Bismillahirrahmanirrahim;
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
Hz. Ömer, her sahabe ve her samimi Müslüman gibi Peygamberimizi çok severdi. Peygamberimizin ölüm haberini duyan Hz. Ömer: “Kim Muhammed öldü derse, onu kılıcımla iki parça ederim” deyiverdi. Hz. Ömer’in hikmete ve esasa uygun olmayan bu sözünü Hz. Ebu Bekir; Ali İmran 144: “Muhammed yalnızca ilahi hükümleri icraya, ülkeyi imara, adil bir dünya düzenini kurmaya memur Allah’ın Resulüdür. Ondan önce de bu görevleri ifa eden resuller gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse, İslam davasından gerisin geriye, batıl davalara mı döneceksiniz? Kim geriye, İslâm’ca olmayan yola dönerse Allah’a asla, hiçbir şekilde zarar veremez. Çünkü Allah, batıl için değil, İslam’ca bir hayat düzeni için mücadele ederek kendisine şükredenleri ödüllendirecektir” ayetini okuduktan sonra, “Kim ki Muhammed’e tapıyorsa bilsin ki Muhammed ölmüştür. Kim ki Allah’a tapıyorsa bilsin ki Allah, diridir ve ölümsüzdür” sözü ile düzeltmiştir. Allah katında peygamberlerin konumu bellidir. Onlar; Allah’tan aldıklarını, Allah’ın kullarına aktaran elçiler, aktardıklarını yaşayarak gösteren örnek ve önderlerdir. Biz bütün peygamberlere Allah’ın elçileri olarak iman ederiz. Yahudiler ve Hıristiyanlar ise peygamberlerini, rahiplerini, hahamlarını ve kâhinlerini Allah ile beraber “rabler” edindikleri için sapıtmışlar ve Allah’ın gazabına uğramışlardır. Müslümanlar; Allah’a “rab”, Resulüne de “elçi” olarak itaat ederler. Emir sahiplerine ise, Allah ve Resulünün yolundan yürümeleri ve sadece marufu emretmeleri halinde itaat ederler. Müslümanlar; kötülükleri emreden, fert ve tolumu yanlışa, kötüye ve çirkine, zararlıya ve zulme yönlendiren emir sahiplerine itaat edip peşinden gitmezler. Ayrıca Müslümanlar; arkasından gittikleri emir sahiplerini; âlimleri ve yöneticileri Allah ile beraber “rabler” de edinmezler. Edinirlerse İslam’dan kopmuş olurlar. Bunlar; İslam’ca düşünmenin ve yaşamanın temel esaslarındandır. Biz Müslümanlar için Kur’an ve sünnet tek ölçü, İslam ise tek saadet düzenidir. Fert ve toplum olarak bizler, yapılan işleri Kur’an ve sünnet ile ölçer, İslam ile tartarsak, Müslümanlardan olur, istikametimizi koruyabiliriz.
MESELEMİZ
Fert ve toplum olarak meselemiz; Erdoğancı, Atatürkçü, Erbakancı, sağcı, solcu, şucu, bucu olmak ise, söylenmiş ve söylenecek hak sözün bir faydası olmaz. Meselemiz; barış ve kardeşliğin olduğu, kâmil manada insan haklarının uygulandığı, hukukun gözetildiği, adalet ve refahın sağlandığı, izzet ve onurun korunduğu bir ülkede ve dünyada yaşamak ise, o zaman bu konuda söylenmiş ve söylenecek her hak söze itibar etmemiz gerekir. Türkiye gibi bir ülkeyi, yaklaşık yirmi yıldır Erdoğan yönetiyor. Bu, Allah’ın bir kuluna ihsan edeceği en değerli bir ikramdır. Allah; iktidar verdiği kullarından, hayra hizmet etmeyi, fert ve topluma, dünya ve ahiret saadetinin yolunu göstermeyi, marufu emretmeyi, kötülükler ve zalimler ile mücadele etmeyi, helali ve haramı gözetmeyi ister. Reis Erdoğan’ın yirmi yıllık iktidarını doğru bir şekilde değerlendirmek için, benimsediği zihniyete, yürüttüğü düzene, yaptığı icraatlara, iktidar ortaklarına, konuşmaları ve eylemleri arasındaki uyuma bakmak gerekir. Reis Erdoğan; Milli Görüş ile yollarını ayırdıktan sonra hareketini niçin “muhafazakâr demokrat” olarak tanımlamıştır? Bu başlı başına bir inceleme ve araştırma konusudur. Reis Erdoğan ve iktidarı için, özellikle Müslüman aydın ve yazarların bilmesi gereken hakikat şudur. Tercih edilen zihniyet, AB’dir. Bu zihniyetin yansımaları ahlâkta, eğitimde, ailede ve sosyal yapımızda açık olarak görülmekte, iktidara yakın televizyonların benimsedikleri yayın politikası, bu zihniyete göre belirlenmektedir. Benimsenen ekonomik düzen, faizci kapitalizmdir. Bu düzenin iki ayağından birisi, bankacılık düzeni diğeri ise vergi düzenidir. Millet bu iki düzen ile sadece eziliyor. Benimsenen eğitim düzeni ise, materyalist eğitimdir. Bu düzen ile nesiller, inancından, tarihinden, ruh kökünden uzaklaştırılıyor. Benimsenen dış politika ise; ABD ve İsrail ile stratejik ortaklıktır. Tercih edilen bu yol, liberal ve seküler; dinden bağımsız dünyacı bir yoldur. Reis Erdoğan ve ekibinin yirmi yıllık iktidarında yapılan bütün icraatlar, İslam’ın veya Milli Görüş’ün değil, benimsenen liberal ve seküler yolun rengini taşır.
NE İÇİN?
Milli Görüşçüler, Erbakan’ı “Yaşanabilir Bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünya” kurmak için lider edindiler. Bunun için “Önce Ahlâk ve Maneviyat, Adil Düzen ve İslam Birliği” dediler. İktidarda olduğu dönemlerde maddi ve manevi kalkınmayı birlikte ele alıp yürüttüler. Şimdi Milli Görüşçüler; Saadet Partisi ile mücadelelerine devam ediyorlar.
Muhafazakâr demokratlarız diyenler ise, Reis Erdoğan’ı ne için lider edindiler? AB projeleriyle, faizci kapitalist düzenle, materyalist eğitimle, montaj sanayiyle, üretmeyen hizmet yatırımlarıyla kalkınmak için mi? Paradan para kazanan bankaların vergi rekortmeni olduğu, Milli Piyango gelirleri ile spor salonları, gençlik merkezleri, okul yapan bir Türkiye, helali harama karıştıran, fert ve toplumun helakine sebep bütün büyük günahlara yol veren bir Türkiye kimin eseridir? Biz Müslümanların, İslam’ı itikat ve düzen olarak yaşama ve yaşatma sorumluluğu ne olacak? Bu sorumluluktan hesaba çekilmeyecek miyiz? Bizleri yoktan var eden Allah; Taha 124: “Her kim de benim zikrimden; Kur’an ve ahkâmından yüz çevirirse, onların ekonomik ve ruhi sıkıntılar içinde geçen sosyal çalkantılarla, geçim darlıklarıyla dolu, rezil bir hayatları olur. Biz onları, kıyamet günü, mahşere kör olarak getiririz” buyuruyor. Peygamberimiz ise, “Allah, Kur’an’a yapışan toplumları koruyup yüceltir. Kur’an’dan kopan toplumları ise, âleme rezil edip alçaltır” buyuruyor. Müslüman’ın İslam’dan başka bir meselesi olabilir mi? Olmamalıdır. Selam hidayete tabi olanlara…