Bismillahirrahmanirrahim;
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
“Niçin varsın?” sorusuna; “Yok olmak için” cevabını vermek, var olan ve yaşanılan her şeyi bir anda anlamsız kılmak demektir. Siz, bir şey ürettiğinizde; “Bunu niçin ürettin?” sorusuna; “Üretmek için ürettim” cevabını verirseniz bu anlamsız bir cevap olur. Kişi; kendisini, hayatı, kâinatı ve âlemleri yoktan var eden, yarattığı her şeye, bir görev ve sorumluluk yükleyen Allah’ı tanımıyorsa, bu insan gaflet içinde yaşıyor demektir. Bu insan; faizcinin, kumarcının, hırsızın, insanların malını haksız olarak elinden alıp sermaye yapan zalimlerin, şerre hizmet eden kadroların kazandığını zanneder. Peygamberlerin daveti, tevhide ve İslam’a olmuştur. İnsan için, tevhidin ve İslam’ın bir anlamı vardır. Tevhit; “Allah’tan başka ilah yoktur” esasını benimsemek ise, İslam da bu esasın telkin ettiği hayat düzenidir. “İslamsız saadet olmaz” sözü, sıradan, içi boş bir beyan değildir. Allah; “Ancak Müslümanlar olarak ölünüz” buyuruyor. Müslüman olarak ölmenin tek şartı; İslam’ı; itikat, ahlâk, ilim, iktisat, hukuk ve siyaset olarak benimsemek ve yaşamaktır. Bu işler birden olmuyor diyerek, tevhit ile materyalizmi, İslam ile faizci kapitalizmi sentezlemeye çalışanların “Müslümanlar olarak ölmeleri” mümkün olabilir mi? Müslüman’ım diyen insanlar, İslam ile Müslümanlık arasında olması gereken uyumu ve bütünlüğü sağlayamadıkları zaman, faizci kapitalist düzene hizmet eden köleler olurlar. Gerçek kazanmak, Müslümanlar olarak ölmeyi başarmaktır. Bu da iman ve cihat ile olur. Ölüm; sıkıntılarla dolu fani bir diyardan, ölümün olmadığı, ebedi, mükâfatlarla dolu zahmet ve sıkıntının bulunmadığı, sevdiğimiz her şeyin bulunduğu bir diyara yolculuktur. Bu yolculuğu, bütün bir düzen olarak İslam ile yapanlar kazanırlar. Diğerleri kaybeder.

DİRİLİŞ
Materyalizm, faizci kapitalizm ölümdür, İslam ve Adil Düzen ise diriliştir. Karanlık; hayatı İslamsız, aydınlık ise; hayatı İslam ile yaşamaktır. Bir TV kanalı; bir spor müsabakasında Konyalıların İzmir Marşı’nı coşkuyla söylediklerini önemli bir haber olarak sunuyor. Mesele marş değil, başka bir şey… İş geliyor, çağdaş yaşamı desteklemeye dayandırılıyor. Çağdaş yaşam denilen şey; hayatın; Kur’an’dan, sünnetten ve İslam’dan, hak ve adalet esaslarına göre yürüyen Adil Düzen’den kopartılmasıdır. Kelimeleri yerinden oynatarak elde edilen taklit ürünlerle bir millet ayağa kalkmaz. Bir ülkede; “Önce Ahlak ve Maneviyat” dikkate alınmıyorsa, maddi ve manevi kalkınma birlikte ele alınıp yürütülmüyorsa, adalet, emanet, liyakat yoksa helal yerine haram konuluyorsa, Batıcılık karanlığı Milli Görüş’ün Adil Düzen aydınlığını görünmez kılar. Yaşadığımız hayatta güçlü ve zalim insanlar var. Çoğu kez bunlar; “Ben hem Müslüman’ım derim, hem de faizci kapitalist düzeni katı bir şekilde yürütürüm ve kimseye hesap vermem” havası içindedirler. Diğer taraftan zavallı, güçsüz, her türlü haksızlığa maruz kalıp hakkını alamayanlar var. Günün birinde, zalim cezasını, mazlum da hakkını alamadan ölüp gidebiliyor. Çünkü insanların dünya hayatı, bir imtihandan ibarettir. Bu imtihanda, zalimler de mazlumlar da, ahiret hayatı için sermaye biriktiriyor. Hesap günü; Allah her şeyin hesabını soracak, zalimden mazlumun hakkına alacak ve mutlak adalet tecelli edecektir. Fert ve toplum, dirilişin derdini taşırsa saadet bulur. Öldükten sonra bir gün dirilme ve yaşanılan hayatın hesabını verme inancı, dirilişin tek güçlü dayanağıdır. Fakat biz, tüm yatırımlarımızı bu dünyaya yönlendirerek yaşadığımız hayatı ve yeri sahte cennet haline getirmeye koyulunca ahireti de cenneti ve cehennemi de unutuyoruz. İnkâr, şirk, nifak, lüks, israf ile yaşadığımız hayatı, materyalistlerin uydurma cenneti gibi yapma çabası bizleri zillete düşürüyor. Mezardakilerin pişman oldukları şeyler yüzünden dünyadakiler birbirlerini kırıp geçiriyor.

GERÇEK ÖZGÜRLÜK
Gerçek özgürlük, hayatı Allah ve Peygamber ile yaşamaktır. Bunun için okuyacağımız ve bildirdiği esaslara uyacağımız tek kitap, Kur’an’ı Kerim’dir. İnsan, Allah’a ne kadar yakın olur, O’na ne kadar bağlanırsa o kadar özgürdür. Allah’tan uzak yaşayan insanlar, şeytan ve adamlarına kölelik yaparlar. Bu köleler; mobilyalarının ve arabalarının çizilmesine hiç dayanamazlar. Ama her gün dinleri, imanları, şerefleri, namusları çizilir, hiç rahatsız olmazlar.
Böyle insanların özgürlükten bahsetmeleri, kölelerin özgürlük dersi vermesine benzer. Hayatın geçiciliğini kalbine ve kafasına oturtmuş bir Müslüman, materyalist, kapitalist, sosyalist ve liberal olmaz. Ölümü tefekkür ederek yaşamak, fert ve toplumu Allah’a ve İslam’a bağlar, hesaba çekilmeden önce kendini hesaba çeker. İnsan, bir eşya satın alırken, önüne konan iki maldan, iyisi olsun diyerek daha kalıcısını tercih ettiği halde, Allah’ın önüne koyduğu iki hayattan geçici olanı tercih eder, kalıcı olanı terk ederse, hürriyetini kaybeder. Kur’an’a baktığımız zaman, adeta tüm azgınlık, isyan ve başkaldırıların tek sebebinin ahireti ve hesap gününü hesaba katmadan yaşamak olduğunu görürüz. Kur’an; terbiye etmeye çalıştığı insanda ilk etapta ahiret endişesi oluşturmaya çalışır. Allah’a ve ahirete iman; en büyük ve gerçek anlamda tek otokontrol mekanizmasıdır. Eğer bir insan, yaptığı bir kötülüğün cezasını görmeyeceğini bilse, niye o kötülükten vazgeçsin veya yapacağı bir iyiliğin karşılığında mükâfat yoksa niçin o iyiliği yapsın? Ama düşünün ki “bir varlık” var ve “bir gün” var. O varlık, o günde yaptığınız tüm iyiliklerin karşılıklarını kat kat fazlasıyla verecek ve yaptığınız kötülüklerin de cezasını verecek. O varlık ki, hiçbir iyiliği unutmaz, adaletli, kimseye zerre kadar zulmetmez. İnsan, böyle bir varlığa iman edip sadece O’nun rızasını kazanmak idealiyle yaşadığı zaman, artık siz bu insanları “Allah’ın rızasını kazanma” amacıyla iyi şeylere kolayca yönlendirebilir ve kötü şeylerden de kolayca sakındırabilirsiniz. Selam hidayete tabi olanlara…