Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Fert ve toplumların tercih ettiği iki zihniyet vardır. Bunlardan birisi; kuvveti üstün tutan zihniyettir. Bu zihniyet geçmişte firavunlar tarafından temsil edilmişken, günümüzde inkârcı ve ırkçı Yahudiler ile haçlı batı, yani Hıristiyanlar tarafından temsil edilmektedir. Siyonizm ve kapitalizm. Bunlara göre hak; çoğunluktan, kuvvetten, çıkar ve imtiyazdan doğar. Bu hak anlayışına göre, insan efendiler ve köleler olarak tasnif edilir. Efendiler, dünyanın ve iktidarın sahibi, köleler ise efendilere hizmet için yaratılmış varlıklardır. Onlar böyle düşünüyorlar ve doğan her insanın günahkâr olarak doğduğuna inanıyorlar. Günahlardan kurtulmak için, ya kilisenin vaftizine ihtiyaç vardır veya kendilerini üstün ırk olarak gören Siyonistlerin köleliğini kabullenip rıza göstermek vardır. Onlara göre bu iki yolun dışında başka kurtuluş yolu yoktur. Allah Teâlâ; onların bu kuruntularını şöyle ifade eder ve şu cevabı verir: Bakara 135: “Yahudiler ve Hristiyanlar: ‘Yahudi ya da Hristiyan olunuz ki, hidayete ermiş, doğru, hak yolu bulmuş olasınız’ dediler. Sen de: ‘hayır, Hanif olan, Hakk’a ve tevhide yönelik İbrahim’in dininde, İslam dininde birleşelim. Hiçbir zaman o, ilahlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah’a ortak koşan, gizli şirk yaşayan, başka otoriteler de kabul eden müşriklerden olmadı’ de.” Günümüzde bize, gelin Avrupa Birliği’ne girin, çağdaş ve medeni olun diyenlere vermemiz gereken cevabı Rabbimiz talim ettiriyor ve bu cevabın; ‘hayır, sizin teklif ettiğinize değil, Allah’ın telkin ve teklif ettiği İslam’a, Hz. İbrahim’in uyduğu gibi uyarız, biz inkârcı Siyonizm’den, Allah’a ortak koşan müşrik Hıristiyanlardan olamayız’ olduğunu telkin ediyor. Kur’an’ı ciddiye alan her Müslüman, Allah’ın rızası İslam'a din ve düzen olarak teslim olmanın derdini taşır.

HAKKI ÜSTÜN TUTAN ZİHNİYET

Yukarıda iki zihniyetten söz etmiştik, bu zihniyetlerden birisi de, hakkı üstün tutan zihniyettir. Bu zihniyeti, tarih buyunca peygamberler temsil etmiştir. Günümüzde ise bu kapıyı Milli Görüş ve Müslüman topluluklar birliği tutmuştur. Kuvveti üstün tutan zihniyet mensuplarının itibar ettikleri yanlış hak anlayışına mukabil, hakkı üstün tutanların esas aldıkları hak anlayışı ise şudur: 1-Doğuştan insanlara verilen haklar, temel insan hakları; a-Yaşama, b-Mülkiyet, c-İnanç hürriyeti; 4 unsuru ile ifade hürriyeti, öğrenim hürriyeti, örgütlenme hürriyeti, inandığı gibi yaşayabilme ve ibadet hürriyeti. d-Neslin muhafazası, e-Aklın muhafazası hürriyeti, f-Ve diğer bilinen temel insan hakları hürriyetleri; seyahat, iş tutabilme, meslek seçebilme gibi. 2-Emek. 3-Rıza ile yapılan anlaşma ve mukaveleler. 4-Adalet gereği doğan haklar. Bu hak anlayışı, insanın fıtratına uygundur ve buna göre insan temiz bir fıtratla, günahsız olarak doğar. Akıl baliğ olduktan sonra, kendi tercihiyle günahkâr olabilir. Bu günahlardan kurtulması da yine kendi tercihi ile yapacağı bir tövbe ile olur. Burada kilise gibi aracı kurumlara ihtiyaç yoktur. Müslümanlar, geniş bir kesimi ifade etmektedir. Bunların içinde, fasıkı, faciri, liberali, muhafazakârı, münafığı, Sünni’si ve ehli kıblesi vardır. Ben Müslüman’ım demek, tek başına yeterli olmuyor. Burada şuurlu Müslüman olmak gerekir. Peygamberimizi ciddiye alanlar, şu hadisi istikametinde kendilerini muhasebe ederler. Peygamber Efendimiz buyuruyor: “Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Biri dışında hepsi ateştedir” buyurmuştur. Sahabeler sordular: “Ya Resulellah, o kurtulan fırka hangi fırka olacaktır?” Peygamberimiz şöyle cevap vermiştir: “Benim ve ashabımın üzerinde bulunduğu yol üzere olanlardır.” (İbni Mace) Burada dikkate alınması gereke konu, Müslümanların tek bir ümmet halinde olmalarına mani olan ve zulme karşı verilen mücadelede gücü zayıflatan tefrikadır. Ümmet içinde birliğe zarar vermeyen fikir ayrılıkları ise rahmet sayılmıştır. Kur’an’da zikredilen şu ayetler, kurtuluşa erecek olanları net bir şekilde ifade eder. Hucurat 15: “Müminler ancak o kimselerdir ki, Allah’a ve Resulüne iman ettikten sonra, hiçbir şüpheye sapmayıp, imanlarında sarsıntı geçirmeyen ve böylece Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaşan kimselerdir. İşte iman iddiasında doğru olanlar onlardır.” Maide 35: “Ey iman edenler. Allah’tan ittika edin. O’na yaklaşmaya yol arayın ve yolunda cihat edin ki kurtuluşa eresiniz.” Zulmün ve kötülüklerin engellenmesi için farz olan cihadı terk eden, zalimlerle işbirliği içinde olan hiçbir topluluğun cehennem azabından kurtulma imkânı olmaz.

MİLLİ GÖRÜŞ

Milli Görüş; yolunu Kur’an, sünnet ve salim fıkıhla yürüyenlerin yoludur. Fert ve toplumu, hayra, İslam’a çağırır, maruf olan adil dizeni telkin ve teklif eder, münker olan faizci kapitalist düzenin yaptığı tahribatı önlemeye çalışır, fesat siyasetiyle mücadele eder. Milli Görüş; fert ve toplumun inandığı gibi yaşamak istemesidir. Bunun için Milli Görüşçüler, Kur’an’ın, İslam’ın maruf ve münker, helal ve haram düzenine iman ederler ve bu düzene göre yaşamak isterler. Şuurlu bir Müslüman için, bundan daha doğal bir şey olamaz. İslam; bütünüyle bir hayat nizamıdır. Bundan bir şeyler eksiltmeye yönelmek, kulu İslam’dan uzaklaştırır. Gayesi, adil düzen olmayan, İslam Birliği için çalışmayan, bütün insanlık saadet bulsun diye, yeni bir saadet dünyasının kurulması derdini taşımayan bir Müslüman’ın, Müslümanlığının kimseye bir hayrı olmaz. “La ilahe İllallah” diyen ve manasını bilen bir kimse, hiçbir şart altında zalimlere boyun eğmez. ABD ve İsrail’i stratejik müttefik edinmez. “Muhammed’ün Resulüllah” diyen ve bu şehadete teslim olan bir kimse de O’nun temsil ettiği ıslah siyasetine tabi olur. Şer ve ifsat siyasetinden uzak durur. Selam hidayete tabi olanlara…