Shakespeare, konusu İngiliz tarihinden alınma ve "history plays" veya "chronicle plays" olarak nitelenen on oyun yazmıştır. Oyunlarını yazarken kaynak aldığı yazarlar E. Hall, Robet Fabyan, F. Grafton, Polydore Vergil ve özellikle Raphael Holinshed in 1577 de yayımlanan "Chronicles idir. Ancak olayların tarihine riayet etmediği gibi, tarihsel gerçeklere de bağlı kalmaz. (*) Buna rağmen Shakespeare in sözkonusu tarihi oyunları, tarihsel yönden ve belli bir tarihsel yöntem açısından değil, edebî açıdan değerlendirilir, eleştirilir veya yorumlanır. Çünkü Shakespeare bir tarihçi, bir bilim adamı değil, bir sanatçı, oyun yazarı ve şairdir. Sanat ve edebiyat alanında etkinlikte bulunarak eser verdiği için, bu alanların ölçü ve değer yargıları geçerlidir. Söylemek bile fazladır, en iyi tarihçi bize tarih hakkında bilgi verir, sanatçı insanî duyarlık ve kavrayışı, tarihi malzeme olarak kullanarak aktarır veya uyandırır.
Bir diğer İngiliz, daha doğrusu İskoç yazarı, filozofu D. Hume (1711-76), yazdığı "History of England" (İngiltere tarihi) ile, filozofluğundan önce tanınır ve tarihçi olarak nitelendirmeyi de hak eder. (**) Fakat Hume adı doğrudan felsefeyi çağrıştırır, önemli bir tarihi kaynak olmasına rağmen History of England çalışması onu tarih bilimi alanında hemen zikretmeye götürmez. Çünkü Hume un kişiliği, eseri, görüşleri ve çalışmaları başat olarak felsefe alanındadır. History of England ı, deyim yerindeyse, Hume sözkonusu edildiğinde ikinci derecede kalır ve bu eserin tarih alanındaki önemi felsefe bakımından olmazsa olmaz değerlendirme konusu yapılmaz.
Son birkaç yıldır, özellikle ölüm yıldönümlerinde, bazı mahfillerde ve bazı gazetelerde bir takım yazarlar tarafından Necip Fazıl başta olmak üzere, yarım ağızla da olsa Cahit Zarifoğlu, arada bir Sezai Karakoç hakkında, şairlikleri sıradan bir şekilde anıldıktan sonra, diğer yönleri ve eserleri "fuzuli" çalışmalarmışcasına öne çıkartılarak değerlendiriliyor. En azından böyle bir yargıyı doğuracak tarzda konu ediniliyor. Amiyane tabirle "belden aşağı vurma" tarzında bir tutum sergileniyor.
Kuşkusuz Necip Fazıl şiiri de, Sezai Karakoç ve Cahit Zarifoğlu şiiri de eleştirilebilir. Bu üç şiirin kendine özgü yapıları, yapılan eleştirelere karşı kendilerini savunanlar, üstelik sanat ölçüleri içinde kalınarak yapılacak her eleştiri bu şiirlerin bir yönünü daha iyi algılamanıza yardımcı olabilir. Fakat Necip Fazıl ın şiiri dışında, yazdığı tiyatro ve tarihe dair eserlerinin aynı başarıyı göstermediği, tarihle ilgili çalışmasının "bilimsel tarihçilik bakımından değeri yoktur" tarzı değerlendirmeler, meseleyi bağlamından koparma amacından öteye anlam taşımazlar. Çünkü bir sanatçı başat eseri yanında, buna göre ikincil derecede görülen tüm eserleriyle sanatçı kişiliğini oluşturur.
Öte yandan Necip Fazıl ın Büyük Mazlumlar, Namık Kemal, Yeniçeri, Ulu Hakan Abdülhamid ve diğerlerini birer tarih konusunu açıklamaya çalışan eserler olarak almak, sanatçıdan tarihçi çıkartmaya uğraşmak demektir. Oysa bu tür eserler yazmaya yönelten ana saikin ne olduğunu, böyle bir saike yönelten durumun varolup olmadığını sormamız yerinde olur. Böyle yazdığı eserlerin hiç değilse ana bağlamını tesbit etmiş ve dolayısıyla zihnimizde oluşmuş ve yerleşmiş bulunan tarihe ilişkin yargıları yeniden gözden geçirme imkanını elde edebiliriz. Yeri gelmişken belirtmeliyim ki, Necip Fazıl ın tarihe ilişkin eserlerinde, şöyle veya böyle bir tarih felsefesi yaklaşımı yatmaktadır. Bu yaklaşım, nasıl bir tarih felsefesi öğretisine bağlanabilir Bu öğreti onun şiirini hangi yönde tamamlar ya da hangi niteliğiyle karşıtlık oluşturur Araştırmaya, sorgulanmaya, tartışmaya açıktır ve değerdir. Sözgelimi "Bir Adam Yaratmak" oyunu, sanatsal bakımdan Necip Fazıl ın başat şiiri "Çile"nin tiyatro düzleminde anlatımıdır. Fakat aynı zamanda düşünsel bir kaç sorunun (meselâ akıl, irade-i cüziye-külliye, determinizm-endeterminizm vb.) sanat formu içinde felsefî köklerini işaret etmeler vardır. (***) Demek oluyor ki, bir sanatçının sanatının bellenmiş bir yönünü önemsemek, diğer yönlerine merak ve ilgiyi sınırlandırmak, hatta yok saymak, tutarlı bir yaklaşım olmadığı gibi, kimi durumlarda yanlış, sakil yargılara saplanıp kalmaya da yol açar. Necip Fazıl ın "İdeolocya Örgüsü"nün girişinde "Doğu-Batı" kavramlarının irdelenmesi bir tarih felsefesi sorununu imler, "Avrupa ya bakmak, Avurpalı olmak" sonucunu çıkartmak, amiyane tabirle "kel alakadır." Kuşkusuz "kel alaka" sahibi olmak da bir meziyettir, sahib olanlar ki keyiflerince onu pazarlayabilirler.
(*) Daha fazla bilgi için bkz; Mîna Urgan, Shakespeare I, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul 1973, S. 151 vd.
(**) Ted Honderich (ed.), The Oxford Companion to Philosophy, Oxford Üniversity Press, Oxford/New York 1995, S. 377.
(***) "Okuma Türevleri" isimli bir incelememize bakılabilir: Kaşgar dergisi.