Geçen gün bir dostum, ciddi ciddi Müslüman kimdir diye
bir soru sordu. Böyle de soru mu olur dedim kendi kendime Sen insan mısın
der gibi bir şey düşündüm soruyla karşılaşınca! Fakat daha sonra zihnimi
kemirmeye başladı bu soru ve düşünmeye başladım; bu sorunun cevabı ne olabilir
diye! Çünkü soru hem kolaydı hem de çok zordu. Rastgele sorulmuş bir soru da
değildi.
Ezberlenmiş cümlelerle cevap vermeye kalkışsam, bunun
hiçbir anlam ifade etmeyeceğini biliyordum. Çünkü soruyu soran, sorulan kişi
kadar bu işin şuurunda olan biriydi. O da, böyle bir soruya cevap verebilecek
bilgi ve birikime sahipti; fakat onun, tatmin edici bir cevap bulma gayret ve
niyeti içinde olduğunu biliyordum.
Bu soruyu benim de tanıdığım tefsir çalışmaları yapan
birkaç kişiye de sorduğunu söyledi. Kuşkusuz bu soruyu bir çırpıda cevaplamak
mümkün değildi, dünyadaki Müslümanların halini de hesaba katarak iyi düşünmek,
fakat öz bir şekilde ifade etmek gerekiyordu. Kuşkusuz İslâm kolaylık dini idi,
bu sebeple de söyleneni kolaylık ve anlaşılırlık bağlamında ifade etmek
gerekiyordu.
Düşünüyorum, bu soruya karşılık Ne diyebilirim veya
Nasıl demeliyim diye. Öyle bir şekilde ifade etmeliyim ki etrafını câmi
ağyârını mâni bir tanım olsun. Müslüman, şunu yapan, bunu yapmayan şeklinde
söylenecek her bir söz, istenileni tam olarak ifade etmeyecekti. Meselâ akla
gelebilecek ilk söz olarak, İslâm ın veya imanın şartlarını söylemek bile,
Müslüman kimdir sorusunu ifade etme konusunda formel kalacaktı.
İslâm hayatın kendisi, Müslüman da bu hayatı bizzat
yaşayan kimsedir veya öyle olmak zorundadır; evet, Müslüman hayatı bizzat
yaşamak zorundadır. Çünkü hayatın her bir ayrıntısı onun ilgi alanı içindedir.
Müslüman, yaşamıyor gibi yaşayan değil, yaşama nın şuurunda olan insandır.
Başka bir ifade ile Müslüman kenâr-ı Dicle de bir kurt bir kuzuyu yese, gelir
de adlî ilâhî benden sorar onu şuurunda olmak zorundaydı.
Arkadaşımın bu sorusu üzerine ben de nasıl bir cevap
bulabilirim diye, zihinsel bir jimnastik olması açısından göz kestirdiğim dost
ve arkadaşlarıma sordum. Önce Bu da ne demek, bunda ne var ki, elbette hepimiz
Müslümanız, bizim yaşantımız, bizim Müslüman oluşumuzun bir delilidir şeklinde
kaçamak cevap vermeyi yeğlediler.
Hani böyle de soru olmaz ki, işte Müslümanın kim olduğu
ayet ve hadislerde belirtiliyor. Bu konuda birçok ayet, peygamberimizin de
birçok hadisi var. Zaten bunlar Müslümanın kim olduğu anlatıyor. Biz de ona
göre yaşıyoruz , işte hepimiz Müslümanız.
Evet, herkes Müslüman olduğunu söylüyor fakat bunun bir
vehimden ibaret olmadığını nereden bilebiliriz ki Çünkü ayet ve hadislerin
söylediği Müslümana hiç benzemiyor, Ben Müslümanım diyenlerin hal ve
hareketleri; yaşantıları, alışverişleri, birbirlerine bakışları
***
İşte tam bu satırları yazmaya başladım ve devam ediyordum
ki, anında görüntü aldım. Tam da zihinsel olarak konsantre olurken veya olmaya
çalışırken...
Ben bu satırları şehirlerarası seyahat ederken bir
otobüste yazıyorum. Daha doğrusu yazmaya çalışıyorum. Yolculuklarımı verimli
kılmak için ya yazı yazıyorum ya da kitap okuyorum, bundan daha büyük fırsat
olmaz diyerek. Çünkü seyahat süresi beni zorunlu tutuyor yazı yazmaya veya
kitap okumaya Aynı zamanda başladığım işi bitirme fırsatı da veriyor bana...
Fakat arkamdaki koltukta oturan bir vatandaş telefon
görüşmesine başladı. Karşısındaki kişiyle görüşme sırasında kullandığı
kelimelerden de anladığım kadarıyla, sorulduğu zaman kendisini Müslüman olarak
niteleyecek birine benziyordu. Yüksek sesle telefon görüşmesi yapmaya devam
ediyordu, öylesine rahatsız oldum ki yerimden fırlayıp Yeter be adam demek
geldi içimden, fakat diyemedim.
Konuştuğu dil bazan Arapça, bazan Kürtçe, bazan Türkçe
kelimelerden oluşuyordu. Konuşması sırasında ha/hı nın fena halde hırladığına
tanık oluyordum. Bu arada küfürlü kelimeler de gırla gidiyordu. Bu densiz kişi
konuşmalarını, bana ve çevresindeki hatta otobüsteki herkese zorla
dinletiyordu.
Kul hakkı denen insanî değer ayaklar altına alınmıştı.
Karanlıkta yolculuk yapıyorduk, otobüsün iç ışıkları da sönüktü, içeride müthiş
bir sessizlik vardı, fakat adamın bet sesi her şeyi berbat ediyordu. Bir
toplantıya katılmaktan söz ediyordu, belli ki kendini bir halt sanan sonradan
görmelerden biriydi. Mecbur muyuz bu kişinin densizliğine katlanmaya... Eskiler
illâ edep illâ edep diye boşuna dememişler. Telefon görüşmesinin birini
bitiriyor, birine başlıyordu, sanki bütün telefon görüşmelerini otobüse
saklamıştı.
Artık dayanılmaz bir hal almıştı. Sesini yükselttikçe de
yükseltiyordu. Kendisine yapılan iftiralardan dem vuruyor, bunların hesabını
soracağım diyerek tehditler savuruyordu. Daha fazla dayanamadım, muavini
çağırıp, uyarmasını söyledim. O da adamın yanına giderek çevreyi rahatsız
ettiğini söyleyerek sesini kısması konusunda onu uyardı, güya sesini kıstı,
fakat adam yine de edepsizce konuşmasını sürdürdü.
Konuşmasında lâ havle , besmele gibi kelimeler de
küfürlü cümlelerinin arasında yerini alıyordu. Bu kişi sadece bulunduğu çevreye
zulmetmiyordu, İslâm ın değerleri de, bu arada nasibini alırcasına densizin
dilinde zulüm görüyordu.
Ülkemizde ve dünyada benzerlerini sıkça gördüğümüz bu
örnekler, acaba Müslümanları agresif göstermek için özellikle kiralanmış
ajanlar tarafından mı yapılıyor diye düşündüğüm çok olmuştur. Üç saatlik
yolculuk bitti de bu adamın zulmünden kurtulabildik. Bir de, alenen Müslüman
olduğunu söyleyerek ortalığı kasıp kavuranların verdiği zararları bir
düşününüz!
***
Evet, Müslüman kimdir Yaşadığım ve anlattığım bu
olaydaki zata Müslüman denilebilir mi Onun için Müslüman kimdir sorusunun
cevabının, şuursuzca icra edilen formel ibadetlerin yerine getirilmesi şeklinde
olmaması gerekir. Allah ın âlemlere rahmet olarak gönderdiği Resûl-i Ekrem
aleyhisselâm, bu sorunun cevabını hem en anlaşılır bir dille hem de en özlü bir
şekilde vermiştir: Müslüman, elinden ve dilinden bütün insanların emin olduğu
kimsedir.
O, Ben güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim
buyuran edep timsali güzel insan, güzel söz ü sadece söylemiyordu, bizzat
yaşıyordu da! Çünkü bu sözü söyleyenden müşrikler de dâhil herkes emin di.
İşte çağlar boyunca örnek alınması gereken insan O dur. Güzel olan sözleri
söylemek yetmiyordu; söz amel istiyordu ya da amel in söze dönüşmesi
gerekiyordu. Evet, Müslüman ı bundan daha güzel tanımlayan varsa buyursun,
söylesin.
Arkadaşım benim kendisine daha önceleri bu hadisi birçok
defa söylediğimi ve hatta bütün söylemimi bu mantık üzerine oturttuğumu bildiği
halde; ilmine ve irfanına güvendiği kişi den de aynı cevabı alınca yitiğini
bulmuş mümin gibi çok sevindi. Gayemiz de mutlu ederek mutlu olmak değil miydi
Ne mutlu, mutlu edenlere ve ne mutlu, mutlu edenlerin mutlu ettiklerine...