Son iki yüz yıldır insanlık, medeniyetler etrafında değil de, ırkî bölünmelerle paramparça olmuş durumda. Sadece ırkî anlamda değil, bunu besleyici başka unsurlar da devreye giriyor sürekli. Kent, köy, kasaba, mahalle çevreleriyle oluşan bir gruplaşma bile söz konusu. Küçük küçük çetecikler bile bunun bir yansıması. Bunu, 1975 li yıllarda üniversitede öğrenciyken fark etmiştim. Elâzığlı gakkoşlar, Sivaslı Yiğidolar, Malatyalılar, Adanalılar, Diyarbakırlılar vs. Aynı siyasal gruplardakiler bile kendi aralarında çekişiyorlardı. Bu ayrışmalar bir hastalık halini almış.

İnsanları bir arada bulundurma ve tutma oldukça güç. Bunun için güçlü ve dinî bir ruh gerekli. Çıkar ötesi oluşlar.

Ayrışmayı sağlayan durumlar öylesine etkili ki, küçük bir sürçme, bir yanlış, ayrışmaları daha da derinleştirebilir. Bazan da bu unsurlar özellikle kullanılır, geliştirilir ve hatta tezgâhlanır.

Stratejistlerin önemli görevlerinden biri de milletlerin parçalanmasıdır.

Millet kavramının içerdiği anlam geniş bir çerçeve oluşturuyor literatürümüzde. Millet sözcüğü Arapçadır ve isimdir. Din, mezhep ve şeriat anlamındadır. Zamanla, ırkî bölünmelerin etkisiyle olsa gerek ırk odaklı oluşlarla sınırlandırılmaya ve tanımlanmaya çalışılmıştır. Millî şair ifadesi de böyledir. Anlatmaya çalıştığımız çerçevede Mehmed Âkif millî bir şairdir. Mehmed Emin Yurdakul veya ırk söylemli şairler de millî şair diye vasfedilmektedirler.

Ulusal kavram ile millî kavramı birbirine karıştırılmakta. Ulusal kavramı, bir ırk ve bir ulusu sınırlamasıyla algılanır. Türk, Acem, ya da Arap ırklarının çerçevelediği uluslar ve onların içinde yetişen ve tanımlananlardır. Milli şairler diye tanımlananlar asıl millî kavramı tanımına girmezler. Uluslar da ırkların adlarıyla anılırlar. Türkiye gibi birçok ırktan oluşan bir devletin ve coğrafyanın Türk ırkıyla sınırlandırılmaya çalışılması başlı başına ve önemli bir sorundur. Çekişmelerin temelinde yatan da budur. Osmanlı devleti, Selçuklular gibi bir kabile ve bir soyun isminden doğuyorlarsa da, bunlar aşılarak ve aşkınlaşılarak millet olma özüne ve ruhuna kavuşurlar. Türkiye nin bu ruhu yakalaması olasıyken, maalesef bilinçli bir ayrıştırmayla, aynı milletten olan insanlar birbirine hasım hâle getirilmiş ve bunun önü alınamamıştır.

Millicilerle ulusalcıların aynı kefede ve kategoride algılanması da bu zihni parçalanmanın bir sonucudur.

Kur an-ı Kerim de: "Millete İbrahime hanifa" denilmekte. Yahudi, Nasara ve İslâm milleti tanımlamasında bulunulmakta. İbrahim Peygamber den mülhemdir bu kavram ve aynı anlamı içeriyor. İbrahim Milleti Allah yolunda olanlar olarak bilinir. Bu genel çerçevede İslâm medeniyetine mensup olan her birey millet tanımlı kavramın içinde yer alır. Türk, Arap, Acem, Kürt, Urdu, Boşnak vs. Müslüman olan herkes aynı millettir.

Dinî terminoloji bakımından da üzerinde durulması gereken yönü budur. Kur an da tanımlanan millet olma bilinç ve duygusu pekiştirilir. "el-Kufru millete vahida". "Küfür milleti birdir", ya da "Küfür milleti tektir" diye ifade edilebilinir. Bugün de İslâm milletine karşı olan birliktelikler gözden kaçmıyor ve bu vurguyu pekiştiriyor.

Millet kavramı edebiyatımızda da karşılık buluyor. Bir iki örnekle yetinirsek.

Mehmed Âkif:

"Bir şahsa esir olmayı bir koskoca millet

Mekrinle mi [aldatmasıyla mı] ya Rab sanıyor kendine devlet"

Üsküdarlı Hakkı Bey:

"Çünkü olmuş idi millet cevri gerdundan zebûn

Çünkü gelmiş idi dehre kahrı devrandan kelâl"

[Çünkü millet dönen çile ve haksızlıktan zayıf düşmüş

Çünkü millete gelen ve dönen zamanın kahrından yorgun düşmüş]

Dizelerinde karşılık bulur. Millet tanımı geniş bir çerçevede ele alınır.

Aynı milletten olan insanların dağılmışlıkları, parçalanmışlıkları ve birbirlerine hasım kesilmeleri de gözden kaçırılmamalı. Mantık bir noktaya odaklanmışken, bütünleyici olmaktan uzak kalıyor.

Bizler İslâm milletinin her bireyinin aziz olduğuna inan getirmişiz. Bunların bu zamanda bütünleşmeleri, tek çatı altında toplanmaları bir zorunluluk. Çember daralıyor, gelecek karanlıklaştırılmak isteniyor.