Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam edelim…

Önceki yazımızı İsra Suresi’nin üç ayeti ile sonlandırmıştık.

Bugünkü yazımıza da bir Kur’an ayeti ile başlayalım.

“Yeryüzünde bulunanların çoğunu uyarsan seni Allah yolundan saptırır; çünkü onlar, ancak zanna kapılırlar ve onlar, ancak yalan söylerler.” (En’âm Suresi, 116)

Bu ayet ile bazı toplulukların çoğunluk oluşturduklarına aldanarak, madem çoğunluklar o zaman haklılardır diye düşünerek peşlerine takılmayın demektir. Çünkü çoğunluk haklılık ve hak sebebi değildir. Mutlak bir otorite kurmayın, diğer siyasi organizasyonları da yönetime dahil edin ve onların haklarını yok saymayacak bir yapılanma oluşturun anlamında okumak gerekir kanaatindeyim. Çoğunluğun kabul edip benimsediklerini çoğunluktur, doğrudur diye gerçek saymak da eksen kaymasıdır.

Mekke dönemindeki ayetlerin “ey insanlar” diye başlaması da, çağrının bütün insanlara yapılıyor oluşu da aslında kabile zincirini yıkan, bu birliktelikleri temelinden sarsan mesajlar idi ve bu mesajlar yeni bir düzen kurma yolundaki atılan organizasyonun mesajları idi. Bu mesajlar Mekkeliler tarafından anlaşılıyordu. İnanç-hukuk bağının önünde ne ticari çıkar ilişkilerinden kaynaklı bağlar ne de kabile soy bağları öncelenemezdi. Bütün soylar bu siyasi birlikteliğe davet ediliyordu ve bundan dolayı her geçen gün kabile bağları zayıflıyordu.

Dolayısı ile Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca’nın Millî Görüş hareketi Kur’an ve sünnet ekseninde oluşmuş bir harekettir. Peygamberimizin Mekke döneminden itibaren bir birlik oluşturma, yayılma ve yeni bir devlet düzeni kurma alt temellerini oluşturma mücadelesi ile benzerlik teşkil etmektedir. Allah Resulü’nün 23 yıllık davet sürecine bakıldığında tebliğin dört aşamada gerçekleştirildiğini söylemek mümkündür. Bunlar; “hazırlık, kadro oluşturma, kitleleşme ve devletleşme” merhaleleridir. Hazırlık aşamasında, kendisinin bir insan olarak bu göreve her yönüyle hazırlanması söz konusu olmuştur. Bu süreç tamamlandıktan sonra artık diğer insanlara davete başladığını ve kendisine çekirdek bir kadro oluşturduğunu görüyoruz. Akabinde oluşan bu kadronun da desteğini alarak kitlelere açıldığını ve nihayet uygun bir mekân olan Medine şehrine hicret ederek devletleşme sürecinin başlatıldığı görülmektedir. İzlenen bu stratejinin, “Rabbinin yoluna hikmet ile davet et” emrinde yerini bulan hikmet kavramı kapsamında olduğu kanaatini taşıyoruz.

Tekrar edersek, İslam’ın ilk çıkış döneminde kavmiyetçiliğe dayalı mevcut yönetim anlayışını yıkma imkânı yok idi. Yönetime dâhil olunduğu anda bu kabile anlayışı kabul edilmiş olacaktı. Dolayısıyla İslam’ın öngördüğü ve meşru saydığı siyasi birlik reddedilmiş olacaktı. Ama şimdi mevcut yönetim anlayışında siyasi birlik reddedilmiyor. Bir mücadele alanı mevcut. Mekke’de öncelikli olarak bu kabile anlayışının yıkılması ve böyle bir anlayışın güçlenmesine sebep olan unsurların ortadan kalkması için bir ümmet bilincinin gösterilmesi, siyasi mücadele alanına bir muhalif olarak çıkılması gerekiyordu.

Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca’nın öncelik verdiği esaslardan bir tanesi de var olmak idi. İnanç ve düzen ile ilgili anlayışla birlikte siyasi olarak var olmak.

Herkes, başkalarına zarar vermemek koşulu ile çoğunluk ve güç elde etmek için uğraşabilir, inananlarının sayısını artırmaya çalışabilir, kabilesinin isminden ve imkânlarından bir araç olarak faydalanabilir. Ama hiçbir zaman bu araç ve unsurlar yönetimde bir hak sebebi olarak, tahakküm ve yönetimde otorite kurma aracı olarak kullanılamaz, sadece mensup olduğu kabilenin menfaatlerini korumak adına kullanılamaz.

Yönetimde menfaat paralelliğini hâkim kılmak ve her türlü dinî/ahlâkî, ilmî, iktisadî, idarî/siyasî alanlardaki temsil hakkının tanınması Adil Düzen’in temel esaslarındandır.

Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca’nın eksen kayması ile ilgili sözü ile sonlandıralım:

“Dünyadan aya gönderilen bir füze nasıl ki hedef açısından bir milimlik bir sapma bile gösterirse, bu açı giderek büyüyecek ve neticede o füze aya değil başka bir gezegene çarpıp parçalanacaktır.”