Öğrencilik yıllarımızda, yani 1970 yılları döneminde

okuduğumuz belli bir gazetemiz yoktu. Bir arayış içindeydik. Elâzığ İmam Hatip

Okulunda iken, cami önlerinde gençlerin bağırarak sattığı Büyük Doğu dergileri

dışında gerçek bir yerimiz yoktu. Beni imam hatip okuluna kaydeden dayım

Nurettin Hasköylü nün evine hafta sonraları evci çıkıyordum. Evde sadece

Cumhuriyet okunuyordu.  Okul çevresinde

ise belli bir gazete bulunmuyordu. Bizim Anadolu, Yeni İstiklal, Yeni Asya gazeteleri

arasında gidip geliyorduk. Elimde bir gün Bizim Anadolu gazetesi ile Dayımın

evine gidince ondan iyi bir azar işitmiştim. Evime bir daha bu gazeteleri

getirme demişti. Bir daha götürmemiştim. Millî Gazete çıkınca artık diğer

gazeteleri alma gibi bir düşüncem hiçbir zaman olmadı. Rahatlıkla Milli

Gazeteyi taşıyordum. Gazetede, kültür sanat sayfası mutlaka olurdu. Üstat Necip

Fazıl ile Üstat Sezai Karakoç un da yazdığı yıllardı. Bu yazılar benim için çok

belirleyici olmuştu. Şunu da belirteyim Dayım sonraki yıllarımda,

başarılarımdan memnuniyet duydu. Aramızda bu anlamda hiçbir zaman bir gerilim

olmadı.

Millî Gazete de açılan bir öykü yarışmasında mansiyon

almıştım. Tıkırtı adlı öyküm gazetede yayımlandı. Bu, ulusal düzeyde

yayımlanan ilk yazım oldu. Bir daha da gazeteden hiç kopmadım. Yazları köye

gittiğimde köy şoförü Sıddık Tatlı yı tembihliyordum her gelişte mutlaka

gazetelerimi getirirdi. Bir tiryakilik oluştu. Kimi zaman yurt dışı

çıkışlarımda ya da köye gelmediğinde bende bir boşluk oluyordu.

Üniversite yıllarında Yeni Devir gazetesinin kültür sanat

sayfasında şiirlerim, öykü ve denemelerim yayımlandı.

1991 I. Irak işgali esnasında arka sayfada, bazen yarım

bazen tam sayfa yazılar yazdım epey bir zaman. Bu yazılar ses getirdi. Bir süre

sonra bir köşem oldu, o tarihten itibaren kesintisiz yazılarım devam ediyor.

Gazeteye gelen kimi eleştirilerin haklılık payı olsa da

bunu hiçbir zaman umursamadım. Elbette iyi bir haber gazeteciliği temel bir

gereksinim. Dünyadan sağlıklı haber alabilmek önemli. Ne yazık ki haber

kaynaklarının başında egemenler bulunuyor. Dünyada Müslümanlar üzerinde yaşanan

kimi olaylarla ilgili akan bilgilerin bugün bile sağlıklı olmadığı gerçeğini

göz ardı edemeyiz. Bunun için güçlü bir muhabir kadrosu, geniş olanaklar

gerekli. Burnumuzun dibindeki Suriye de yaşanan olaylardan akan bilgilerin ne

kadar sağlıklı olduğu bile tartışılır. I. Körfez işgalinde uçurulan haberlerin

zamanla ne kadar kurgu ne kadar yanıltıcı olduğu anlaşıldı. Anlaşıldı ama

çoktan iş işten geçmiş egemenler ve emperyalizm kendi amacına ulaşmış,

istediklerini yapmıştı. Müslüman coğrafyayı işgale yeltenen Haçlı emperyalizmi

önceden haber akışlarını ve bilgilendirme araçlarının koşullarını hazırlıyor

ardından da süreç başlıyor. Yazarların veya gazete haber yorumlarının bunlar

üzerine kurgulanması sürekli olarak yanıltıyor. Burada, köşe yazısı yazan

sezgisi güçlü yazarlara önemli bir sorumluluk biniyor.

Şu günlerde yaşanan karmaşaya baktığımızda bile ortamın

ne kadar karışık, ne kadar yanılsatıcı olduğu ortada. Böyle bir durumda belki

olanakları kıt, belki zorlanılıyor ama Milli Gazete sorumluğu ve önemi daha bir

öne çıkıyor.

Aralık ayında Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Kitap

Topluluğu gençlerinin daveti üzerine gittim. Toplantıyı düzenleyen Anadolu

Gençlik mensubu gençlerdi. Konuşmamda bana yöneltilen ve zaman zaman da

karşılaştığım bir soru oldu: Siz neden tirajı daha yüksek olan gazetelerde

yazmıyorsunuz da Millî Gazete de yazıyorsunuz Cevabım şöyle oldu.

Bu gazetede yazdığım günden bugüne bir tek yazım sansüre

uğramadı. Çok rahatım. Kaldı ki bu gazetenin önemi çok samimi ve sahih bir

tabana hitap ediyorum. Daha da önemlisi Anadolu Gençlik gibi bir genç kuşağımız

bulunuyor. İstikamete sağlam bir yerde duruyorum. Bunun için buradayım.

Hayatımda hiçbir zaman maddî durumu önemsemedim. Bir ara Hürriyet Grubunun

onlara göre sağa hitap eden bir gazete çıkarma hazırlığı oldu ve çıktı da. Biri

vasıtasıyla bu gazetede yazı yazma teklifinde bulunuldu. Reddettim. Hiçbir

zaman da düşünmedim. O gazetenin ömrü çok da uzun olmadı.

Bir ara merhum Kâmil Günüşen adında bir okurun terekesi

bana getirildi. İçinde Milli Gazete koleksiyonu da vardı. Merhum Kâmil Günüşen

bu gazetenin bırakın köşe yazılarını ve makalelerini, haberlerini bile tamamını

okumuş, altını kırmızı kalemle satır satır çizmişti. Milli Gazete nin böyle

okurları az değil.

Bu gazetede yazarken iki önemli durum var. Biri gazete

okurunun çok samimi ve sahih duruşu. Onlar yazar kendisine göre bir hata

yapmadıkça asla tepki vermezler. O kadar emin ve o kadar güvenlidirler ki

gereksiz şımartmalarda ve abartmalarda bulunmazlar. Bu şöyle bir duygu

doğurabilir. Sanki yazdıklarınız okunmuyormuş gibi bir duyguya

kapılabilirsiniz. Oysa tam tersi bir durum söz konusu. Okurla yüzleştiğimizde

durumun hiç de öyle olmadığı satır satır okunduğunuzu görüyorsunuz. Ve hatta

mahcubiyetle belirteyim ki kimi zaman özellikle Anadolu ya gittiğimizde,

gençler bir yana yaşça bizden büyük insanların bize gösterdiği hürmet, elimizi

öpmeye yeltenmeleri bu sıcaklığı ve samimiyeti göstermeye fazlasıyla yeter.

Hayatımda asla el öptürmeyi sevmem, izin de vermem. Hele hele büyüklerim olunca

ben onların elini öpmeye çabalarım ama gene de kendim asla öptürmem.

Bir diğeri ise teknik bir hatada bulunduğunuzda bilgi

sahibi okurlarınız sizi düzeltmekten asla çekinmezler. Bir yazımda sahabilerle ilgili

bir isim karışıklığında bulunmuştum, Antalya dan arayan okurum çok nazik bir

üslup ile bu hatamı düzeltmişti. Çok temel bir yanlışta bulunduğunuzda işte o

zaman kıyamet kopar. Her şeyden önce bulanık ve karışık bir gazete değil.

Düşünce ve bakış farklılıkları olabilir bundan doğal bir şey yok. Önemli olan

samimiyet.

Sanırım bu anlamda Milli Gazete nin varlığı çok çok

önemli. Bu sahih ve samimi istikamet sahibi güzel insanlar için yazı yazmak bir

onurdur.