Türkiye’de seçimlerle iktidarlar belirlenirken aslında muhalefet de belirlenmekte ve kimlerin iktidarı denetleyeceği ortaya çıkmaktadır. Ama sistemin bu yönü genellikle unutulmakta, muhalefetin de aynı zamanda yönetimin bir parçası olduğu hem muhalefet ve hem de iktidar tarafından sümenaltı edilmektedir. 

Biz bu yazımızda iktidarlar ne yapar nasıl yönetir konusundan ziyade, muhalefet ne yapar veya ne yapmalıdır konusuna değinmek istiyoruz. Çünkü muhalefet muhalefetliğini yapamadığı için kitlelerin sesleri tam olarak yansımamaktadır. Muhalefet görevi verilenler görevden kaçarak bu görevi sokaklara vermektedirler. Bu da iktidarın hem denetimsiz ve hem de hatalarını düzeltecek, uyaracak bir mekanizmadan yoksun olmasına yol açmıştır.

Bizde maalesef ciddi bir muhalefet geleneği olmadığından biraz da bu konuyu araştırmak ve dikkatlerinizi bu konuya çekmek istiyoruz. Çünkü bir anlamda halk, muhalefet hareketlerini de güçlü kılarak iktidarın denetlenmesini istemiştir. İktidarların görevlerini tam yapmala0rı, yaptıklarının denetlenmesini ve yolsuzluklara bulaşmamalarını sağlayan temel unsur muhalefettir. Bu nedenle muhalefetin güçlü ve görev bilincinde olması gerekmektedir.

Günümüz Türkiye’sinde muhalefet hareketi neler yapar veya neler yapmalıdır olgusunu anlamamız için İslami bir muhalefet nasıldır. Nelere dikkat eder veya nasıl olmalıdır. Buna değinelim.

İslam’da muhalefetin aslında temel amacı “emri bil maruf ve nehyi anil münkerdir.” Yani iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmaktır. Muhalefetin amacı salt iktidara gelmek değil, iktidarın kullanış biçimini denetlemektir. Hatta İslam tarihinde kendilerine iktidar nimeti verildiğinde bile bunu elinin tersiyle silip muhalefet görevini devam ettiren ve bu görevin daha önemli olduğunu vurgulayan kişi, grup ve alimler de olmuşlardır. (Ebu Hanife’ye kadılık verilmesine rağmen bunu kabul etmemesi, Hz. Hasan’ın Halifelik hakkından feragat etmesi) Çünkü onlar, iktidarın nimetleriyle ellerinin kirlenmesini istemediler. Ayrıca, iktidar sahiplerinin bir anlamda onları merkeze çekerek günahlarına ortak etmek istediklerini gördüler. Onları kirletmeye ve özlerinden saptırmaya çalıştılar. (Günümüzde, güçlenen muhalefet hareketlerinin zamanla merkez partisi olmasını biraz da bu açılardan bakalım. Merkez partisi olmak, yöneten elitin hizmetinde olmak, onların günahlarına ortak olmaktır. Merkeze geçen partilerin kısa zamanda yıpranıp yerini başka partilere bıraktığı görülmektedir. DP, AP, ANAP vs… gibi… Tıpkı tahterevalli gibi. Her zaman tepeye çıkılmak istenir. Ama tepeye çıkıldığında aslında iniş sürecinin başlandığı da görülür.)

İslam’da muhalefetin başarılı olması için meşruluğunu yine İslam’dan alması gerekmektedir. Meşruluğunu İslam’dan almayan hiçbir muhalefet hareketinin başarıya ulaşma şansı yoktur. Bu nedenle tarih boyuncu yapılan bütün isyanlar, bir şekilde referanslarını İslam’dan almaya çalışmışlardır. Fikir ve mezhep dünyamızın bu kadar zengin olmasının nedeni de aslında bu meşruiyet arayışıdır. Bir harici muhalefetine baktığımız zaman özünde Kureyş kabilesine karşı Kureyş olmayan kabilelerin tepkisi olduğunu görürüz. Fakat onlar bunu kabilevi bir tepkiden çıkartarak imani bir noktaya taşımış, halifelerin amellerini sorgulayarak ameli olmayanı kâfir ilan etmiş (yani yöneticilerin politikalarının eleştirisi yapılmıştır), bir anlamda muhalefetlerinin dini bir zeminde cereyan ettiğini göstermişlerdir.

İslam siyasi söyleminde muhalefetin söylemini, çeşidini ve meşruluğunu belirleyen temel dayanak Peygamberin (sav)’in “Bir kötülük gördüğünüzde bunu elinizle düzeltin. Buna gücünüz yetmezse dilinizle düzeltin. Buna da gücünüz yetmezse kalbinizle buğz edin” sözüdür. Bu hadisten İslami muhalefetin nasıl yapılacağı da görülmüş olmaktadır. Buna göre;

El ile yapılan muhalefet. Yani biz buna isyan, mücadele, savaş ve devrim diyebiliriz. Bu muhalefete harici ve şia’yı örnek gösterebiliriz.

Dil ile yapılan muhalefet: Yani siyasi muhalefet. Bu muhalefet sistemine Ebu Hanife’nin yaptığı muhalefeti örnek gösterebiliriz.

Ebu Hanife bireysel özgürlüğe büyük önem vermiş, düşünce özgürlüğünü savunmuştur. Ebu Hanife’nin muhalefet tekniğine şu olay güzel bir örnek olur: “Abbasi halifesi Mansur, Musul halkının daha önceki ayaklanmalarında ikinci kez isyan ederlerse kanlarının ve mallarının kendisine helal olacağına dair söz almıştı. İkinci defa ayaklanınca, Mansur, içlerinde Ebu Hanife’nin de bulunduğu büyük fukahayı çağırdı ve bu anlaşmaya göre kanlarının ve mallarının kendisine helal olup olmadığına dair fetva istedi. Mevcut bütün fukaha anlaşmaya dayanarak, “Af edersen, sen affedicisin, cezalandırırsan hak ettiklerinden dolayıdır.” dediler. Ebu Hanife ise cevap vermeyip sustu. Mansur ona “Sen ne dersin diye sordu. Ebu Hanife şu cevabı verdi: “Onlar sana hakları olmayan (kanlarıyla ilgili) bir şart koşmuşlar. Bilindiği gibi, can konusunda cömertlik ve mubahlık söz konusu değildir. Sen de onlara hakkın olmayan bir şart koşmuşsun. Çünkü Müslümanın kanı ancak üç sebeple helal olur. Şayet bir kadın kendini nikâhsız olarak bir adama helal kılsa, ona helal olur mu Bir adam, başka birine beni öldür dese, onu öldürmesi helal olur mu ” Mansur, “Hayır” cevabını verince, Ebu Hanife ona “Musul halkından elini çek. Onların kanları sana helal değildir” dedi. Mansur bundan hoşnut olmadı ve hepsinin ayrılmalarını istedi. Dağıldıktan sonra Ebu Hanefe’yi yalnız olarak çağırttı ve şunları söyledi: “Dediğin doğru. Memleketine dön ve imamını lekeleyecek fetvayı insanlara verme, yoksa imamına karşı isyan edenlerin ellerine fırsat vermiş olursun”

Ebu Hanife zalim imama karşı isyan etmeyi ve ayaklanmayı gerekli görmüştür. Bu görüşüne Zeyd b. Ali’nin isyanına yaptığı destekle de uymuştur. O, İmam Zeyd’in isyanına malıyla destek olmuş, insanların onu desteklemelerini istemiştir. Fakat kendisi hareketin başarısız olacağını düşünerek bil fiil katılmamıştır. Çünkü O, Şia’nın Kufe’deki pisikolojisini biliyordu. Onların, son anda onu yalnız bırakacaklarını da biliyordu. Onun için bir maceraya atılmadı. Ayrıca o, Hz. Hasan’ın torunlarından Muhammed b. Abdullah en-Nefsuz Zekiye ve kardeşi İbrahim’in ayaklanmalarını da aynı şekilde desteklemiştir. Ebu Hanife, Abbasi halifesi Mansur tarafından işkenceyle öldürüldü.