Türkiye, uluslararası arenada zaman zaman güçlü bir aktör gibi görünse de, bu gücün tutarlılıkla desteklenmediği pek çok alan mevcut. Rusya-Ukrayna Savaşı’nda arabuluculuk yapması elbette ki önemlidir. Diplomasi masasında söz sahibi olmak büyük devlet olmanın göstergesidir. Ancak aynı irade ve kararlılığı İsrail-Filistin meselesinde göremiyoruz maalesef. Sözde Filistin’in yanındayız ama özde sessiziz.
Mavi Marmara olayını unutmadık. Yardım götüren sivillerin saldırıya uğradığı bir olayın üzerinden yıllar geçti. Bugün benzer şekilde Filistin’e insani yardım ulaştırmak isterken alçak Siyonistlerce saldırılan bir gemimiz, limana yanaşmak için Ulaştırma Bakanlığı’ndan izin alamıyor. Bu da bize, "Gerçekten kimin yanındayız?" sorusunu sorduruyor maalesef.
Ekonomik cephede de tablo pek farklı değil. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in “İslami Finansman Kanunu hazırlıyoruz” açıklaması heyecan yaratmış olabilir. Bunun olmasını canıgönülden destekler ve isteriz. Lakin faize dayalı bir sistemde, adil paylaşımı esas alan bir finans modelini ne kadar hayata geçirebiliriz? Katılım bankalarının dahi kredi mantığıyla çalıştığı bir düzende, bu ideal sadece kâğıt üstünde kalmaya mahkûmdur. Esasen adil düzen içerisinde öteden beri Millî Görüş zihniyetinin uygulamaya koyduğu zaman zaman iktidar ortağı olduğunda kısmen hayata geçirdiği adil düzen içerisinde mevcuttur. Millî Görüş’ün iktidarında bu sistem vücut bulabilir.
Kurban Bayramı yaklaşırken asıl soruya geliyoruz: Bu bayram kimin için bayram? Yıllardır iş bulamayan üniversite mezunu gençler için mi? Geçim sıkıntısından ikinci işe başlayan emekliler için mi? Ya da bir yılda sadece bayramda et görebilen milyonlarca yoksul ve engelliler için mi?
Bakın bir halk ozanı ne güzel söylemiş:
“Kurban geldi neyleyim,
Kesecek gücüm yoktur.
Torun ister harçlığım,
Cebimde beş kuruş yoktur.”
Bu sadece bir dörtlük değil, bu ülkenin gerçeğidir. Marketlerde etiketler değiştikçe, sofralarda tabaklar küçülüyor. Kurban kesmek, sadece dini bir vecibe değil; bir ailenin, komşusunun sofrasına et koyabilmesi demekti. Şimdi o paylaşım bile zenginlerin lüksüne dönüşmüş durumda.
Sonuç olarak; güçlü devlet olmak dışarıda büyük söz söylemekle değil, içeride adaleti ve gelir dağılımında eşitliği sağlamakla mümkündür. Eğer vatandaşın bayramı yoksa, bu ülkenin gerçekten bayram edecek hali yoktur. Ne zaman ki emekli, asgari ücretli, engelli kurbanını kesebilecek duruma gelir, işte bayram o bayram olur… Ülkemizin ve bütün İslam âleminin özlediğimiz bayrama kavuşması dileğiyle, Kurban Bayramı’nın hayırlara vesile olmasını Yüce Allah’tan (c.c.) niyaz ediyoruz, vesselam…