Bir toplumun kalkınmışlığı sadece ekonomik seviye ile

ölçülemez aynı zamanda ahlak ve erdemler alanında da beklenen düzeye ulaşılması

gerekir. Bunun için evimizde, sokağımızda ve yaşadığımız bütün ortamlarda

ahlaki ilkelerin hâkim olması şarttır. Toplumsal rollerimizi icra ederken

ahlaki düsturlara yaslanmalı ve gücümüzü buradan almalıyız.

Geçtiğimiz hafta otobüste iki kişinin konuşmasına şahit

oldum. Adam yanındaki arkadaşına Her şeye sahibiz, evlerimizde bilgisayar var,

çocuklarımız özel okullarda okuyor, hanımlarımız kızlarımız çalışıp para

kazanıyor. Peki, şu sokaklarda cinnet geçiren adamlar neyin nesi, nerede hata

yapıyoruz diye soruyor. Arkadaşı ise bu soruya tek cümle ile cevap veriyor ve

Maneviyat kalmadı o yüzden diyor.

Komşum, artık haberleri izleyemiyorum, her gün cinnet

geçiren bir adamın kanlı eylemi ile karşılaşıyorum. İçim acıyor, korkuyorum,

cinnetin kapıma kadar gelebileceğinden endişe ediyorum diyor. Elinde silahla

birkaç kişiyi öldürüp hayatına son veren adamların acı sonu belliğimizden

silinmiyor. Bu görüntülere nasıl alıştırıldığımızı ve şiddeti nasıl normalleştirdiğimizi

anlamakta ise güçlük çekiyoruz. Uzmanlar cinnetin nedenleri arasında, ekonomik

sorunları, aile içi anlaşmazlıkları, iş ortamında yaşanan çatışmaları,

psikolojik sorunları, ferdin güvensizliğini ve çağın getirdiği sorunları

sayarken, zayıflayan değerlere pek değinmiyorlar. Oysa sorun ahlaki değerlerin

zayıflaması ve insanlarımızın bu değerlere yabancı kalmaları ile alakalıdır.

Yaşanan sosyo ekonomik sorunlar tek başına intihar ve şiddet nedeni olarak

görülemez, görülmemelidir. Eğer öyle olsaydı, bu gün dünyanın çeşitli

ülkelerinde açlık, savaşlar, yoksulluk gibi ağır imtihanlardan geçen insanların

intihar ve cinnetle benzer görüntüleri sergilemeleri gerekirdi. Oysa bu

insanların hayata güçlü bir şekilde tutunarak mücadele ettiklerini görmekteyiz.

Öfkesine Yenik Düşen Zayıftır

Toplum olarak öfkemizi sonuna kadar biriktirip patlamaya

hazır birer bombaya dönüşüyoruz. Yaşanan öfke patlamaları kavga ve cinayetle

bitebiliyor. Öfkeye yenik düşen kişi kendini aciz hissediyor ve ani bir patlama

ile kırıp döküyor katlediyor ve daha akla hayale gelmeyecek hatalara düşüyor.

Kişi kurbanların ardından kendini de öldürerek hem onları hem kendini

cezalandırdığını düşünüyor. Eşini çocuklarını, arkadaşlarını ya da tanımadığı

kişileri katleden bir kişinin ruh sağlığının yerinde olduğunu düşünmek

imkânsızdır. Ancak olaylar bu raddeye gelmeden önlem almak ve çocuklarımıza

doğru bakmayı ve doğru yaşamayı öğretmek zorundayız. Eğer bunu başarabilirsek,

çocuklarımız nasıl yaşamaları nasıl düşünmeleri ve nasıl davranmaları gerektiğini

bilecek ve düştüklerinde kalkmayı başaracaklardır.