Taksim Gezi Parkı ndaki olaylar sonrası yaşanan krizin

genişlemesi ve derinleşme eğilimi göstermesi üzerine bir sağduyu, itidal

çağrısı olarak karşımıza çıkan Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül ün mesaj

alındı, gereği yapılacaktır türünden yaptığı açıklama, hiç kuşkusuz süreçte

önemli bir adımdı. En azından söz konusu gerilimde tansiyonu düşürme ve kırmızı

çizgileri çekme adına...

Fakat bu mesajın kimden alındığı ve nasıl bir mesaj

olduğu hususu açıkçası biraz havada kaldı desek, çok da yanılmış olmayız. Bir

diğer ifadeyle, burada kastedilen husus halkın vermek istediği kendi mesajı

mıydı yoksa halk üzerinden verilmek istenilen bir mesaj ve bunun alımı mıydı

Bir de, özellikle devletin en üst noktalarından dillendirilen

dış müdahaleler ve yabancı istihbarat teşkilatlarının süreçte oynadığı role

yönelik açıklamalar göz önünde bulundurulduğunda; gereği yapılacaktır

ifadesi, bunlara karşı bir cevabi durumu mu yoksa halkın taleplerine  ya da her ikisine yönelik bir yaklaşımı mı

ihtiva ediyordu, açıkçası bu da çok da net değildi.

Dolayısıyla, burada mesaj alındı, gereği yapılacaktır

ifadesi çok boyutlu ve adresli bir gri açıklama olarak karşımıza çıkıyor;

özellikle de, Soğuk Savaş sonrası dönemde yaşanan küresel güç mücadelesinde

Balkanlar-Karadeniz-Kafkaslar-Ortadoğu-Doğu Akdeniz hattında sahip olduğu

belirleyici stratejik konum, jeopolitik önem ve etkin rol arayışıyla ön plana

çıkan Türkiye gerçeği boyutuyla...

Kuşkusuz bu kritik pozisyon, Yeni Yalta sürecindeki

jeopolitik arzular ve bu kapsamda Ankara merkezli yürütülen yeniden

yapılandırma çalışmalarının tarihsel, coğrafi ve stratejik derinlikli hedefleri

bağlamında Türkiye yi kaçınılmaz olarak bu ateş hattı nın bir parçası haline

getiriyor ve bizleri bildik bir senaryonun uygulama alanı haline sokmaya

çalışıyor.

Dolayısıyla burada Türkiye ye doğrudan doğruya bir

gözdağı olabileceği gibi bir müdahale de söz konusu olabilir!

Şöyle ki... Bilindiği üzere, BOP coğrafyası içerisinde

gerçekleştirilen yeniden inşa-yapılandırma sürecinde yaşanan bu Yeni Büyük

Oyun da önemli ve etkin birer enstrüman olarak ön plana çıkan terör , sosyal

medya , sivil toplum örgütleri kontrolden çıktığı durumlarda iç savaşlara

kadar uzanan halk hareketle(ndirmele)rinin birer itici gücü olarak büyük bir

önem ve yaygınlık kazanmış durumda.

Renkli devrimler ya da Soros devrimleri/darbeleri olarak

karşımıza çıkan bu süreçte, 11 Eylül ve Gürcistan daki Kadife/Gül Devrimi

önemli bir dönüm noktasını oluşturuyor. Nitekim Gürcistan ı daha sonraki

aşamada Ukrayna, Kırgızistan ve başarısız Özbekistan girişimi takip etmişti...

Bu senaryonun günümüzdeki revize edilmiş hali ve yeni adı

ise, Arap Baharı dır ve hedef coğrafyası ise Kuzey Afrika ile Ortadoğu dur.

Yöntem ve araçlar da (aktörler ve isimler dışında) neredeyse bire birdir; pek

tabii, bir de arka plandaki o bildik , meşhur görünmez el boyutuyla...

Bundan dolayı bu coğrafyada yaşayanlar daha çok

özgürlük , demokrasi ve insan hakları sloganlarıyla ön plana çıkan

taleplerin ne olduğunu, neyi hedeflediğini, başının-ucunun nereye dayandığını

ve daha çok neye-kime hizmet ettiğini görmektedirler.

Burada bilinen bir diğer gerçeklik ise, bu hareketlerin

sonunda bu ülkelerin ne hale geldiği, insanların nasıl bir duruma

düşürüldüğüdür. Bu kapsamda son Libya, Mısır ve Suriye örneklerine bir bakalım.

Aynı şekilde Afganistan a götürülen demokrasi de ortada. Pek tabi özgür kaldık

diye sevinen ve diktatör Saddam ın heykelini papuçlayan Irak halkının içine

düşürüldüğü durumu da göz ardı etmemek gerekiyor.

Dolayısıyla, Sosyal Medya Darbeleri olarak da

nitelendirebileceğimiz bu halk hareketlendirmelerinin bir süre sonra çıkış

noktasından nasıl saptırıldığı, kontrolün nasıl kaybedildiği-kaybettirildiği,

bunun sonucunda ülkelerin bir iç savaş ortamına nasıl sokulabildiği ortadadır.

Hiç kuşkusuz, diğer taraftan, bahsettiğim bu senaryo ve

tehdit uyarısı bu coğrafyada bir dikta rejiminin kurulmasına ve anti demokratik

eylem ve tutumlara bir meşruiyet zemini, gerekçesi kazandıramaz. Çünkü oyunu bozmak

adına atılan bu tür adımlar, aslında oyuna gelmekten başka bir anlam

taşımamaktadır. Bugüne kadar da böyle olmuştur...

Bundan ötürü, şu geçiş sürecinde fazlasıyla istikrar, iç

huzur ve barışa ihtiyacı olan Türkiye nin A dan Z ye bu hususta çok dikkatli

olması gerekmektedir, özellikle de halkı yönetmeye talip olan, tümüne hitap

etme zorunluluğu ve sorumluluğu bulunan siyasi irade açısından.

Fakat göründüğü kadarıyla, gerek iç gerekse de dış

politika bağlamında Türkiye de ciddi bir kriz yönetimi zafiyeti söz konusudur.

Bundan dolayı da mayınlı kavramlar destekli sokaklar-sosyal

medya-protestolar-dış destek li oyun rahatlıkla sergilenebilmekte ve Türkiye

farklı bir eksene oturtulmaya çalışılmaktadır. Bu yüzden ağırlıklı olarak dış

basın tarafından pompalanan kavramlara ve benzetmelere dikkat etmek gerekiyor;

özellikle de Türk Baharı , Taksim-Tahrir , Antakya-Gazze gibi olanlara...