Bir sevgisizlik akıyor dört bir yanımızdan.
Öfke dili yüksek ise sevgiden söz edilemez.
Bir insan kin ve nefret yüklüyse ona yanaşılamaz. Onun
gözlerinin içine bakmaya cesaret bile edilemez. Nefret ve öfke insanın
gözlerini karartır. Önünü göremez hâle getirir. Bütün olumsuzluklar ondan deli
bir sel gibi akar, etrafını yıkar, siler süpürür. Herkese kuşkuyla bakar,
herkesi kendi içinde birikmiş olanla tanımlar. O artık dengesini yitirmiş
kimsedir.
Öfke ve nefretin sesi yüksek çıkar, adeta böğürür.
Toplum içinde güçleriyle kendilerini var kılarlar.
Güçleri zayıfladığında ya da sular ters akmaya başladığında hızlı bir düşüş
içinde olurlar. O zaman etrafında kimse kalmaz yapayalnızdırlar.
Öfke ve nefretin düşmanları da çok olur. Eğer onlar
zayıfsa sinsice sinerler. Güç biriktirirler, fırsat kollarlar. En olmadık
zamanda birden vahşi bir hayvan gibi saldırır en öldürücü vuruşu yaparlar.
Öfke ve nefretin karşısında cepheleşmeler olur. En
olmadık kesimler bir araya gelir. Onlar da çıkar ilişkilerini öncelerler.
Amaçları en güçlü olan rakiplerini alt etmektir. Ondan sonra da kendi
aralarında hesaplaşmalar başlar. Böyle bir dünyada bunların da birbirlerine
asla güvenleri yoktur. Kimi zaman da çıkarlarını gözetirler, çıkarları onları
nereye çekerse oraya yönelirler. Her şeyi meşru kılarlar kendilerine. Helal ve
haramları, sınırları olmaz onların.
Öfke ve nefret dili kiminde sinsidir. Ses çıkarmaz, kendi
içinde sinsice durduğu gibi dışarıya olan görünümü de aynıdır. O da
karşısındakini bu tutumuyla çıldırtır. Ses çıkarmaz gibi ama bakışlarında ve
yüreğinde doludur olumsuzluk. Fırsat kollar. Bunlar daha çok tehlikelidirler.
İnsanı yanıltırlar. Bu tipler ikiyüzlü olarak da tanımlanırlar. İslâm
düşüncesinde bunlar münafık olarak adlandırılır. Onların toplum içinde
yerleri vardır ama onlara kuşkuyla bakılır sürekli. Onların gerçek yüzleri
ortaya çıkınca toplumdan dışlanırlar. Bu tiplerin cenaze namazları bile
kılınmaz. Çünkü onlar toplumun en çürük yanlarıdırlar. Onlar güçten yanadırlar.
En kabullenilmeyenleri bile kabullenirler.
İnsanlığın bu çağda en çok gereksinim duyduğu tek şey
sevgi ve merhamet dilidir. İnsanlığın üzerine abanmış olan bunca karabasanın
altından kurtulabilmesi, yol bulabilmesi için sevgi ve merhamet dilini güçlü
kılması tek seçenekleridir. Buna da en çok mazlumların ihtiyacı vardır.
Mazlumlar, insanlığın en sahipsiz kimseleridirler. Onlar sevgi ve merhamet ile
korunmaya muhtaçtırlar.
Zamanın öğütücü dişleri olumsuzluklardan oluşur. Onun
asla hoşgörüsü yoktur. İnsanı ezer, parçalar posa haline dönüştürür ve atar.
İnsanın hiçbir değeri yoktur.
İnsanın kurdu insandır. Ve bu da olumsuzluk dili
baskınlaşınca daha tehlikeli olur.
İslâm selam ve merhamet dinidir. Sevgi dinidir. İnsanın
kurtuluşu insan iledir. İnsanı çıkarsız gözetmek merhamet ve sevgi dilinin
belirginleşmesiyle başlar. Bu dilin asla sahtesi, sinsisi ve öfkelisi olmaz.
Olumsuzlukları bastıran da bu dildir. Bu dilde insan rızasından çok Hak rızası
öne çıkar. Sevgili Efendimiz en akıllı insanlar ölümü düşünürler buyurur. Ölümü
düşünmek hayatı terk etmek anlamına gelmez. Bu dünyanın sonlu oluşuna ve burada
yaşanan ömrün kısalığına işarettir. Hayatı adil görme duygusunun öne çıkmasıdır.
Çünkü bu dünyadan kul hakkı, hayvan hakkı gibi ağır yükler omuzlarına binmişse,
binecekse onun geleceği de karanlıktır. Ateş yüklüdür.
Bu dünyada öfke ve nefret biriktiren kendi ateşini
yanında taşır bir ömür. Ve bu dünyadan göçüp gidince yakıtını beraberinde
götürür. Sinsi dil sahipleri de bundan ayrı değildirler. Onlar birbirlerinin
zıt kardeşidirler. Aynı yere ve yöne bakarlar. Birbirlerini alt etmenin
hesabını yaparlar.
Sevgi ve merhamet dilinin en belirgin özelliği, adil
olma, hak gözetme, insan ve hayvan haklarını gözetme, ölümün burnunun ucunda
olduğunun bilincinde ve farkında olmadır. Bunun en belirgin yansıması ise
sabırdır. Sabır büyük bir koruyucudur. Sevgi ve merhametin bütün özelliklerini
kendi içinde barındırır.