GÜNÜMÜZ medyası siyasal iktidar ve muhalefetleri arasında
tam anlamıyla orta yolu olmayan iki zıt kutup. 28 Şubat süreci sonrasında bu
çok daha keskinleşti. Özellikle Batı ruhlu, İslâm düşüncesine mesafeli olan
medyanın ağır baskıcı/jakoben tutumu dönemlerin iktidarlarıyla at başı ve hatta
önünde gidiyordu. İktidarları yönlendiren, etki altına alan ve bunun
muzafferiyetini gurur ile taşıyan bir öfke yansımasıydı. İslâmî duyarlıkları
olanların onlar karşısındaki mazlumlukları unutulamaz. Bu hemen her dönemin
belirleyicisi oldu. O kadar ağır yaptırımlarda bulunuyordu ki, Batıcı sağa bile
tahammülleri yoktu.
Onlara karşı durabilecek veya asıl tezi ortaya koyacak
medyanın yoksunluğu onları daha pervasızlaştırıyordu. DP nin bir medyası yoktu
ve çöküşü hızlı oldu. AP yi masonik medya yeterince doğrudan ya da dolaylı
olarak destekliyordu. CHP ile AP terazinin iki kefesiydi. Dengeler durumlara
göre değişiyordu. CHP bu konuda daha baskın durumdaydı. Ulus gazetesi,
sonrasında Cumhuriyet bu konuda en uç ve belirleyici oluyor. Gerek DP nin ve
gerekse AP nin partileriyle doğrudan ilişkili olan gazeteleri yoktu. Varsa da
etkin olamıyorlar.
Millî Görüş siyasal geleneği, ilk gününden itibaren medya
ambargosu ile karşı karşıya kalınca gazete çıkarmak zorunda kaldı. Millî Gazete
sonradan Yeni Devir. Bu gazeteler Millî Görüş siyasal düşünce hareketini hem
besleyen hem de doğrudan kamuoyuna haber sunan gazeteler olunca bunlar parti
bültenleri gibi bir algı ile anıldılar. Bu gazeteler belki gazetecilik ve
habercilik açısından çok geniş bir yelpazede olmayınca belirli sınırlar içinde
kaldılar. Bu gazeteler özellikle düşünce bağlamında dönemin genç kuşağı
üzerinde besleyici ve etkili oldu.
ANAP her şeyi para ile çözeceğine inandı gazeteleri çok
da önemsemedi. Medyayı hem besleme hem de onları kullanabildiği kadar kullanma
yolunu tercih etti. İlk kez görsel medyada var oldu. Star TV ile Kanal 6
partisini temsil ediyordu. Fakat bu güç, ANAP ın iktidardan düşmesiyle son
buldu.
28 Şubat sürecinin ağır dili ve yaklaşımı büyük bir öfke
birikmesine neden oldu. AK Parti, iktidar olunca ya bir yandan medyasını
oluştururken bir yandan karşı medyaya ağır yaptırımlar uyguladı. Karşı tarafın
yaptıklarını fazlasıyla onlara uyguladı. Bunun ötesinde kendi medyası, dil ve
üslup olarak onlardan daha ileri, daha ağır ve hatta daha kaba biryol tutturdu.
Aşırılıklara daldı. Bu öfke birikimi okurlarına da yansıdı.
Müslümanların dili, üslubu ve yaklaşımı hiçbir zaman edep
sınırlarını aşmaz. Kabalıklara asla izin vermez. İftira ve karalamalardan
kesinlikle kaçınır. Çünkü şu gerçek göz ardı edilemez. Suçlamalarda ve
yargılamalarda tanıkların birebir gözlemlerine itibar edilir. Tanıkların
çelişkileri asla kabul görmez. Suç ispatı sağlam delillere dayanmaz ise,
tanıklar arasında çelişkiler var ise tanıklar suçlu konumuna düşerler.
Muhafazakâr kesimin medya dili çok ağır. Kimi zaman çok
da aşırı. Bir kişiye yakıştırılan sıfatlar veya suçlar eğer gerçek değilse bu
kul hakkına girer. Beğenelim beğenmeyelim sevelim sevmeyelim kişileri karalama
adına kimi ithamlar altında tutulması ve bunun kamuoyuna sunulması vebali daha
da ağırlaştırılır. Doğrusu şu son günlerde bir Müslüman olarak üzüldüğüm şudur.
Müslümanlar adına yayın yapanların yerli yersiz yakıştırmaları çok üzücü. Ve bu
üslup sadece kendilerini bağlamıyor, bu okurunu da etki altına alıyor. Bir
örnek verir isek söz konusu medyanın birinde biri hakkında P venk
yaftalamasında bulunuluyor. Bu sadece söz konusu gazeteyi bağlamıyor, okurunu
da bağlıyor. Bu öylesine yaygın bir hâl alıyor ki sosyal medya üzerinde
paylaşılıyor. Bunun anlamı nedir, bu yafta suçlamaları nereye götürüyor, kimi
bağlıyor durumuna bakılmıyor. Her önüne gelen bu dili kullanıyor. Sıfat takılan
veya böyle olduğu varsayılan kişinin böyle bir durumu yok ise vebal altında
kalınmaz mı Ya da bir kulun hakkına girilmiş olmuyor mu
Müslümanların dili karşı tarafın dil ve üslubunu de aştı
ne yazık ki. Bu, Müslüman a ne kazandırır, nefret arttırmaktan onları daha
azgınlaştırmasına neden olmuyor mu