HAKKI tutup kaldıran bir milletiz. Aydınlık dünyayı temsil ediyoruz. İyinin, düşmanı da yaman oluyor. Karanlık dünyanın insanları, defalarca “birleşik Haçlı orduları” olarak üzerimize geldiler. Milletçe nice sıkıntılar yaşadık. Bu topraklar bereketli, insanları yiğitti. Üzerlerinde yaşadıkları toprakları “kahramanca” savundular. Milletimize nice maneviyat ehli insanlar öncülük etti. “Yürekler toplu vurdukça” nice engelleri aştık. Böyle kahramanlardan biri de Mehmet Akif Ersoy’dur.

Mehmet Akif, 1873’te İstanbul’da doğdu. Babası Tahir Efendi müderristi. “Salih, fadıl, vefakâr, cömert, âlicenap, mürüvvetkâr, istikamet sahibi bir üstâd-ı kâmil” gibi meziyetleriyle tanınırdı. Akif, 14 yaşında kaybettiği babası hakkında, “O benim hem babam, hem hocamdı; ne öğrendiysem ondan öğrendim” der. Babası, Akif’in eğitimi ile yakından ilgilendi. İdadi, rüştiye, veterinerlik okullarında okudu.

Akif çok iyi sporcu olduğu kadar, hafız ve tefsir yazabilecek ölçüde din ilimlerine vakıftı. O, milletimizin İstiklâl Marşı’nı yazabilecek kadar güçlü bir şair, cami kürsülerinin coşkun hatibi, toplumun sıkıntılarını içinde hisseden büyük bir cemiyet insanı, her fedakârlığı yapabilecek ölçüde bir yurtseverdi.

Tam anlamıyla fikir, ideal ve mücadele insanı idi. İmanı sağlam, azmi yüksekti. Ordularımızın dağıtıldığı, toplumun yokluk ve kıtlık içinde kıvrandığı, dünyanın yedi ikliminden gelen Haçlıların üzerimize çullandığı bir zamanda bile topluma ümit aşıladı: “İş bitti… Sebatın sonu yoktur, deme; yılma, / Ey millet-i merhume; sakın ye’se kapılma!”

MATEM BENİM HAKKIM!

AKİF, cihat emri gereği, vatan savunması konusunda çok duyarlıydı. İmam Matüridi, “Cihat, savaşa giden yolları tıkar” derken; işinin ehli âlimler, cihadı “hakikat ve iyiliklerin önündeki engelleri kaldırmak” olarak tanımlar; “Cihat, daima taze ve yeşil kalacaktır” derler.

     Akif’in Bülbül, Çanakkale ve İstiklâl Marşı sacayağını oluşturan şiirleri vatan savunmasını teşvik eden yoğun lirizmin ideal örnekleridir. Bülbül şiiri, Bursa’nın işgaline gösterilen şiddetli bir tepkidir. İşgalin onu bunalttığı bir seher vaktinde, yanık sesiyle işgale matem tuttuğuna inandığı bir bülbül sesiyle uyanır. Çok etkilenir. Oluşabilecek tehlikeyi hatırlar:

“Ne zillettir ki; Nâkuus (kilise çanı) inlesin beyninde Osman’ın; / Ezan sussun, fezalardan silinsin yâdı Mevlâ’nın!” diyerek oluşabilecekleri saydıktan sonra, tehlikeyi giderme görevinin üzerinde olduğunu hisseder: “Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil matem!”

O, “Şu Boğaz harbi…” diye başlayan Çanakkale şiirini yazmasaydı, birleşik Haçlı ordularının Gelibolu’ya gelmelerindeki asıl manayı; Mehmetçiklerin iman ve azmi ile dünyaya meydan okuyan şanlı direnişini yeterince kavrayamayacaktık:

“Ah, o yirminci asır yok mu, o mahlûk-u asîl, / Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkıyla sefil. / Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına, / Döktü karnındaki esrarı hayâsızcasına. / Maske yırtılmasa hâlâ bize afetti o yüz… / Medeniyyet denilen kahpe, hakikat yüzsüz. / Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer…” 

KÖKLERİNİ UNUTMA!

TANINMIŞ edebiyatçı Nihat Sami Banarlı anlatır: “İstiklâl Marşı, şiir kalitesi ve söyleyiş güzelliği bakımından, yeryüzündeki millî marşların hiçbiriyle ölçülemeyecek kadar üstün ve derin manalı bir şiirdir.”

İstiklâl Marşı’nı okurken koskoca tarihimiz gözümüzün önünde canlanır. Bugünümüzü özetler ve geleceğimize ışık tutar. Tüm sömürgeci Batılılara karşı, milletimizin özgürlük ve bağımsızlık manifestosudur: “Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım!”

İstiklâl Marşı’nda milletimizi canlı ve dinamik tutan güç, heyecan ve cevher tanıtılır: “Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. / Ulusun, korkma nasıl böyle bir imanı boğar?”

İki gün sonra Mehmet Akif’in 85. vefat yıldönümü... Ayrıca, 2021 yılı baştan sona “İstiklâl Marşı’mızın Kabulü’nün 100. Yıldönümü” olarak değerlendirilmesi planlanmıştı. İsterseniz, eğitim gören evlâtlarımızı bir yoklayın. Varlık yokluk mücadelesi verdiğimiz, zorluk ve sıkıntılı günlerimizi aşmamızın anılarını yaşatmak için yazılan İstiklâl Marşı’nın manasından ne ölçüde haberdarlar? Bizi tarih sahnesinden silmeye azmetmiş Haçlıların tuzaklarına karşı uyanıklar mı?

Bilelim ki; “Su uyur, düşman uyumaz.” İbni Haldun, “Suyun suya benzediği gibi, gelecek de geçmişe benzer” der. Yaşadıklarımızdan ders alıyor muyuz? Şeyh Edebali’nin, “Geçmişini bil ki, geleceğe sağlam basasın” sözünü unutmayalım.

Bir “öncü” olan Mehmet Akif görevini yaptı ve bu dünyadan göçtü. Şimdi görev sırası bizde! Köklerimizi, kadim değerlerimizi bileceğiz. Hepimize ışık tutan Mehmet Akif’i rahmetle anıyorum.