Müslümanların dünyanın dört bir yanında kanı dökülüyor,
vahşi bir durumla karşı karşıya. Hemen hemen bütün bölgelerde Müslümanların
enerjileri tükeniyor, güçleri ve maneviyatları kırılıyor. Bunun başlıca
sorumlusu bireylerden başlayarak hemen bütün kitlelerdir.
İslâm bilinci insan sorumluluğu gerektirir. Bu kadar
büyük acılar karşısında susulması, direniş gösterilmemesi, acı çekilmemesi
tanımlanamaz bir gaflet. Her insan tekinin çok önemli bir değeri ve yeri var.
Akan her insan kanının insanlık için tehlikeler içerdiği bir gerçek.
Müslümanlar ise inançları ve akideleri gereği daha büyük bir sorumluluk
taşıyorlar.
Müslümanların depolitize edilmeleri, sorunlardan uzak
tutulmaları, suya sabuna dokunmama gibi bir sürece sürüklenmeleri yeni bir
durum değil.
Batı nın ürettiği kavramlarla yaşamaya çalışanlar kendi
değerlerinin farkında değildirler ve bir bilinç taşımıyorlar. Batı nın ürettiği
kavramlardan biri de Siyasal İslâm tezidir. Siyasal İslâm tanımlamasından
amaç Müslümanların siyasayla, yönetimle ilgilenmemeleridir. Dünyayı biz
yönetiyoruz, tanımladığımız kurallara uymak zorundasınız. Siz kendi
kurallarınız ve inancınızla yönetime talip olamazsınız denilmektedir.
Müslümanların bir bilinçle yönetime yeniden talip olmaları ve karşılık
bulmaları egemenleri rahatsız ediyor. Kendi kurallarından biri olan demokrasi,
halkın katılımı gibi yönetim tarzı Müslümanlar söz konusu olunca birden
farklılaşıyor. İslâmî bir bilinç ile yönetime gelmek onlar için bir tehlike.
Durum böyle olunca da kurallarını ve yöntemlerini bozuyor. Çarkı tersine
çeviriyor ve kendi yöntemiyle uyduruk bir yönetim tarzı belirliyor. Bununla
yetinmiyor başa çıkmadığı durumlarda insanlığın kaldırmayacağı tehlikeli yol ve
yöntemlere başvuruyor.
Mısır da 13 Ağustos ta yaşanan büyük katliama seviniyor.
Göstermelik kimi demeçlerle durumu geçiştiriyor. Bizler elbette onların
vereceği kararları, bakışı, algılayışı ciddiye alacak değiliz. Çünkü onların
Müslümanlara bakışı öteden beri biliniyor. Haçlı ruhludurlar. Ne yaparlarsa
yapsınlar bilinçaltlarında bu durumun var olduğu bir gerçek.
Müslümanlar bu olaylardan sonra Batı yı bütün
kavramlarıyla sorgulamak durumundadırlar. Ve artık bireyden başlayarak
kitlelere kadar hemen her kesim kendi değerleriyle uyumlu bir bakışa yönelmek
zorunda.
Batı, Müslümanların değerlerini çürütüyor, yok sayıyor,
varlık nedenlerinden uzaklaştırıyor. Müslümanlar bu durum karşısında giderek
tükeniyor. Bu tükenişin kazandığı hız ve ivme büyük bir uçuruma neden oluyor.
Bu, salt kendileri için değil bütün insanlık için de geçerli.
Batı nın Müslümanlara giydirmeye çalıştığı giysilerin
hiçbirinin bir karşılığı yok. Fundamentalizm , Siyasal İslâm , Radikalizm ,
Ilımlı İslâm , laytislâm , hoş görü ve benzeri kavramların tamamı kendi
bakış açılarına uygunluk içerir. Hiçbiri Müslümanların kendi öz ve değerleriyle
örtüşmez. Çünkü onların amaçları Müslümanları sadece kendilerince terbiye etmek
değil, zamanla İslâm dan uzaklaştırmaya, soğutmaya ve dönüştürmeye dönüktür.
Çok açık bir ifadeyle İslâmsız İslâm teziyle onları giderek
Hıristiyanlaştırmadır amaçları. Zaten bunların sonuçları bellidir.
Müslüman toplulukları yöneten kuklalar da aşağı yukarı
aynı düşüncededirler. İslâm ın temel kavramlarını ve esaslarını yadsıma ve yok
saymadır. Bugün Müslümanların yaşadığı bölgelerdeki bütün yöneticilerin tamamı
aynı düşünceye sahiptirler.
Mısır katliamından bütün Müslümanlar sorumludurlar. Öncelikle
kendi öz değerleriyle hayata bakmadıkları için sorumludurlar. Acı çekmedikleri
için sorumludurlar. İlgilenmedikleri için sorumludurlar. Asıl sorumlulukları
kendi katillerinden hayat ummaları, onlardan yardım ve destek beklemelerinden
sorumludurlar. Kendilerini öldürenleri, öldürtenleri yardıma çağırıyorlar.
Müslüman aydınlar, kalem sahipleri, siyasa adamları, bilim adamları,
sanatçılar, veliler her kim varsa bir düzlemde tek ses olma durumundadırlar.
Yapay çekişmelerden çıkarlardan uzak durulmalıdırlar. Yoksa bu gidişle çember
giderek daralacak, umarsızları da, bana ne diyenleri de, İslâm a en uzak
olanları da içine alacak ve yutacaklar. Boş sloganlara kapılmadan hemen eyleme
geçilmelidir.