Günümüz Müslümanlarının en temel sorunu dağınıklıkları ve parçalanmışlıkları. Birlik, beraberlik, sevgi, bağlılık ve dostluklar azalıyor ve hatta yok oluyor. Müslümanların birbirlerine hasım kesilmeleri, genelde de Batı’nın ve şeytanın iğvasına kapılmaları parçalanma ve dağılmalarını hızlandırıyor. Giderek ufalanılıyor. Önüne geçilmez bir alabora ve bir karabasan var.
Müslümanlar bir araya gelecek hamleler yerine bir araya gelmeme fırtınasına tutulmuşlardır.
Zaman daralıyor, hava giderek kararıyor ve uçurumlar derinleşiyor, aralar açılıyor. Bir araya gelinemeyecek kadar büyük bir felâkete doğru koşuluyor. Üzerimizde karabasan bulutları geziyor. Her an yeni bir felâket olacak gibi bir durum var. Çürüme ve dağılmaya katkı sağlanıyor. Her el, her dil bunun tutkusunda. Hemen herkes ayrılıkları körüklüyor. Cehennemlerini büyütüyor.
Bir belâ yetmiyor gibi yenileri peşi sıra geliyor.
Hayat sulandırılıyor. Güzel alışkanlıklar, gelenekler, davranışlar terk ediliyor. Birliktelikleri sağlayan güzellikler ortadan kaldırılıyor.
Irkçılık, mezhepçilik, partizanlık, cemaatçilik, kulüp ve dernekçilik sayısız bölünmelere götürüyor. Bunların her biri kendi çevresinde küçük kozalar örüyor. Bu kozalar taş kesiliyor. Demir leblebiler gibi sertleşiyor. Birbirine çarptıkça hemen herkes yara alıyor ve bu şifa bulmaz bir kangrene dönüşüyor. Yumuşama, bir araya gelme gibi durumlar ortadan kalkıyor. Varılan yerden geriye dönüp bakıldığında uçurumların ne denli büyüdüğü ancak fark edilebilir. Herkes kendine putlar ediniyor ve tapındığı putlarına dört elle sarılıyor. Putlarla kuşatılmışız. İçimiz dışımız put.
Düşünceyi, inancı, medeniyeti, millet bütünlüğünü, ümmet olma bilincini büyütmek yerine putçuklar ile avunuluyor. Kişiler, ideolojiler abartılıyor. Olduklarından fazla büyütülüyor. Putları çökünce de büyük bir yıkım yaşanıyor.
Müslümanları bir arada tutan önemli özellikleri bulunuyor. Bunların devreden çıkarılması ayrışmaları derinleştiriyor. Müslümanlarda metaa, mala, şahsa tapınmalar yasaktır. İnsanları, kim olursa olsun olduklarından büyük gösterilmelerine de karşıdır. Allah’ın elçisi kendisinin bir kul olduğunu, birlikte olduğu insanlardan bir insan olduğu vurgusunu sürekli yineliyor. Bir olan Allah’a imanı sürekli vurguluyor. Kendisini bir insan ve bir elçi olarak tanımıyor. Öyledir de. Allah’ın sevgili kulu ve elçisi.
Fitne-fücur, kin, nefret, dedikodu, yalan kazanları kaynatılıyor zamanımızda.
Kul hakkı gözetilmiyor. İnsan bencilleşti. Her ben salt kendi çıkarını düşünüyor. Benini kurtarınca sanıyor ki kurtuluşa eriyor. Büyük milletin her parçası birbirini doğrudan etkiler. Dünyanın bir ucundaki bir sancı zamanla bütüne yansır. Çünkü mümin müminden ve bütün insanlıktan sorumludur. İnsan tekinden bütüne gidiliyor. Her insan azizdir, değerlidir, anlamlıdır.
İyilik ve güzellikler arttıkça toplumda huzur, sevgi ve bağlılıklar baş gösterir. Müslümanların davranışları hayır üzerine olunca insanı bencil olmaktan uzaklaştırır.
İbadetler bireysel gibi görünse de insanları birbirine yakınlaştırır, bağlar. Hemen bütün ibadetlerde bu özellikler bulunuyor. İbadetlerin psikolojik ve sosyolojik yararları çok. İbadetler yoğunlaştıkça Müslümanların yakınlaşmaları artıyor. Camide, evde saf durması, omuz omuza vermesi. Allah’ı ululaması ve ona bağlanması putlardan uzaklaşmasıdır. Zihninde ve görünür putlardan kurtuluşudur. Allah bilinci insanı insan olmaya götürür. Köle olmaktan kurtarır. Oruç, zekât, hac ve tevhit ve birlemeler insanı birbirine bağlayan başlıca güzellikler. Allah âlemlerin ve yaratılmış bütün varlıkların Rabbidir. O, âdildir, merhamet sahibidir. Bütün güzellikler ondadır ve ondandır.