Gazetecilerin görevi yaşadığı zamana tanıklık etmek ve bunları kayıt altına almaktır. Bir gazetecinin de yaşadığı zamana iyi tanıklık edebilmesi için özellikle yakın tarihi de bilmesi gerekir. Biz de o tanıklıklarımızı, şahitliklerimizi tarihe “kayıt” düşelim.
Ülkemizin bugününü anlamak için en azından 2001 ekonomik krizinden itibaren ülkede olup bitenleri bilmek gerekir. Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında fırlatılan “Anayasa kitapçığının” fırlatılmasına bağlı olarak ekonomi yansıması büyük kriz ve çöküş oldu. MGK toplantısında dönemim Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile dönemin DSP’li Başbakanı Bülent Ecevit arasındaki çıkan tartışma sonucu, ülkemizde AKP’ye iktidar yolunu açtı. O dönemi ele aldığımızda günümüze denk gelen olaylar mevcut. 1999’da Ağustos ayında Marmara Bölgemizde meydana gelen deprem ve sonrası yıkım, ekonomik sıkıntı, toplumun gerilmesi, nefes alamaz hale gelmesi, “bunlar gitsin de artık kim gelirse gelsin” söylemleri şeklinde yansıyan bıkmışlık. Şimdilerde moda olan koalisyon hükümetlerinin ülkeye zarar verdiğine kaynaklık eden ANASOL-M yani DSP-ANAP- MHP koalisyonun arasındaki çekişmeler, bakanların görevlerini yapmak yerine medyada hedef saptıran açıklamaları… Ekonomik alanda öngörülemezlik insanlarımızın canına tak etmişti. Parasının, emeğinin değer kaybetmesi umudunu da yavaş yavaş kaybettiriyordu. Bu ekonomik süreci atlatmak için Dünya Bankası’ndan getirilen Kemal Derviş 15 günde çıkarılan 15 yasa; yani meşhur Kemal Derviş yasaları. Daha sonra DSP’li Başbakan, Kemal Derviş’in getirilmesi meselesine, “En büyük hatam” diyecektir. Meşhur Derviş yasalarını uygulamak da muhafazakâr demokrat AKP hükümetlerine nasip olacaktır.
Ekonomik krizle rayından çıkan ülkemizde ANASOL-M hükümetinin ortağı MHP’lilerin erken seçim talebiyle ülkemiz 3 Kasım 2002 genel seçimlerine sürüklendi. 28 Şubat süreci, deprem, ekonomik kriz dertleriyle boğuşturulan milletimiz önüne “umut” diye sürülen ilk seçeneği Meclis’e taşıdı. Bu konularda 2000 sonrası gençlerimize muhakkak anlatılması gereken tarihi olaylardır diyerek esas söylemek istediğimiz kısma geliyoruz.
Milli Görüş’ün lideri Necmettin Erbakan ve Milli Görüş’ün temsilcisi Saadet Partisi 2002 seçimleri sürecinde neden AKP’ye oy verilmez, AKP iktidara gelince kimin ekonomik programını uygulayacağını, kimin sosyal hayata dair kanunlarını Meclis’ten çıkaracağını ve dış ilişkilerde ülkemizi kimin yörüngesine oturtacağını tane tane anlattı. O dönemin kayıtları arşivlerde; isteyen bakabilir.
Erbakan Hoca’mız -ki şimdilerde “Herkesin Hocası”- 2002 seçimleri sürecinde ve seçimin hemen ardından uyarılarına devam etti kendini terk edip giden talebelerine. Milletimize de meseleyi anlaması için sarih şekilde konuları açıkladı. Erbakan Hoca’mız eski öğrencilerine, “Ben sizi tanırım, sizin neyi, ne kadar yapabileceğinizi bilirim. Gelin uyarılarıma, tavsiyelerime kulak verin” diyordu. Ve sözlerine şöyle devam ediyordu. “…Bunlar zannediyor ki; un var, su var, tuz var ekmek yaparız. Ama unuttukları bir şey var; ekmek yapmak için maya lazım maya! O maya onlarda yok! O ‘maya’ Milli Görüş’tür.”
Ve ülkenin geldiği noktada Erbakan Hoca’mızı yine haklı çıkardı. AKP, en geniş imkâna sahip hükümetlere sahip oldu (en fazla un, en fazla su, en fazla tuza sahip oldu) ama maya eksikliği yüzünden milletimiz evine götüreceği ekmek için sabah namazlarında ucuz ekmek satan halk ekmek büfelerinin önünde sıraya girdi. “O maya” eksikliği yüzünden evine götürdüğü yumurtanın, peynirin, soğanın, patatesin hesabını yapar duruma geldi. Hatta vatandaşlarımızdan ekonomik krizi o kadar üst düzeyde yaşayanlar oldu ki; oğluna okul pantolonu alamadığı için intihar eden baba vakaları ile karşı karşıya kaldık.
O “maya”nın eksikliğinde ülke ne duruma gelmiş bir daha bakalım: “Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı yani ‘açlık sınırı’ 10.135,50 TL’ye; dört kişilik bir ailenin gıda harcaması, giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması “zorunlu” diğer aylık harcamaların tutarı yani ‘yoksulluk sınırı’ 33.014,66 TL’ye yükselmiş” durumda. Aklıselim insanlar için anlatılacak çok konu da yok aslında. Yirmi bir senenin sonunda gelinen tablo ortada. İnsanımız ekonominin getirdiği sıkıntıların yanında, manevi ve ahlâki meseleler yüzünden de çok büyük sıkıntılar yaşamakta. Her gün haberlerde çeşitli akıl almaz gasp, hırsızlık hikâyelerine şahit oluyoruz. İnsanlarımızın hakları aklımıza gelmeyecek şekilde kurumlar tarafından ihlal ediliyor. Gençlerimiz bir bir ülkeyi terk etmenin yollarına düşüyor, ihtiyarlarımız insanca yaşamaktan umudu kesmiş durumda.
Bu tablonun yaşandığı ülkemiz için bir umut olarak Saadet Partisi “o maya”yı tüm insanlarımıza taşıyabilmek için tarihin kendisine verdiği sorumluluk ile Millet İttifakı içinde oyun kurucu olarak yer almıştır. Yıllardır “o maya”dan mahrum edilen insanımıza umudunu kaybetmemesi için kollarını sıvamıştır. Bu tarihi seçimde herkes üzerine düşen görevi hakkıyla yapmalıdır. Hamasetle geçen yılların “ah”ını temizlemek kolay olmayacaktır; fakat gerçeklerle insanımızın buluşturulması imkânsız değildir.
Hamasete değil de “gerçeğin” peşinden gidenlere selam olsun!