Bugün hemen hemen herkes birçok şeyin yanlış gittiğine dair ortak kanaati olmasına rağmen yine de çoğunluğun bunu dillendiremediği, kendine bile söylemekten çekindiği bir sürecin içerisinden geçiyoruz. Buraya gelirken geçirilen zamanın büyüsüne kapılıp nelerin kaybedildiğini görmezden gelip; yerine kazanım gibi görünen az bir şeyin büyüsüne kapılınmış olunması, bu çekimserliğin asıl nedenlerinin başında geliyor. Çünkü ‘yenilik’, ‘yenilikçilik’ gibi büyülü ifadelerin etrafında oluşturulan karizmatik liderlik ve etrafında daha da büyülü bir kavram olarak konulan ‘ortak akıl’ gibi kavramlar ekonomik olarak bunalmış toplum kesimlerince çok kolay satın alınırken başta sanki mesafeliymiş gibi görünen dindar ya da İslamcı kesimler tarafından sorgusuz kabullenildiği hatta bu sürecin ana taşıyıcıları olmak gibi bir rolü sahiplenmeleri bugünkü çekimserliklerinin bir nedeni olabilir. Bir de sürecin dönüştürücü etkisi başlangıçtaki yere çok uzak bir yere gittiğinden kıyas yapacak parametreleri bile kaybetmiş olabilirler.

Son zamanlarda daha belirgin şekilde ortaya çıkan bozukluklara bakıldığında yenilik ve yenilikçilerin vizyonlarının nasıl bir çürümeye yol açtığını görmelerine rağmen toplumu kuşatan bu büyülü halin bozulması herkesin şapkasının önüne düşeceği ve herkesin akla, karayı aklayacağı bir sürecin gelmesindense alıştıkları bu düzenin devamı ve bir yerde kendi kendine düzeleceği gibi bir iyimserlik ve temenni içerisine girdikleri duruşlarından anlaşılıyor. Bu iyimser temenninin artık gerçekleşme ihtimalinin olmadığının bilgisinin kesinliği buz gibi ortada olmasına rağmen temennilerin kuşatması altında yol alınıyor. İktidar tarafından herkesin payına bir şeyler verilmiş olması da kimseye özgün bir tavır sergileme hatta gidişatın akıbeti hakkında düşünme, eleştirme veya herhangi bir öneride bulunma imkânını ortadan kaldırıyor. Üstelik sürekli iktidar tarafından verilen ev ödevlerini yapmaktan kendilerine dair bir yön bulma, oluşturma ve de önerme gibi baş ağrıtacak işlerden uzak duruluyor. Toplum üretilmiş gerçeklikleri artık hakikat olarak satın aldığı için herkesin bir ‘ama’sı var.

‘Yenilik’ artık enkaz bir hafızanın ve üretilen sahtenin gerçeklikle bağını koparmış halidir. Her şeyi ile çelişen ve giderek köhneleşen bir varış noktası olarak bugün kendini ‘metal yorgunu’ olarak tanımlayan aslında ‘yorgun bir meta’dan başka bir şey değildir. Güç ile zehirleyip, zehirlediği ile zehirlenen bir zihni yıkımın ilanıdır. Türkiye’de hiçbir şey, sağlıklı bir şekilde konuşulamadığı gibi kavramlarla değil daha çok niyetlerle yol alındığından herkes altyazı okur gibi niyet okuyor. Haddizatında üretilen yanlış bilgiler gerçekten daha etkili bir şekilde muhatap topluyor. Elbette böylesi bir ortamda popülizm her daim müşteri topladığı için realitenin bir kıymeti harbiyesi kalmıyor. Onun için herkes daha çok duygularının satın alınmasını daha kolay bir yol olarak algılıyor, seçiyor. (Son zamanlarda bir grup zümrenin de bu gidişatı ehven görüp ona eklemlenme çabaları da bu kabildendir. Hatta bunu yaparken ‘gelenek’ adına yaptıklarını söyleyerek bir yerde hafızasızlık örneği de sergiliyorlar. Bu da bir çeşit kirlenmedir.)

Bütün bu olup bitenlerin etkisine kapılmadan nasıl yol alınır? Belki de en can alıcı soru burada bizi bekliyor. Bu soruya birçok açıdan cevap verilebilir ancak en basit sekli ile ifade edecek olursak bu sadece ‘sadeleşerek’ yapılabilir. Kalabalıklaştırdıkça çürümenin yapışkan bir parçası haline gelinebiliyor. Onun için hayatın her alanında sadeleşmek gerekir. Sadeleşmek ama nasıl? Bu sorunun birçok cevabı ifade edilebilir ama birkaç tanesini not düşmek gerekiyor. Bir kere öncelikle dünya ve dolaysı ile eşya ile olan ilişkiyi doğru konumlandırmak gerekiyor. Bu konudaki kafa karışıklığı her şeyi rayından saptırabiliyor. Hayata inmeyen, ayakları yere basmayan her yaklaşım bozulmaya, sağa sola çekilmeye, kirlenmeye mahkûmdur. Kavramlar önemlidir ve kavramların yerini sloganlar, hevesler, kişisel beklentiler almışsa; bunlar yıkıcı ve yanıltıcıdır. Bunlardan uzaklaşmak gerekir.

Yol ile yolculuğu doğru anlamak gerekir. Çünkü insan yolu ve yolculuğu asıl mecrasından saptırdığında her araç, amaç haline gelir. Yol bozulur, izler karışır ve yolculuk anlamını yitirir. Her köşe bir saplantı halini alır. Bütün bunlar karışıklığı, kirliliği ve köhneliği tetikler. Sade olan her şey, duru kalır. Duruluk için sürekli bir devinime ihtiyaç vardır. Durmak kirlenmeyi de beraberinde getirir. Muhasebesizlik sadeliğin önündeki en büyük engeldir. Muhasebe yapmak, hesap verebilmek mesuliyet bilinci ile ilgilidir ki bu da temiz kalabilmenin yegâne ölçütüdür. Bir de ‘biz’ algısı kendini kötülükten beri gösterir ki insanın kişisel muhasebesini engeller. Bu bağlamda sadelik saadet getirir. Basit ama zor olan da sade kalabilmektir. Onun için bugün herkes sadeliği ölçüsünde kirlenmeden nasibini almaktadır. Yolu güzelleştiren, anlamlı ve sürdürülebilir kılan şey her türlü sadeliktir. Sadelik sahtelikten korur, hakikiyi belirgin kılar. Hoşça bakın zatınıza…