Düşüncenin simgeleri olan kavramlar, amaç ve alanları dışında kullanılmanın ötesinde, mahiyetleri, özleri, bunu gerektiren doğrudan bilgileri neredeyse hesaba katılmaksızın kullanılmaktadır, denebilir. Kavramları kullanıyoruz, ama onların düşünceye, bilgiye götürdüğünü söylemek pek mümkün gözükmüyor. Onun için yıllarca, on yıllarca, elli, yüzyıl ve daha fazla bir zamanda aynı ya da benzer kavramlar ile, nerdeyse aynı konuları tartışıp duruyoruz. Tartışıyor muyuz, da denebilir buna. Bir yerde yanlış giden bir şey olmalı.

Kavramlar ile düşünce, düşünceyle bilgi, bilgiyle değerlendirme ve yargıda bulunma arasındaki ilginin önemini göstermesi bakımından, XVII. yy. da yaşamış Spinoza nın "Tractatuc Politicus"undan kısa alıntılar yapacağım. Spinoza yı seçişim herhangi bir değer yargısını önceleme anlamına gelmemektedir.Ancak genel ve felsefî anlamda özgürlüğü temel alan yaklaşımıyla onu liberalizm akımı içinde görenler de vardır. Tıpkı Kant ı gördükleri gibi. Bu yönüyle belki "liberalizm"e övgü döşeyen, ama tam olarak özümledikleri kuşkulu görülenler bakımından uyarıcı bir işlev görebilir (mi ) Spinoza.

"Tam doğal şeyler, varolsunlar ya da olmasınlar upuygun olarak kavranabilirler. Bununla birlikte, doğal şeylerin kendileri gereği varoldukları ve varlıklarını sürdürdükleri ilke bunların tanımlarından çıkarılamaz, zira ideal özleri (essentia idealis) onlar varolmaya başladıktan sonra varolmalarından önceki özle aynı kalır. Başka bir deyişle, ne bunların kendisiyle varoldukları ilke ve ne de varoluşlarını devam ettiren şey özlerinden çıkarılabilir; varolmaya devam etmek için varolmaya başlamaları için gerekli olan aynı güce ihtiyaç duyarlar. Bunun neticesi olarak doğadaki her şeyin kendisi sayesinde varolduğu ve eylemde bulunduğu güç Tanrı nın ebedi gücünden başkası olamaz. Eğer bundan başka bir güç yaratılmış olsaydı, bu güç kendi kendisinin muhafazasını sağlayamazdı ve dolayısıyla doğal şeylerin muhafazasını da temin edemezdi. (...)

O halde, doğal varlıkların, sayesinde varoldukları ve eylemde bulundukları gücün, Tanrı nın gücünün kendisi olduğunu bilirsek, doğal hakkın ne olduğunu kolayca anlarız.

Çünkü, gerçekte, Tanrı nın her şey üzerinde hakkı vardır ve Tanrı nın hakkı, O nun mutlak özgürlük olarak düşünülen gücünün kendisinden başka bir şey değildir; doğadaki her varlık, hem varolmak hem de eylemde bulunmak için sahip olduğu gücün hakkını doğadan alır. (...)

Doğal hak ile, öyleyse her şeyin kendileri uyarınca olduğu doğanın yasalarını ya da kurallarını, yani doğanın gücünün kendisini anlıyorum. Sonuç olarak, tüm doğanın ve dolayısıyla her bireyin doğal hakkı gücünün yettiği yere kadar uzanır ve o halde, bir insan kendi doğasının yasalarına göre yaptığı her şeyi doğanın egemen hakkı uyarınca yapar ve doğa üzerinde gücü ölçüsünde hakkı vardır.

Öyleyse eğer insan doğası insanların sadece aklın buyruklarına göre yaşayacakları şekilde düzenlenmiş olsaydı, insan türüne özgü olduğunu düşündüğümüz sürece doğal hak, sadece aklın gücü tarafından belirlenmiş olurdu. Ama insanlar akıldan ziyade kör arzuyla davranırlar ve sonuç olarak insanların doğal gücü, yani insanların doğal hakkı akılla değil, ama onları eylemde bulunmaya mecbur eden ve sayesinde kendilerini korumaya çabaladıkları tüm iştahlarla tanımlanmalıdır." (Tractatus Politicus, Çev. Murat Erşen, Dost Yayınları, Ankara 2007, S. 15-16)

Hemen buradan hareketle Spinoza nın vardığı sonuçların, kurduğu yargıların doğru olduğu sonucunu çıkartmayın. Doğru düşünmenin bir örneği şeklinde ele alın. Ek olarak şu kısa bilgi notlarını da eklemek gerekebilir. Spinoz a Descartes çı ilkelere bağlıdır. Felsefesi panteisttir. Görüşleri dolayısıyla (Tanrı, din, Tevrat) Hollanda daki Yahudi topluluğunca dışlanmıştır, lânetlenmiştir de denebilir.Goethe özel toplantılarında Spinoza okumaktan derin bir zevk alırmış. Cam işleri yaparak hayatını sürdürmüştür. Ailesi İspanya dan Hollanda ya göçetmek zorunda kalmıştır.