Aşırıya gitmenin son noktasına “darbe” denir. Bunu önlemenin yolu, orta yolu tutmaktır. Bunun ölçüsü de; “sevdiğin kimseyi ölçülü sev; olur ki bir gün o, senin sevmediğin kimse oluverir / buğzettiğin kimseye de ölçülü buğzet; olur ki bir gün o, senin sevdiğin kimse oluverir” hadisidir. Ölçü, her zaman hayat kurtarır! İlmihal, bu açıdan lehimize ve aleyhimize olanları belirleyen ölçüdür.
İtidalin, sükûnetin, akl-ı selimin ne kadar da önemli şeyler olduğunu bir kez daha gördük. Kötülüğü iyilikle savmanın, hiçbir kimsenin burnu kanamasın diye çileyi üstlenmenin tadı başkadır. Bu tadı bilmeyenler, ihtiraslarının, ölçüsüzlüklerinin bedelini başkalarına ödetmeye çalışırlar. Bu açıdan ehliyet ve liyakate önem vermemenin sonucu tasfiye olur. Ölçüsüzlük bu ülkede önce siyaseti tasfiye etti, sonrasında bürokrasi, emniyet ve nihayet sıra orduya geldi. Bu kurumları liyakat esasıyla kardeşane yönetmek mümkün iken, hamasetle kardeşkanı dökmenin zemini hazırlandı. Allah’tan bu ülkede “manevi fay hattı” var ve olayların büyümesini engelliyor.
28 Şubat’tan beri “milli irade”nin gerçekleşme özlemi yaşandı bu ülkede… Ancak, seçim sonucuna yansıyan bu irade, aynı ölçüde adalete yansıdı mı? Meydanlara yansıyan bu irade aynı oranda refaha yansıdı mı? Kaliteye, özgüvene, gençlerin geleceğinden umutlu olmasına yansıdı mı? O halde; şimdi artık kimseyi tenkit etmeden ne yapabiliriz onu konuşmamız lazım. Evet “demokrasi kazandı” ama milletin payına ne düştü! Bu açıdan geçmişin tenkit edilmesine gerek yok, geçmiş bitti. Bundan sonra ne yapılması lazımsa bunlar konuşulmalıdır. Madde madde meseleleri ortaya konması, çözümlerin aranması lazımdır. Çözüm olarak görünen temel kural şu ki: AB-D ile bu işin yürümesi mümkün değil!
Bunun için bu ülke, Millet’in Görüşü’ne göre yönetilmelidir. Milletin görüşüne göre yönetilirse yumuşak olur, yoksa sert olur. Milletin görüşüne göre yönetilirse kansız olur, yoksa kanlı olur. Çünkü Millet’in Görüş’ünün temeli şefkattir, yöntemi iknaya dayanır. Bu yüzden iyiliği emreder, kötülükten sakındırır. 15 yıldır bu ülkede ölçüsüzlük yüzünden faturayı millet ödemektedir. Buna rağmen faturanın bedeli ne olursa olsun yine de bu bedelden kaçmamaktadır. Ve sonunda 15 Temmuz kalkışması bir kez daha göstermiştir ki; bu millete giydirilmek istenen elbise bu millete dar be!
Olanda hayır vardır! Milletimizin meydanlarda kucaklaşmasını gördükten sonra kimse artık “CHP mi gelsin!” diyemeyecektir. Bundan sonra “kötünün iyi”si değil, “iyi”si gelecektir. Yapılacakların, millete kazandırılacakların konuşulacağı yeni bir dönem başlamıştır. İçi boşaltılmış süslü kelimelerle değil, içeriği zenginleştirilmiş politikalarla bu milletin saadetine vesile olma zamanıdır. Çünkü bir milletin asıl gücü, tankı, topu, tüfeği değil; imanlı evlatlarıdır!