Halkın yiyecek ekmeği, suyu, tahıl depolarının doluluğu, et rezervi, buğday miktarı, toprak verimliliği, belediye hizmetleri ve daha nice hükümdarların alâkadar olmak zorunda olup ta paşaların sorumluluk sahasının dışında olan meselelerle de ilgilenmek zorunda Sultan Vahideddin Han…
İmparatorluğun en kötü, tabiri caiz ise yıkılmaya yüz tuttuğu günlerdi. Sultan Vahideddin Han veliaht iken yani Aralık 1917 ile Ocak 1918 tarihleri arasında bir iade-i ziyaret babında Almanya’ya gitmesi gerekmekteydi. İşte bu meşhur ziyarette Veliaht Vahideddin Efendi’ye Mustafa Kemal Paşa yaverlik yapmaktaydı. Paşanın Almanya’ya yaptıkları 20 günlük bu seyahatten dolayı padişah Sultan Vahideddin Han ile arası çok iyiydi. Teklifsiz ve randevusuz saraya girip çıkabiliyordu. Sultan hiç kimseye vermediği yüzü ve hoşgörüyü paşaya gösteriyor, devletin başbakanı ile bile ayda bir görüşürken Kemal Paşa ile her gün görüşüyordu. İşte bu görüşmelerden birinde Mustafa Kemal Paşa Sultan’a Enver Paşa’yı ekarte etmesini tüm yetkileri de kendisine vermesini istedi. Bu ani ve beklenmedik çıkış Sultan’ı afallattı. Hiç beklemediği bir anda beklemediği bir teklifle karşılaşan Sultan biraz ümitsiz ve sert bir cevap verdi;
“... Paşa ben her şeyden evvel İstanbul halkını doyurmak mecburiyetindeyim. İstanbul halkı açtır. Bunu temin etmedikçe alınacak her tedbir isabetsiz olur.”1
Paşa işgalleri önemsemiyor gibi görünen bu cevaba çok öfkelendi. En azından hatıralarından onu anlıyoruz. Ancak şunu unutmayalım ki, Mustafa Kemal Paşa asker ve hadiselere askerî pencereden bakıyor. Fakat Sultan Vahideddin Han, asker değil hükümdar ve hadiselere daha geniş bir perspektiften bakıyor, öyle de bakmak zorunda. Halkın yiyecek ekmeği, suyu, tahıl depolarının doluluğu, et rezervi, buğday miktarı, toprak verimliliği, belediye hizmetleri ve daha nice hükümdarların alâkadar olmak zorunda olup ta paşaların sorumluluk sahasının dışında olan meselelerle de ilgilenmek zorunda Sultan Vahideddin Han… Mustafa Kemal Paşa’nın hatıralarının bir kısmını dolduran bu diyaloglar bile elimizde bulunan tek doneler olsa bunlar bile Sultan Vahideddin Han’ın hain olmadığının şahididir. Çünkü hükümdarın bu hadise karşısındaki tutumu hiçbir hainin hoşlanmayacağı bir tutumdur. Halkı düşünmek de ne demek... Ben olsaydım, İstanbul halkının açlığı ile hiç ilgilenmezdim. Ve hatta bu durumdan mutlu bile olurdum. Aç kalmış bir millet, aynı zamanda zorluklara karşı direnme gücü kalmamış, önüne atılacak en küçük bir umuda bile sarılacak duruma düşmüş bir millettir. Erzak depoları boşalmış ve kıtlığın kol gezdiği bir ülkede yaşayan halka, İngiliz boyunduruğuna girmeyi anlatmak ve kabul ettirmek çok daha kolaydır. İhanet planlarıma daha kolay ulaşabilmem için İstanbul halkının açlığını görmezden gelir ve ne yapayım buğday vardı da ben mi yedim, su vardı da ben mi içtim derim ve çöküşü hızlandırır, bu durumu yani halkımın bu acziyetini İngiliz kardeşlerimle beraber kutlardım.
Şimdi isterseniz bir de Sultan’ın ağzından çıkan bu sözlerin sosyal dinamiklerini gözden geçirelim. Ve hep beraber o günlere gidelim. Halk gerçekten aç mı yoksa Sultan, bahane olarak bu yalana mı sığınıyor İstanbul halkı, Birinci Dünya Savaşı’nın yol açtığı sıkıntıları, daha savaşın ilk yıllarında hissetmeye başlamıştı. Seferberliğin ilan edilmesinden sonra Hükümet, İsmail Hakkı Paşa’nın başkanlığındaki Levazımat-ı Umumiye Dairesi aracılığıyla piyasadaki stok fazlası malları belirleyerek toplamaya ve savaş tekâlifi suretiyle el koyma yöntemlerini uygulamaya başladı... Ancak el koyma, üretici ve esnafı tedirgin edince, üretimin düşmeye ve piyasadaki malların yavaş yavaş erimeye başladığı gözlemlenmiştir.2
Savaşın son yıllarında en fazla sıkıntısı çekilen ve 1917 yılından itibaren fiyatı aşırı derecede yükselen bir diğer gıda maddesi de et idi. İaşe Müdüriyeti, Şehremaneti ve belediyelere ait olan et fiyatlarını belirleme yetkisinin kendisine verilmesini istedi. Ve bu istek Meclis-i Vükelâ tarafından uygun görüldü.
Müdüriyet, İstanbul’daki et sıkıntısını hafifletmek amacıyla mide ve bağırsakları çıkartıldıktan sonraki ağırlığı en az 6 kilo olan kuzuların da kesimine izin veren bir öneri sundu.3 Çünkü ülke hayvancılığını korumak amacıyla, bağırsak ve midesi çıkarıldıktan sonraki net ağırlığı en az 10 kilo gelmeyen kuzuların kesimi yasaktı. Meclis-i Vükelâ bu öneriyi kabul etti.4 Ancak savaşın sonuna doğru İstanbul’a canlı hayvan ve et girişinin alt düzeye inmesi üzerine et fiyatları sürekli yükselmiş ve kesim izni, fiyat artışının yavaşlamasında etkili olamamıştır. Meclis-i Vükelâ’nın ekmeklik buğday kıtlığının oluşturduğu sıkıntıyı hafifletmek amacıyla 5 Nisan 1917 tarihin de aldığı bir başka tedbir de, 1916 yılına ait incir, üzüm, fındık, ceviz ve diğer gıda maddelerinden, ihtiyaçtan fazla olanlarının %25’inin İaşe-i Umumîye tarafından satın alınmasıdır. İaşe-i Umumîye’nin alımlarının tamamlanmasına kadar da bu maddelere ihraç yasağı getirilmiştir.5
Hükümetlerin savaş yıllarında gıda sıkıntısına karşı almış olduğu bu önlemlere rağmen kıtlık her geçen yıl daha artmış ve 1918 yılı sonunda gıda tüketimi savaş öncesine oranla ortalama %40 azalmıştır. Bu durum en fazla büyük şehirlerdeki yoksul ve orta halli nüfusu mağdur etmiş, zenginlerle yoksullar arasındaki gıda dengesini tamamen bozmuştur. İaşe Nezareti, 25 Kasım 1918 tarihinde İstanbul’da devam eden ekmek sıkıntısının giderilmesine yardımcı olmak amacıyla, acil olarak ambarlarındaki patates stokunun dağıtılmasını kararlaştırdı. Çünkü halka günlük olarak dağıtılmakta olan vesika ekmeğin gramajı nüfus başına günlük 250 dirhemden, 150 dirheme kadar düşmüştü. Ancak patates, her gün dağıtılan vesika ekmeklerin eksiğini karşılamak, nüfus başına verilen ekmeğin ölçüsüne uygun olmak ve vesika ekmek fiyatından fazla olmamak şartıyla dağıtılacaktı.6
Dersaadet Su Şirketi de, yevmiye, mahrukat, levazım vb. girdilerdeki artış nedeniyle suyun maliyetinin yükseldiğini gerekçe göstererek su fiyatlarının %100 arttırılmasını istedi. Meclis-i Vükelâ, 23 Mart 1919 tarihindeki toplantısında tüm aboneleri ve sanayide kullanılan suyu da kapsamak üzere bu isteği kabul etti. İstanbul’un hububat ihtiyacının karşılanabilmesi amacıyla Anadolu’daki hububat mevcudu üzerine bir çalışma yapılmıştır.7 Bu çalışmanın sonuçları 6 Nisan 1919 tarihli bir takrirle, başbakanlığa gönderilmiştir. Bahsedilen takrirde İstanbul için;
İzmit İaşe Ambarı’nda : 4.106.381 kilo,
Bilecik İaşe Ambarı’nda : 1.633.316 kilo,
Eskişehir İaşe Ambarı’nda : 2.093.888 kilo,
Kütahya İaşe Ambarı’nda : 18.045.885 kilo,
Konya İaşe Ambarı’nda : 34.418.874 kilo,
Afyonkarahisar İaşe Ambarı’nda : 18.214.958 kilo,
Ankara İaşe Ambarı’nda : 23.825.979 kilo olmak üzere toplam 102.339.281 kilo hububat bulunduğu bildirilmiştir.8
Bu mevcut hububat, İstanbul’un 314 günlük vesika ekmek ihtiyacını karşılayabiliyordu. Anadolu’daki bu hububattan yararlanılabilmesi ve hükümetin piyasadan hububat alımı yaparak gereksiz yere para harcamaması için, demiryoluyla İstanbul’a sevk edilmesi gerektiği belirtiliyordu.
Dahiliye Nezareti, 9 Nisan 1919 tarihinde, Kalem-i Mahsûs Müdüriyeti aracılığı ile Hüdâvendigâr, Konya, Ankara vilayetleriyle İzmit, Afyonkarahisar, Kütahya, Ertuğrul ve Eskişehir Mutasarrıflıklarına birer telgraf çekerek İstanbul’daki zahire sıkıntısının giderilmesi için ellerindeki zahirenin acil olarak gönderilmesini istemiştir. Telgrafta, Hükümet’in iaşe işini ülkenin en hayatî sorunlarından biri olarak kabul ettiği için programına aldığı belirtildikten sonra şöyle denmektedir; bugüne kadar vaki olan kontrollerimiz gösteriyor ki; Anadolu zahire zenginliği içerisinde yüzerken vakt-i zamanında İstanbul’a gönderilmemesi yüzünden Hükümet, piyasaya hâkim olamamış ve günü gününe satın alma mecburiyetinde kalarak hazineyi külli masarif ihtiyarına mecbur kıldıktan başka un piyasasını da daima kontrolde bulundurmaya sevk ve imale etmiştir.9 Bugünlerde İstanbul’da çekilen gıda ve erzak sıkıntısı Saray’ın ve Hükümet’in baş sıkıntısı idi. Çünkü o günlerde henüz Mondros imzalanmamış hatta adı dahi gündemde değildi. Dolayısıyla işgaller henüz başlamamıştı. İstanbul’a yurt dışından gıda ithali 1921 ve 1922 yıllarında da artarak devam etmiştir. Ancak bu yoğun ithalâta rağmen İstanbul’un gıda stoku bir aylık ihtiyacı karşılamaktan öteye geçememiştir.
Birinci Bölümün Sonu
Dipnotlar
1) Mustafa Kemal’in Hatırlarından, Milliyet Gazetesi, 1-2 Nisan 1926.
2) Mehmet Temel, İşgal Yıllarında İstanbul’un Sosyal Durumu, Kül. Bak.İst. 1998.Sf: 38.
3) BOA, a.g.b., Def.; 243, nr.88.
4) BOA, a.g.b., def., nr.62.
5) BOA, a.g.b., def., nr. 65.
6) BOA, MV., Maz., Def: 213, nr.29
7) BOA, a.g.b., def., nr.66.
8) BOA., DH-KMS, Dos: 51-2, nr:2.
9) BOA, a.g.b., Lef. 3.