Topkapı Eresin Oteli’nde Selefilik adıyla yapılan ilmi toplantı faydadan hali değildi ve birçok çağrışıma neden olmuştur.  Toplantının açılışında bu tür faaliyetlerin sel gibi değil kar suyu gibi kalıcı olmasına niyaz edilmiştir. Biz de bu temennilere fazlasıyla katılıyoruz. İSAV’ın kurucu başkanı olarak anılan ve bilinen Ali Özek hoca açılış konuşmasında akait mezhepleri üzerinde bazı tasavvurlarını dile getirdi. Onun ötesinde Aristo’ya temas etti ve Müslümanların Kur’an’a bile yabancılaştıklarını söyledi. Kur’an’da birçok sure hayvan adıyla anılmasına rağmen Müslümanlar bu alanla bile yeterince ilgilenemediklerine temas etti ve sitem etti.   Gerçekten de Neml ( Karınca), Nahl (Arı) ve Bakara (İnek) sureleri Kur’an’da ismi geçen surelerden bazılarıdır. Rum Suresi gibi Kur’an’da dış politikayı çağrıştıran sureler de var.  Lakin Müslümanların nebatat veya botanik ilmiyle veya hayvanlarla ilgilenmediklerine ilişkin kanaat eskilerin ‘fihi nazar’  diyerek çekince koydukları meselelerden  birisidir.  Tarihi seyir içinde Ali Özek hocanın söyledikleri umumen doğrudur. Ama yine de hususen yanlıştır. Yani genelleme yapmak çok doğru değil. Bu nedenle de oturum başkanı olan Salih Tuğ tarafından itirazla karşılanmıştır.  Yüksek İslam Enstitüsü müdürlerinden olan Salih Tuğ aynı zamanda Philip Khuri Hitti’nin Siyasal ve Kültürel İslam Tarihi adlı eserini dilimize kazandıran isimlerdendir.  Onun da bir zühulu olmuş ve Karadaği ile Karadavi’nın kardeş olup olmadıklarını merak ettiğini ifade etmiştir. Karadavi Mısırlı olup Müslüman Alimler Birliği’nin başkanıdır Karadaği ise Iraklı Kürt alimlerden birisidir ve onun yardımcısıdır.  Aralarında manevi nesep olsa da kan bağı yoktur.

***

Salih Tuğ hoca cevaben bir çırpıda Kemaleddîn ed-Demîrî’nin Kitabü’l Hayavan adlı çalışmasını ve ayrıca Dineveri’nin Kitübu’n Nebat gibi çalışmalarını saymıştır. Ali Özek hoca daha sonra bu çalışmalardan gafil olmadığını lakin bunların sürdürülemediğini söylemiştir. Hoca bu konuda gayet haklıdır ve mikroskobun keşfinde devenin gözlerinin keskinliği önemli bir amil olmuştur.  Hayvanı tanımak sadece zooloji konusu değil aynı zamanda kainatı tanımanın da bir aracı ve anahtarıdır. İcatların bir kısmı hayvanların yetilerinin teknolojiye adapte edilmesi suretiyle gerçekleştirilmiştir.  Dolayısıyla Demiri’nin Hayvanlar Kitabı sahasında iyi ve ilk çalışmalardan birisi olmasına rağmen devamı getirilmeliydi.  Tek çiçekle bahar olmaz misali bırakın Hayvan Kitabını, kütüphanesi oluşturulmalı ve bu alanda kütüphaneler dolusu  kitap yazılmalıydı.  Eski âlimlerimizden bazıları bu alanlarda çok tutucu ve muhafazakâr hareket ederek boşluk bırakmışlar ve bu boşluklar da medeniyet sahasında Müslümanlara rakip olan güçler tarafından ve bilhassa Batı tarafından doldurulmuştur.  Hind’den Arapçaya ilk çevrilen kitaplardan birisinin Abdullah İbni Mukaffa’nın kaleminden Kelile ve Dimne olması tesadüf değildir.  Fabllar daha sonra bütün kültürlere yansımıştır.  El Ahram yazarlarından dostumuz, merhum Ahmet Behçet bu sahada Kur’an’daki Hayvanlar isimsiyle bir gözlem ve araştırma kitabı kaleme almıştır.  

***

Hayatımda okuduğum en tatlı ve bende iz bırakan kitaplardan birisi hayvana dair bahusus köpeğe dair olanıydı.  Hatta kitabı okuyunca bu tarz kitapların bir dizi şeklinde yayınlanmasını da temenni etmişimdir.  Kitap, Muhammed Bin Merzuban’ın kaleme almış olduğu ‘Kitabu Fadlil’l kilab ala kesirin mimmen lebise’s siyab’ adlı eserdir. Başlığı bile gayet çekicidir ve ‘Köpeğin elbise giyenlerin üzerine fazileti’ anlamına gelmektedir.  Kısaca köpeğin insana üstünlüğünü ve  faziletini konu etmektedir.  Elbette insan eşrefi mahlûkattır. Lakin zaman zaman eşerrü mahlûkat da olabilmektedir. Köpeğin ve köpeklerin gerisine düşebilir. Kötülükte sınır tanımaz.  Sözgelimi, hayvandaki sadakat kimselerde yoktur.  Bundan dolayı günümüzde Batı’da moda olduğu ve bize de yansıdığı gibi, insanlar köpeklerin dostluğuyla yetinir hale gelmişlerdir.  Bazen insan vahşetini köpek üzerinden tatmin etmektedir.  Doberman cinsi köpeklere ilgi bunun kanıtıdır.  Bu kitapta anlatılan kıssalara Anadolu’da da rastlanmaktadır. Bunlardan birisi şudur.  Adamın birisi acelesi varmış gibi çölde atını mahmuzlamış dört nala, dolu dizgin yol almaktadır.  Giderken birden kaya üzerinde zıplayan bir adamla karşılaşır. Uzaktan selam verip yoluna devam etmek isterken kaya üzerindeki adam musallat olur ve yardım için çığlık atar.  Adam yanına gelir ve bu sırada çevik davranan kaya üzerindeki adam atın üzerine atlayarak atı dörtnala kaldırır. Atın hakiki sahibi arkada baka kalır.  Böylece, atın üzerindeki adam kayanın üzerine kayanın üzerindeki adam atın üzerine geçmiştir.  Atın kaldırdığı toz duman arkasından baka kalan sahibi sesini işittiremese de arkadan şöyle seslenir. Aman bu yaptığın nankörlüğü ve nadanlığı kimseye anlatma! Mürüvveti ve insanlığı öldürürsün! 

Bu hikâyenin Erzurum versiyonu şöyledir. Adamın birisi Murat Taşı üzerinde zıp zıp zıplamaktadır. Dörtnala geçen atlıya haber atar; Murat Taşı üzerinde zıplarken dilek tutanın dileğinin makbul olacağını söyler. Bir anlık gafletle buna kanan ve inanan atlı gelip Murat Taşı’nın üzerine çıkar. Taşın üzerindeki de çevik bir hareketle atın eğerine atlar ve tozu dumana kaldırarak yol alırken kulağına küpe olması için arkaya da seslenmeyi ihmal etmez. Ben muradımı aldım sıra sende…