Mehmed Zahid Kotku Hazretleri…
Ülkemizin yetiştirdiği, bir döneme damgasını vuran manevi önderlerden…
Gönül insanlarından…
Milli Görüş Lideri, Refah-Yol Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın feyz ve ailham aldığı tasavvuf mimarlarından…
Mehmed Zahid Kotku Hazretleri, İstanbul Fatih’te bulunan İskenderpaşa Camii’nde her Pazar ikindi namazından sonra tavsiyelerde bulunur, mü’minleri iyiye, güzele, doğruya yönlendirirdi.
Bu konuşmaları farklı kitaplarda toplanarak insanlığın istifadesine sunuldu.
Kotku Hazretleri’nin “Nefsin Terbiyesi” isimli kitabında şu nasihatlerine dikkatinizi çekmek istiyoruz;
“Şimdi sana Kur’ân-ı Azîmüşşan’daki sûrelerin hassasından bir nebze bahsedeceğiz. Kur’ân-ı Kerîm’in hassaları sayılmakla bitmez, geçmiş büyüklerimizden naklolunan hassaları biz de size izah etmeye çalışacağız.
Kur’ân-ı Azîmüşşan’dan her gün bir hizip veya daha ziyadesini hatm-i şerîf niyetiyle okuyanın, bilûtfullahî Teâlâ, bütün hassalara nail olacağına asla şüphe yoktur.
1. Sûre-i Fâtiha’yı her kim, vird edinip devam ederse, Cenâb-ı Hakk onu dünya ve âhiret cümle mak- sudlarına nâil buyuracağı gibi bütün âfâtlardan da hıfzeder. Herhangi bir hastaya, yazıp suyunu içirseler Allah Teâlâ’nın izni ile şifa bulur. İmam Ali ve İmam Gazâlî’nin Fâtiha-i Şerîf hakkında çok medh ü senâları vardır.
Sabah namazından sonra otuz kere, öğle namazından sonra yirmi beş kere, ikindiden sonra yirmi kere, akşam namazından sonra on beş ve yatsı namazından sonra ise on kere okumak suretiyle - ki, hepsi yüz eder – büyük lûtuflara nâil olunur. Malûmdur ki, Fâtiha sûresi şifadır.
Böyle yüz kere okununca şifa üstüne şifa olur. Bunu yapanlar hem maksatlarına erişmiş ve hem de Hakk’ın hıfz u himayesine girmiş olurlar. Gaflet etmemeni tavsiye ederim!
2. Sûre-i Bakara’yı her kim, devam ederek okursa, Allah Teâlâ o kulunu sihirbazların sihrinden korur ve o kula sihir asla tesir etmez.
3. Sûre-i Âl-i İmran’ı her kim, üç defa okursa, kul borcun- dan kurtulur ve ummadığı yerden mallar gelir.
4. Sûre-i Nisâ’yı, erkek ve kadın, her kim okursa Hakk Teâlâ aralarını ıslah eyler ve onlar da güzel geçinirler.
5. Sûre-i Mâide’yi kırk defa okuyan kimselere Cenâb-ı Allah çok rızık, mal ve makam ihsan eder.
6. Sûre-i En’am’ı kırkbir defa okuyan kimselerin muğlâk, karmaşık işleri lâyıkiyle çözülür ve düşman şerrinden muhâfaza olunur.
7. Sûre-i A’raf’a devam eden, âhiret azabından emin olur.
8. Sûre-i Enfâl’i yedi defa kırâat eden, zindandan halâs olur ve şerlerden emin olur.
9. Sûre-i Tevbe’yi onyedi kere okuyan, her ne hâcet dilerse Hakk Teâlâ kabul buyurur, fena kimselerden ve hırsızların şerrinden emin eder.
10. Sûre-i Yûnus’u her kim yirmibir kere okursa, Hakk Teâlâ onun düşmanına fırsat vermeyip şerrinden emin eder.
11. Sûre-i Hûd’u her kim üç kere okursa hâcetleri meydana gelir ve kendisi de denize batmaktan emin olur. Vapur yolcularına tavsiye olunur.
12. Sûre-i Yûsuf’u her kim okursa, hasretine kavuşur ve herkesin gözüne şirin gözükür.
13. Sûre-i Ra’d’ı her kim okursa, çocukları cin ve perilerin şerrinden muhâfaza olunur. Gece ağlayan çocuklar için tavsiye edilir.
14. Sûre-i İbrahim’i her kim yedi defa okursa, Hakk Teâlâ, düşmanına fırsat vermez. Ayrıca ana ve babasının rızasını kazandırır.
15. Sûre-i Hucûrât’ı üç kere okuyan kimselerin alışverişini Hakk Teâlâ bereketlendirir. Ticaret sahiplerine tavsiye olunur.
16. Sûre-i Nahl’i her kim yüz kere okursa, düşmanına galip olup bütün maksatlarına erişir.
17. Sûre-i Esra’yı yedi kere okuyan, gammaz, hasûd kimselerin şerlerinden emin olur. Ve yazıp suyunu küçük çocuklara içirseler, çocukların dilleri fasih olur. Konuşamayanlara ve kekemelere tavsiye olunur.
18. Sûre-i Tâhâ’yı her kim yirmibir kere kız evlâdı üzerine okusa bilûtfullahi Teâlâ bahtı açılıp sâlih ere nasip olur.
Kardeşim,
Bunları yazmak suretiyle, gayemiz olan, Kur’ân-ı Azîmüşşan’ın sayısız nimetlerinden, lûtuflarından bazılarını sizlere açıklamış olmak vazifesini ifa ediyoruz. Diğer sûreler de buna benzer binlerce fezâili câmi olduğundan, ihlâs ile Kur’ân-ı Azîmüşşan’ı okumaya devam ettiğin müddetçe Cenâb-ı Hak’kın sayısız lûtuflarına mazhar olursun.
Sakın sen başka okuyanlara bakıp da onları örnek alma! Okunan kitap Allah’ın Kitabı’dır, onu Allah için okuyanlar ecir alırlar, para için okuyanlar ise para alırlar!”
ÖMER ZİYÂEDDİN EFENDİ’YE İNTİSAP VE HİZMETLERİ
Mehmed Zahid Kotku Hazretleri’nin ailesi, 1880 yılında Dağıstan’ın Şeki kasabasından Anadolu’ya göç edip Bursa’ya yerleşmiştir. Kendisi Bursa Pınarbaşı’nda doğdu.
ANNESİ VE BABASI
Mehmed Zâhid Efendi (Rahmetullâhi Aleyh)annesi Sabire Hanım’ı üç yaşında iken kaybetti. Bursa’ya geldiklerinde on altı yaşlarında olan babası İbrâhim Efendi çeşitli yerlerde imamlık yaptıktan sonra 1929’da Bursa ovasındaki İzvat köyünde vefat etti.
İLİM TAHSİLİ
Mehmed Zâhid Efendi (Rahmetullâhi Aleyh) ilk mektebi, Oruç Bey İbtidâîsi’nde okudu ve ardından Maksem’deki idâdîye devam etti. Sonra Bursa Sanat Mektebi’ne girdi.
ASKERLİK VAZİFESİ
1. Dünya Savaşı sırasında on sekiz yaşlarında askere alınarak Suriye cephesine gönderildi. Ordunun Suriye’den çekilmesinin ardından İstanbul’a döndü. Temmuz 1919’dan itibaren askerlik şubesinde yazıcı olarak askerlik görevine devam etti. Hâtıra defterindeki kayıtlardan 1922 Martında bu görevi sürdürdüğü anlaşılmaktadır.
İstanbul’da cami derslerine ve vaazlara devam eden Mehmed Zâhid Efendi (Rahmetullâhi Aleyh)11920’de, Cağaloğlu’nda bulunan Fatma Sultan Camii yanındaki Gümüşhânevî Tekkesi’ne giderek Nakşi ve Halidi Şeyh Dağıstanlı Ömer Ziyâeddin Efendi’ye intisap etti. Seyrüsülûkünü onun vefatı üzerine postnişin olan Tekirdağlı Mustafa Feyzi Efendi’nin yanında sürdürdü.
YİRMİ YEDİ YAŞINDA HİLÂFET ALDI
Beyazıt, Fâtih ve Ayasofya cami ve medreselerindeki derslere devam ettiği bu yıllarda bir yandan da hâfızlığını tamamladı. Mustafa Feyzi Efendi’nin isteğiyle çeşitli kasaba ve köylerde dinî hizmetlerde bulundu.
Tekkelerin kapatılması üzerine Bursa’ya dönerek babasının imamlık yaptığı İzvat köyüne yerleşti. Babası ölünce onun görevini sürdürmeye başladı. 1946 yılına kadar köy imamlığı yaptı, ardından Üftâde Camii imamlığına tayin edildi. 1952 yılı Aralık ayında Gümüşhanevî Dergâhı’ndan arkadaşı Abdülaziz Bekkine’nin vefatı üzerine görevi onun vazife yaptığı Zeyrek’teki Ümmü Gülsüm Mescidi’ne nakledildi. Bu mescidin istimlâki söz konusu olunca Fatih İskenderpaşa Camii’ne tayin edildi (1958). Vefatına kadar bu camide görevini sürdürdü. Görev yaptığı camilerde her pazar ikindi namazının ardından Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî’nin (ö. 1893) derlediği hadisleri ihtiva eden eseri; Râmûzü’l-eḥâdîs̱ dersleri vermiş, cuma vaazları ve önemli günlerdeki konuşmaları yanında özel sohbetleriyle de halkı eğitmeye çalışmıştır.
HASTALIĞI VE VEFATI
1979 yazında gittiği Hicaz’dan 1980 Şubatında ağır hasta olarak döndü. Ameliyat olduktan sonra hac mevsimi gelince tekrar hacca gitti. 13 Kasım 1980’de İstanbul’da vefat etti. Cenaze namazı 14 Kasım’da Süleymaniye Camii’nde kılındıktan sonra Kanûnî Sultan Süleyman Türbesi hazîresine defnedildi.
SÜNNET-İ SENİYYE’YE BAĞLILIK KONUSUNDA NASİHATLERİ
Mehmed Zâhid Efendi (Rahmetullahi Aleyh), sohbetlerinde ve hususî nasihatlerinde sünnet-i seniyyeye bağlılık konusu üzerinde daima önemle durmuş ve dini yaşamanın bununla mümkün olduğunu beyan ile şu nasihatte bulunmuştur:
“İslâm dini daima tekemmülü emreder. Bu ise ancak Allah Te‘âlâ’nın emirlerini tutmakla olur. Bir taraftan ibâdât, tâat, hayr ü hasenat yapma gibi evâmirine yapışmakla birlikte, diğer taraftan, yine Allah Te‘âlâ’nın yasak ettiği, yapmayın dediği şeyleri yapmamak ve bu yasaklardan son derece sakınmak, kaçmak, hem de aslandan korkup kaçar gibi kaçmak lâzımdır. Bundan sonra da iki cihan serveri, başlarımızın tâcı, Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in sünnet-i seniyyelerine tam manasıyla sarılınmalıdır.”
Günlük amel ve ibâdetler konusunda yol gösterici olan Mehmed Zâhid Efendi (Rahmetullahi Aleyh), sünnet-i seniyyeye sarılıp, bid‘atlardan kaçınma hususunda bir başka sohbetinde şöyle demiştir:
“Kur’ân-ı Azîmüşşan’ı her gün okuyup emirlerini dinlemek ve nehyettiği yasaklardan korkup kaçmak ve daima Cenâb-ı Hakk’ın rızasını hedef edip gözlemek, razı olduğu her işi yapmaya gayret edip, razı olmadığı her şeyden son derece uzak kalmaya çalışmak lâzımdır. Bunlarla beraber “bid‘at” denilen Peygamberimizin istemediği şeyleri de terk etmek ve sünnet-i seniyyesinden de kıl kadar ayrılmamak; sözü yerinde söylemek ve az konuşmak da senin âdetin olsun. Sakın kimseyi incitme, kınama, aleyhinde katiyen konuşma ve iyi bil ki, Allah Te‘âlâ Hazretleri hepimizi ve her şeyi pek iyi görmekte ve bilmektedir.”
Gafleti izale etmenin yolunun sünnet-i seniyyeye ittibâdan geçtiğini ve gelecek nesillerin bu şuur üzere yetişmeleri gerektiğini bir başka vesileyle, şu sözlerle ifade etmiştir:
“Gafleti izale etmek gerekir ki, bunun için de Kur’ân-ı Kerîm ve sünnet-i seniyyeye uymak lâzımdır. Bu da henüz çocukken ebeveynin ikaz ve gayret sarf ederek çocuğundan gafleti kaldırması ile olur. Eğer çocuk bu yolların dışında yetişmiş ise onu uyandırmak artık ancak ve ancak Allah Teâlâ’nın lütfuna kalmış bir şeydir.”
RIZIK KONUSUNDAKİ NASİHATLERİ
“Rızkını Allah’a havale et. Bir insan, ‘Şu sanatı yapayım, şu işi yapayım da rızkım oradan bana gelsin.’ der. Bir de vardır ki rızık onu kovalar. Nasıl kovalar bilir misin? Sabahleyin erken vakitte kalkıp abdestini alırsın. Namaz için camiye gelirsin. Camiye ama evde olmaz. Eğer camii yoksa etrafında o başka! Sabah namazını kılarsın. Sabah namazını kıldıktan sonra korkma ve kaçma! Otur. Ne kadar zaman? Bayram namazını kıldığımız zamana kadar. Yani güneş doğuşundan asgari 30, 45, 1 saat otur. Kur’ân oku, bildiğini oku, yalvar-yakar ne dersen de! 2 rekât namaz var. İşrak namazı deriz adına. Nafile bir namazdır. Bu işrak namazını kılar işine gidersen senin arkandan senin rızkın seni kovalar. Yakalar seni neredeysen, kaçırmaz seni. Ama bunu yapmadan ben rızkımı kazanacağım dersen hem kendini yorarsın hem de eline taksimde neyse ondan başka bir şey eline geçmez. Çok geçse ne olacak. Farz edelim, çalıştık çabaladık geceyi gündüze kattık, derken milyonların sahibi olduk. Birçok apartmanlara sahip olduk, mallara mülklere sahip olduk, herkes bizi parmakla gösteriyor. Ne kıymeti var. Gözünü yumdun mu hepsi bitti. Ne taksim edebildiyse o tarafa o gider kendinle. Gerisi boş.”





