinden birisi yazarmış. (İsmi bizde mahfuz). Çeşitli sorular sordular. Çok da iyi insanlara da benziyorlardı. Kalkmak istediklerinde dedik ki, “Öğlen vakti yaklaştı, yemek yiyin sonra gidersiniz.” Fakat onlar ısrarla gitmek istediler. Kalmaları için ısrar edince dediler ki: “Arabada bekleyen bir bayan var, onun için acele ediyoruz.” “Kim o, neyinizdir” dedik. Dediler ki: “Bacımız.” “O da bizim eve gitsin” dedik. Bunu da kabul etmediler. Sonra hanginizin bacısı, sizler kardeş misiniz” dedik. O zaman hakikat ortaya çıktı ki kardeş filan değiller. Bunun üzerine kendilerine dedik ki: “Bu hanımla sizin yolculuk yapmanız haram. Ben bu hanımı sizinle göndermem. Onu bizim çocukların yanına göndereceğim. Siz gidin onun mahremi olan birisi gelsin götürsün.” Tabii o sözde İslam’a hizmet için oralara giden bu yazar efendi şok oluyor. Kızarıyor, bozarıyor, çaresizlik içine düşüyor. Derken ilmini Irak’ta tamamlamış ve kendisinin yanında bir takım okumadığı kitapları tamamlamak için gelmiş olan Iraklı bir talebesi devreye giriyor ve: “Siz emri bil ma’ruf görevinizi yaptınız, tutmaya hacet yoktur” diyerek kendisini biraz yumuşatmış ve o da: “Ben fakih değilim, fakih sensin; eğer fetva veriyorsan bırak gitsinler” demiş ve bu şekilde bırakılmışlar.
12 Eylül darbesi ile birlikte maddi imkânsızlık ve talebe yokluğu sebebiyle kapanma noktasına gelen Norşin Medresesi’ni Merhum Şeyh Nureddin Efendi, maddi imkanlar bulup çok değerli müderrisleri Norşen’e getirerek yeniden canlandırmıştır. Bugün bu gayretler sonucu Norşen’de “Seyda Ailesi” iki yüzyıla yaklaşan varlığını korumakta, ilim ve irfan saçmaya, bölge insanının dertlerine çare olmaya devam etmektedir.
Rabbim, makamını âli eylesin.