Eğitimin temel amacı, dünya ve ahiret hayatında insanı mutlu kılmaktır. Eğitim beceri, meslek ve makam sahibi yapmanın ötesinde, insanı cehaletten kurtarıp, hayatı anlamlandıran, aklını kullanan, nefsini kontrol altında tutabilen; ilmi ile âmil, çevresiyle iletişim kurabilen erdemli insan yetiştirme “sanatsal faaliyet”inin adıdır.
Eğitimin daha ilk merhalesinde, çocuklara okuma yazma ve iyi bir dil eğitimi verilirken, bunların yanında mutlaka matematiğin öğretilmesi gerekir. Günlük hayatta da sıkça ihtiyaç duyulan matematik, zihni açar ve insanın zihin jimnastiği yapmasını kolaylaştırır. Dil ve matematik, eğitimin temelini oluşturmalıdır. Tarihî sürece bakıldığında, bu iki hususun önemsendiği devirler altın çağları doğurmuştur.
Hiç kuşkusuz eğitim her şeyden önce, öğrenci ile hoca arasında saygı, bağlılık ve sadakat bağlarının kurulduğu bir sosyalleşme vasıtasıdır. İlim, öğrenci ile hoca arasında süreklilik kazanan bir ağ ve bağ oluşturur. Geçmişte böyle bir uygulamanın neticesi olarak öğrenci, hocasının kızıyla evlenir ve böylece akrabalık bağı da kurulurdu. Bu da hocanın, öğrencisini kendi evlâdı gibi görüp yetiştirdiğinin bir göstergesiydi. Eğitimin en önemli ayağını âdâbımuâşeret, meslek ahlâkı ve sosyalleşme oluşturmaktadır. Bu hal, toplumun merkezinde yer alan örnek bir sosyal çevrenin oluşmasına sebep olmaktadır. Söz konusu ilişkiler şehir hayatında gerçekleştiği için ulemâ her şeyden önce “şehirli”dir. Başka bir ifadeyle âlimin alâmet-i fârikası “şehirli” olmaktır. Elbette kırsal kesimde faaliyet gösterenler de vardır. Şehirli âlimlerin bir vazifesi de, kırsal kökene sahip âlimin “şehirlileşmesini temin etmek” gibi önemli bir sosyal hareketliliğe de öncülük etmekteydi.
Böylece bilimsel nosyonunu ve sosyalleşme sürecini tamamlamış kişi, ilim dünyasına katılma hakkına da sahip olur. Kişiye para pul, soy sop değil “ilim” itibar kazandırır. Çünkü rütbelerin en yükseği ilim rütbesidir. İlim, hesap kitaptır. Âlim de hesap kitap adamıdır yani hesabını ve kitabını bilen kişidir. İlim âlime neyi ne zaman yapması veya söylemesi gerektiğini öğretir. Buna “ilm-i siyaset” dendiği gibi “ilmin siyaseti” de denir. Âlim tam bir sorumluluk ve vebal altındadır. Sorumluluğunu bilirken, yaptığının ne gibi uzantıları olabileceğini “hesap etmek” durumundadır.
Böyle bir sorumluluk ve yükümlülük çerçevesinde geçmişte ve günümüzde âlimler önemli fonksiyonlar icra etmiş ve etmektedirler. İlmin kendilerine yüklediği sorumluluk bilinciyle “şehirli toplum”u yönlendirmektedirler.
Matematik doğru ve berrak düşünmeyi öğretir. Bu sebeple “eşya”nın matematiğini bilmeden varlıklar hakkında sağlıklı sonuçlara ulaşmak mümkün değildir. Çünkü matematik yani hesap kitap bilmeyen insanın kafası karışıktır.
Günümüz eğitim sisteminde karmaşa hâkim olduğu için matematik “zor” olarak görülür. Matematik sağlam temeller üzerine inşa edilmeyi şart koşar. Bu yüzden zihinlerin berrak olması gerekir. Matematikte temele konan her taşın bir anlamı ve önemi vardır. Temel sağlam değilse ileri gitmek “zor”dur. Meselâ sosyal bilimlerde, aradaki eksiklikler ileri gitmeye engel teşkil etmez. Fakat matematikte aradaki boşluk veya boşluklar ileri gitmeye engeldir, matematiğin zorlaşması bu yüzdendir. Matematik hayatın her alanında vardır. Önemli olan “doğru yöntemler”le hareket etmektir. Çünkü her ilmin kendine göre bir yöntemi vardır. Meselâ insana ait algıların duyu ve akıl şeklinde iki kaynağı vardır. Bütün canlılarda ortak olan duyular maddî ve zamansaldır. Duyular imajlara dayanır. İnsana özgü olan akıl ise bütün varlığın cins ve türlerini kapsar. Aksiyomlar herhangi bir duyusal araca başvurmadan zorunlu olarak tasdik edilmektedir. Bütün ileri teknolojilerin temelinde matematik vardır. Söz gelimi bilgisayarlı tomografi matematiğe dayanır. Fizik, değişime konu olan varlıkları inceler. Cebirde ise semboller söz konusudur, bu yüzden cebir soyutlamayı öğretir. Sembollerle denklemler çözülür. Bu yüzden matematik ikna değil ispat yöntemini kullanır. Matematikte 2000 yıl önce ispat edilmiş bir teorem bugün de geçerlidir. Matematik kullanarak ve düşünerek öğrenilir. Eğitimde “ortalama eğitim” söz konusu olunca seviye düşer. Günümüz eğitiminde bireysel başarılara şans tanınmıyor.
Başarıya odaklanmak gerek, bu da bireyselliği şart koşar; kolektif başarı olmaz. Tek başınıza olacaksınız başarılı olabilmek için, çünkü matematik “tefekkür”dür. Zaman ve “ortam”a göre eğitim vermek gerekir. Mesela elit eğitime fırsat vermek şarttır. Okumak isteyen insanın önü açılmalıdır. İleri, daha ileri gitsin! Ona “dur” demenin anlamsızlığını artık anlamak gerekir. Öğrenci sayısı arttıkça eğitim seviyesi düşer. Olağanüstü yetişmiş öğrencilerin üniversite sınavlarında başarılı olamamalarının sebepleri ve çarelerini araştırma lâzımdır. Eğitimde öğretmen çok önemlidir. Öğretmen çok bilecek fakat az şey öğretecektir. Eğitimde öğretmenler arasında rekabet olmalıdır. “Sıfırcı öğretmen” olmaz; öğretmenin görevi ve rolü öğrencinin öğrenmesine yardımcı olmaktır. Bu yüzden kıt not vermek marifet değildir.
Eğitimde “korku”ya yer vermemek gerekir. Okul, ev ve bireysel kanaatlerde böyle bir söyleme yer verilmezse herkes matematik öğrenebilir. Ancak öğrenme süresi kişiye göre değişir. Fakat temelden itibaren sağlam olması gerekir. Bu arada ders kitaplarının “grup çalışması” şeklinde hazırlanması gerekir. Ders kitabında mantık yanlışı olmamalıdır. Ülkemizde matematikte başarı oranı düşüktür, bunun yükseltilmesi için motivasyon şarttır. İnsan en az enerji ile yaşamaya meyillidir. Bu anlamda zihin tembelliğine yer verilmemelidir. Kişi kendini zorlamaz, onu zorlayan sebeplerin olması gerekir. Bilim adamlarının genellikle az gelirli veya orta gelirli ailelerin çocukları arasından çıktığı unutulmamalıdır. Sonuç olarak matematik tefekkürdür, bunun için de ezberi sevmez. Ezber neticede taklitçiliğe, donukluğa ve bunların neticesinde de tahammülsüzlüğe sebep olur ve olmaktadır.