İnsanların kurumların önüne geçtiği, toplumu bir arada tutan her türlü değerin anlamını ve ağırlığını yitirdiği ortamlarda kırılganlıktan ziyade ağır hasarlar vardır. Onun için bu hasarların boyutu artık hiçbir şeyin işleyemez olduğu bir noktaya varıldığında acı bir şekilde fark edilir. Bugün yaşanan olayları gözümüzün önüne şöyle bir getirdiğimizde meselenin ucunun ne kadar çok önceden kaçtığını çok rahatlıkla söyleyebiliriz. Sistemin giderek anlamsız bir zemine oturduğu ne bugüne ne de yarına bir anlam ifade edemeyeceği eşikte insanların asıl meselelerinin birbirlerinin farklılıkları değil aslında yöneticilerin uyguladıkları anlamsız yanlış politikaların etkisi olduğudur.

Elbette insanın cüzdanında yangın başlamışsa o vakitten sonra hiçbir tarafgirliğin fayda etmeyeceği muhakkaktır. Bunların üzerinden üretilen kimlik vb. algıların, algı yönlendirmelerinin de bir fayda etmediği muhakkaktır. Bugün ekonomik gidişatın ortaya çıkardığı boşluğu artık hiçbir rüzgâr dolduramaz. Yirmi yılda sadece kurumları değil insan gücünü de öğüten iktidar, kendini, konumunu muhafaza etmek için son yıllarda sürekli girdiği din-inanç sahasından durumun üzerini örtmek ve kitleleri etkilemek için buradan kendine zeminler oluşturmaya çalışıyor. Alıcısı var mıdır? Elbette olabilir ancak bu satın almada bu gidişatı durdurmaya yetmeyecektir.

“Nas”lar neden şimdi konuşuluyor, referans österiliyor?

Elbette sözün bittiği yerde, inandırıcılığın tükendiği bir noktada daha güçlü referanslara ihtiyaç duydukları için birdenbire sanki maden bulmuş gibi daha “din soslu” bir dile sarılmaları doğaldır. Ancak uygulamaları ile sözler örtüşmediği için çok da bir karşılığı olmuyor. Haliyle daha ceberut bir tavırda bu dilin ardına yerleştiriliyor. Yirmi yıllık iktidarlarına baktığınızda görebileceğiniz tek şey sermaye sahiplerine onların ihtiyaçlarına uygun bir yönetim sergilemişler adeta faizcileri beslemişler ve halkın da sadece gazını alacak ağızlarına arada bir bal çalarak onları gerçekliği olmayan sanki bir bolluktaymışçasına gibi yaşamaya alıştırdılar. Elbette yola çıktıklarında ne için yola çıktılar ise onların hepsine uygun iktidar ettiler. Sonunda deniz de kum da bitti.

İktidar kime ne vermiş ise hepsi ortada, kimler bu durumdan nemalanmışsa halkın geniş kesimlerinin duygularına hitap edecek şekilde hissi bir bağ ile bugüne kadar gelebilmişlerdir. Geldikleri bu noktada ne sözleri ne de sunabilecekleri reçeteleri vardır hatta teşhis edebilme kabiliyetleri de mevcut değildir. Bu bakımdan yeniden ilkeleri ayağa kaldırmak ve güçlü kurumları ilkeler ile temellendirmek ve yükseltmek gerekir. Herkesin kendi sesini bulacağı ve herkesin sesinin bir anlam ifade edeceği bir bütün için çalışmak gerekiyor. Şayet bu zorlukları aşmak için ortak bir zemine ihtiyaç var. Popülizmin rüzgârına kapılmadan, kişileri sembolleştirmeden, kişilerin ilkeleri, değerleri taşıyabilme kabiliyetlerince kıymet buldukları ve insana saygılı, adil ve hukukun üstünlüğünün ikame edildiği bir yapıya ihtiyaç var.

Bu yüzden son kullanma tarihi geçmiş siyaseten sorun üretmekten başka bir özelliği olmayanların son kertede inançlı insanların üzerine ağır mesuliyetler bırakarak gitmelerine müsaade etmemek gerekir. Nihayetinde bütün bu yapılan haksızlıkları, hukuksuzlukları ve kötü gidişatı din dili kullanarak makulleştirilmesine izin vermemek gerekir. Bu bakımdan kendini Millî Görüşçü olarak tarif edenlerin daha dikkatli ve daha etkin bir şekilde hareket etmeleri icap eder. Yoksa Kasketli’lerin, sakallıların dizlerini dövmelerinin bir anlamı kalmamıştır. Gelinen noktada ekonomik göstergeler millette dövecek diz de bırakmamıştır. Onun için her zamankinden daha çok “Agah” olmak gerekir. Hoşça bakın zatınıza…