Fetihden utananları uyandırmak istercesine, her yıl daha çok artan bir coşku ile tekrarlanmakta fetih şöleni. Neredeyse, "Bizans imparatorluğunun topraklarını işgal ettiğimiz için, varisçilerinden özür dilemeliyiz" diyebilecek kadar fetih şuurundan habersiz gafillere karşın, inatla sürdürülmekte; Anadolu Gençlik in bu dev organizasyonu. Öyle ya, o hastalıklı zihniyet için, medeniyetin çok önemli bir kodu olan başörtüsüne yerlilerin sahip çıkması bile bir kavga konusu olup çıkmakta idi. Ülke insanının özgürce kimliklerine sahip çıkışları; bu düşük ve düşkün zevatı hırçınlaştırmaya ve tırnaklarını yemeye sevketmekle kalmıyor, derin komplolarla vatan evlâdını birbirine kan davalı etmek gibi haince saldırılara dahi imza attırıyordu.
Her yıl olduğu gibi, bu mayısın son haftasında, insanlar yurdun dört bucağından, dünyanın en güzel şehri İstanbul a aktılar. 81 il çiçek çiçek, renkli kelebekler gibi ulu çınarın dallarına kondular. Bu meşakkatli yolculukta; Konya dan,İzmir den, Güneydoğu dan, Karadeniz den, Akdeniz den otobüsler binlerce insan taşıdı. Medeniyetine, memleketine, milletine sevdalı insanlar, sabahın ilk ışıkları ile stadı doldurmaya başladı. Evlerindeki rahatı, konforu, standardı bırakan bu insanlar, hiçbir menfaat olmamasına karşın bu sıkıntılara niçin katlanmışlardı Kucaklarındaki bebekleri taşımaktan kolları kopmuş kadınların çıkarı ne olabilirdi Ak sakallı delikanlılar, damarlarında sıcağın da etkisi ile daha hızlı akan kanın tahribatından rahatsız olmuyorlar mıydı Bu uzun programa nasıl dayanırdı yaşlılar, bebekler, kadınlar...
O insanlar, ülkenin muhtaç olduğu mânevî fethin farkındaydı. Dudaklarında dua kıpırtıları, yüreklerinde Allah, Peygamber ve vatan sevgisi ile onca çile ve meşakkate aldırmadan tarihî misyonlarını yerine getirmenin bilinci ile o meydanda kardeşleri ile buluşmuşlardı. Fethin, mayısın, İstanbul un, insanların coşkusu; yedi iklim dört bucağı tutmuştu. Müslüman ülkelerden misafirler, ırk sınırlarının dikenli tellerini yüreklerindeki Kur ân sıcaklığı ile eritip, sadece Türklere değil, ümmet-i Muhammed e ait fetih coşkusunu paylaşabilmek için uzaklıkları yakın edip gelmişlerdi.
Fetih şöleninde konuşan Millî Görüş Lideri N. Erbakan, Ayasofya nın tekrar cami olması gerektiğini anlatırken; emperyalistleri ve onların yerli uşaklarını ne kadar gazaplandırdığını duyar gibi olduk. Şölene katılan Pakistan, Malezya, Hindistanİslâm Partisi başkanları mazlumların direncini belgeleyen, başı dik onurlu bir lâle demeti gibiydiler. Fas Parlamentosunda milletvekili olan Fatma Binti Hasan ise, başındaki örtü ile Türkiyeli kızkardeşlerinin göz aydınlığı oldu.
Fetih haftasında bir diğer anlamlı etkinlik, Millî Görüş ün Vefa Günü idi. Saadet Partisiİstanbul İl Teşkilâtı nın düzenlediği, Millî Görüş e en az yirmi yıl emek vermiş, 2500 kişiye onur belgelerinin verildiği tören, duygusal bir atmosferde gerçekleşti. Zira 37 yıldır, Millî Görüş saflarında bulunmuş, saçı-sakalı bembeyaz olmuş kuşağın, vefakâr duruşu gençlere örnek oldu. Yanlarında sadece kızları değil, genç torunları ile gelmiş hanımefendilerin gözlerindeki pırıltı, yarınlarının da bu temiz çizgide olacağının habercisi idi. Üç kuşak bu kutlu dâvâ için buluşmuş, son nefese değin sürecek bağlılık için bir kez daha söz verilmişti.
Fakat, fetih haftasında asıl önemli hamle, ESAM ın düzenlediği Müslüman Toplulukları nın Yardımlaşma Toplantısı idi. Millî Görüş Lideri N. Erbakan tarihî konuşması ile fethin ruhunu bir kez daha özetledi. İslâm tek bir ümmetken, Batıl ise ırkçı emperyalizm yani siyonizm olduğunu, Büyük İsrail hedefi ile Müslüman ülkelerin kontrol altına alındığı ya işgal yoluyla veya işbirlikçi yönetimler vasıtasıyla İslâm coğrafyasının pasifize edildiğini, Müslüman ülkelerin ise yutulmayı beklediğini vurguladı. Saadet PartisiGenel Başkanı Recai Kutan, İslâm ülkelerinin kaynaklarının emperyalistler tarafından sömürülüp, ekonomilerinin tahrib edildiğini, İslâm ın protestanlaştırılmasına yönelik faaliyetlerin uygulamaya konduğunu anlattı. İslâm ülkelerinden gelen konuşmacılar da; Müslüman ülkelerin birbirleri ile ticaret yapmayıp, emperyalistlerin hedeflerine yardımcı olduklarını anlattılar. Erbakan, çözümü şöyle vurguladı: "Önce D-8 lerde, sonra İslâm âleminde ve 150 ülkede, beş milyarlık ezilenlerle bu faaliyetlerin bir koordinasyonla yürütülmesi, planlanması ve gerçekleştirilmesi." Bildirilerden sonra komisyonlar çalışmaya başladı. Siyasî İrade Kurulu, Ekonomik Bağımsızlık Komisyonu, Kültürel Bağımsızlık Kurulu, Teknolojik Gelişme Kurulu, Kadın ve Aile Komisyonu. Dileriz tüm bu çalışmalar; ülkemiz insanı, ümmet müslümanı ve dünya insanlığı için hayırlı olur.