Ortadoğu ve özellikle ülkemizin Güneydoğusu kaynıyor. Bu kargaşadan faydalanarak ülkemizi komşu ülkelerle savaşa sokmak için Siyonistlerin güdümündeki medya her türlü yalana, hatta iftiraya başvurabilir. Bu nedenle her gazete veya her TV’nin, hatta sanal medyanın haberlerine bakarak fikir ve yorumda bulunmayalım. Üst düzeydeki yetkililerimiz için olduğu gibi halkımız için de bu duyarlılığa ihtiyaç vardır. Halk arasındaki fikir ve yorumlar yukarıdakileri etkileyebilir, Hatta nasıl olsa halk da böyle düşünüyor diyerek yanlış yorumlarını uygulamaya koyabilirler.

Müslümanların böyle bir hataya düşmesini önlemek için Yüce Rabbimiz Hucurat suresinin 6. ayetinde şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Size günahkar bir kimse haber getirirse uyanık olun (onun doğru olup olmadığını araştırın) yoksa bilmeden bir kavme (millete) musibet olursunuz ve yaptıklarınıza pişman olursunuz.” Buradaki pişmanlık öyle küçük bir pişmanlık değildir. Kabil’in kardeşi Habil’i öldürmesinin arkasından duyduğu pişmanlık gibi hatta daha da büyük bir pişmanlıktır. Çünkü Güneydoğu’daki olaylar hakkında yanlış karar iki ırktan öte iki devletin, hatta birkaç devletin birbirini kırmasına sebep olabilir.

Birinci Dünya Harbinde Arapların bizi arkadan vurdukları söylenmiş, hatta bu iddia abartılı bir şekilde tarih kitaplarımıza geçmişti. Halbuki bizi Suriye bölgesinde arkadan vuranlar veya İngilizlerin şaşırtmasıyla demiryolumuzu bozanlar küçük bir azınlık olan dürzilerdi. Şu günlerde uygulanan Suriye’deki mezhep ayrılıklarını kaşıyarak Müslümanları birbirine kırdırma planıdır. Buna alet olmamalıyız. Yabancı devletler ne derse desin biz aramızdaki ihtilafları kendi aramızda çözmeliyiz.

Müslüman olarak şu ayet-i kerimeye de kulak vermeliyiz. Yine Hucurat suresinin 9. ayetinde Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Eğer mü’minlerden iki taife savaşırsa onların arasını düzeltin. Eğer biri diğerini (ezmek) isterse Allah’ın emrine gelinceye kadar karşı tarafı ezmek isteyenle savaşın. Eğer dönerse aralarını adaletle düzeltin (haklı olanın hakkını haksız olandan alıp haklıya verin) ve adalet edin.” Ayet-i kerimede geçen “eksitu” ifadesini “taksitlendirin” manasına da alabiliriz. Buna göre “hemen yerine getirilemeyecek yükümlülükleri taksite bağlayın” anlamı çıkar ki doğrudur.

Hemen bu ayetin arkasından 10. ayet-i kerimede “İnananlar ancak kardeştir; öyleyse iki kardeşinizin (iki kardeş devletinizin) arasını düzeltin ve Allah’a sığının ki rahmete kavuşasınız” ilahi buyruğu çıkıyor karşımıza.

Evet, Müslümanlar kendi aralarındaki ihtilafları kendi aralarında Hakem usulüne yapışarak halletmelidirler. İslam’ı düşman olarak ilan edenler bizim problemlerimize çare olmazlar. Daha dün denilecek kadar yakın bir geçmişte “Artık kızıl tehlike çöktü, ayakta durmamız için yeni bir düşman bulmak lazım o da İslam’dır diyenlerle hiçbir derdimize derman bulamayız. D-8’ler ta baştan harekete geçirilseydi bu olaylar olmazdı. Bu teşkilat arasında bir çatlak olsa da yine denemekte fayda var.

MEDYATİK TUZAKLARA DİKKAT!

Günümüzün gerek görsel ve gerek sanal medyası yazılı medya ile birlikte insanları yanıltma ve kötüye sürükleme çabalarına sahne olmaktadır. Gönül safiyeti ile medyayı takip etmek herkes için yanılma tehlikesini içermektedir. Herkesin dikkatli olması, okuduğu haber veya fikrin arkasında kötü planların olabileceğini hesaba katması gerekmektedir.

Bilindiği üzere medyamızın çoğu İslam’ı değil İslam’a ters fikir ve ideolojileri esas (baz) almaktadır. Böyle olunca da onlardan onlarla hayra yönelme şansımız yok gibidir. Bu nedenle Yüce Mevla’mız bizleri uyarmakta ve Hucurat suresi 6. ayetinde şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Günahkâr biri size bir haber getirirse uyanık olun; yoksa bir kavme (bir grup veya bir kimseye) musibet olur ve yaptığınıza pişman olursunuz”

Yukarıda belirtildiği gibi ülkemizdeki medyanın çoğu fasık, yani günahkâr durumdadır. Yalan ve iftiralara yer verdikleri gibi gıybet yazmayı marifet sayanları vardır. Kadın resimlerini cinsel duyguları tahrik edecek bir şekilde yayınlamaktadırlar. Öyleyse bu tip medyadan her tür kepazelik beklenir. Bu nedenle bu yayınları izlemekten veya okumak ve takip etmekten sakınmalıdır. Eğer bazı kıraathane veya çayhanelerde önümüze çıkarlarsa onları okurken veya izlerken ihtiyatlı olmalıyız. Birçok yalan veya abartı taşıyacaklarını hesaba katmalıyız. Nas suresini her namazda okumamızın esprisi bu olsa gerektir. Orada Yüce Allah: “Ben insan ve cinlerden insanların kalplerine vesvese verenlerin (şüphe düşürenlerin) şerrinden insanların Rabbine, insanların Melikine (her yönüyle insanlara malik olana), insanların İlahına (kanun koyucusuna) sığınırım deyin” buyurmaktadır.

Gerçekten şeytanlar insanların kalbine ilahi doğrular hakkında şüphe düşürmeye çalıştıkları gibi insanlardan şeytanlaşmış olanlar da ayın şüpheleri kalbimize düşürmeye çalışır, hatta beynimizi kodlamaya, kötü bir düşünceye sürükleyecek bir anlayışa sahip kılmaya uğraşırlar. Nitekim Mü’minun suresi 22 ve 23.ayetlerinde: “Rabbim! Sana Şeytanın hemezatından (kalbime şüphe ve tereddüt düşürmesinden) sığınırım. Onların (aramızda) hazır olmasında da yine Sana sığınırım” dememiz emredilmektedir. Gerçekten medyada öyle şeyler anlatılıyor ki onları kabul ettiğiniz takdirde İslami ilkelerin zıttı bir yola düşmek her konuda mümkün olabilir.

Günümüz cep telefonlarındaki birçok program dini kültürü zayıf olanları büyüleyebilmektedir. Bazı TV dizileri de aynı etkiyi göstermektedir. Babalar, anneler, hatta ağabey ve ablalar olarak eşimiz oğlumuz, kızımız veya kardeşlerimizi böyle izlemede bulduğumuzda ‘biraz ben de izleyeyim deyip’ zararlı veya boş bir şey olduğunu tespit edip uyarıda bulunarak onları korumak görevimizdir. Birçok defa cep telefonuna robot gibi yönelmiş gençlere ‘iyi bir şey galiba ben de seyredeyim’ diyerek yaklaşınca telefonlarını kapattıklarını veya kaçırdıklarını gördüm. Demek oluyor ki gençlerimiz telefonlarıyla kötü şeylere yönlendiriliyor ve beyinleri kötü şekilde kodlanıyor. Lütfen ilgilenelim.