Geçtiğimiz haftanın en önemli konularından birisi 2013

bütçesinin TBMM’ne sunulması ve partilerin görüşlerini liderlerin diliyle ifade

etmeleriydi.

Gözledik ve bekledik ki, gerçekten bütçe konuşulsun, bu

vesile ile Türkiye’nin gerçek problemleri dile gelsin. Çözüm yolları önerilsin,

millet ne olduğunu anlasın. Ama ne gezer Yine tiyatro oyunu sahnelendi. En

hafif tabiriyle “sucuklu, macunlu tiyatro” sahnelendi. Ne yazık ki!..

Muhalefetin hafifliğine bakınız ki, falanca belediye halka

şu kadar sucuk dağıtmış, bunu meclise bütçe eleştirisi olarak getiriyor. Sayın

Başbakan da popülaritesi yüksek bir gol atma fırsatını yakalamış olmanın

mutluluğu içinde, bu sucuğun parasının o belediyeden değil, Sayın

Kılıçdaroğlu’nun o belediye başkanına önceki iftiralarından dolayı ödemek

zorunda kaldığı tazminatlardan karşılandığını, alay ederek ifade etti. Bunu

sataşma kabul eden CHP grubu, cevap vermek için söz aldı. İktidar grubu da bu

sataşmaya cevap verdi. Sanırım sucuk olayı o güne damgasını vurdu. Bu hafiflik,

takip eden günlerde de pastırmalı, mesir macunlu olarak devam edip gidiyor.

Konu saptırmalı, dikkat dağıtıcı metotlar hem iktidarda hem de muhalefette bir

marifetmiş gibi ciddi ciddi kullanılıyor.

İnsan düşünmeden edemiyor. Türkiye’nin gerçek meseleleri

nerede, iktidar nerede, muhalefet nerede Birkaç ton sucukla, birkaç tutam

mesir macunu ya da yumurtalı pastırma ile neleri örtmüş oldular Hepimiz bu

ülkede yaşıyoruz. Büyük bir beklenti içinde ekranların başına geçtik ki,

liderler ve sözcüler derde deva olacak şeyler söylesinler. Muhalefet

Türkiye’nin kötü yönetimini milletin gündemine getirsin, iktidar da tutarlı

cevaplar versin ya da hatalarını düzeltsin. Yazık ki, kaç 10 yılımız böyle

tiyatroyla geçti Rahmetli Erbakan Hocamın icat ettiği bir tabir var, tam

bunların yaptığını ortaya koyuyor. Horoz dövüşü!.. Bu seferki dövüş belki de en

kokuşmuş türden yapıldı. Birkaç kangal sucuk, birkaç tutam macun kullanılarak!

Biz gözledik ki, her yıl iç ve dış rantiyeciye ödenen 50-60

milyarın hesabı verilsin. 10 yılda bu şekilde ödenen yaklaşık 500 milyar faizin

hesabı sorulsun. Toplam yatırım harcamaları ile tefeciye ödenen bu büyük

meblağın mukayesesi yapılsın. Muhalefet bunu konuşsun, “Kamu Tek Hesabı”na

neden geçilmediğinin hesabı sorulsun. İktidarın övünmekle bitiremediği bölünmüş

yolların bedeli ile, 10 yılda tefeciye ödenen bedeller yan yana zikredilsin de,

millet anlasın. Manasız oranlar, halkın anlayamayacağı rakam salataları yerine,

net ve anlaşılabilir bir dil kullanılsın. Borcumuz neydi, ne oldu Ödediğimiz

faizler toplamda neydi, ne oldu Faizin toplumları nasıl ifsat ettiği, küresel

bir gerçek olmadığı, mücadele edilmesi gereken bir bela olduğu konuşulsun.

Faizin toptan kaldırılması için nasıl bir ekonomik düzen kurulması gerektiği,

bu düzene geçiş için hangi tedbirlerin bu bütçeye geçirileceği konularının konuşulsun.

Maalesef bu önemli fırsat, laf salataları ile, milletin anlamadığı, anlasa dahi

derdine deva olamayacak oranlamalarla ve sucuklu tiyatro ile kapatıldı.

Biz bekledik ki, 10 yılda özelleştirme adı altında elden

çıkarılan hayati tesislerimizin satış bedelleri ile, sadece bir yılda tefeciye

ödenen 50 milyar yan yana zikredilsin, oranlaması yapılsın ve milletimiz

gerçeği kavrasın. Ne gezer Bu yıl da horoz dövüşü ile dikkatler bu konulardan

kaçırıldı.

Biz beklerdik ki, Türkiye’nin satılan orman, tarım, stratejik

konumlu ya da maden sahası arazilerinin satış bedellerinin, borç ve faiz

taksitlerine nasıl harcandığı dile gelsin. Bu tür satışların böbürlene

böbürlene şişirdikleri milli gelir hesabında “gelir” hanesine nasıl

kaydedildiği millete anlatılsın. Nasıl oturduğu evin odalarını tek tek satarak

“bakın ne kadar para kazanıyorum” diye caka satan düşüncesiz ev sahibine

benzediğimiz konuşulsun. Ne gezer Yine tiyatro, yine saptırma, yine sataşma…

Biz beklerdik ki, her yıl artan bütçe açıklarını nasıl

kapatacaklarını izah etsinler. Yeni zamları, yeni vergileri konuşsunlar. İşçiye

memura verirken, gıdım gıdım rakamlara sığınıp, bütçe açığını bahane edişleri

ama zam yaparken de insafı nasıl bir tarafa bıraktıkları konuşulsun. Hayır

efendim. Sucuk, salam, macun öncelikli konudur.

Biz beklerdik ki, her yıl artarak trilyon dolara doğru

tırmanma eğilimi gösteren toplam borçlar konuşulsun. “Borç alan emir de alır”

diyen atalara kulak verilsin. Her yıl artan borçlar demek daha fazla emir

almamız ve vesayet altına girmemiz demektir. Bu da terörden tutunuz da hayati

üretim ve kalkınma konularında, irade ve insiyatifi elimizden kaçırarak başka

iradelere tabi olmamız sonucunu doğurmaktadır. Bu borçları nasıl ödeyeceğiz,

yerli kaynaklarımızı nasıl harekete geçireceğiz, madenlerimizi nasıl

işleteceğiz, yer altı ve yerüstü zenginliklerimizi nasıl ülkemizin kalkınmasına

katkıda bulunacak şekilde kullanacağız, borçlanmayı nasıl azaltacağız, konuları

konuşulmalıydı. Bu konularda ne iktidardan ne muhalefetten bir cümlelik öneri ya

da eleştiri görmedik. Dış politikamızın da, bu dış borçlara bağlı olarak nasıl

başka güçlerin istekleri doğrultusunda oluşturulmak zorunda kalındığı, BOP

(Büyük Ortadoğu Projesi)’un, BİP (Büyük İsrail Projesi)’in nasıl dayatıldığı,

bunların nasıl düzeltilmesi gerektiği konuşulmalıydı. Sucuk pastırma edebiyatı

ile saptırmak işlerine geldi.

Biz isterdik ki, onlarca yılda milletin ümüğü sıkılarak

biriktirilen ve tefecilere faiz ödemesi olarak kullanılma gafletinde bulunulan,

“Savunma Sanayi Destekleme Fonu” bu sene bütçeden ilgili sarf yerine iade

edilerek yatırıma dönüştürülsün. Kendi uçağımızı nasıl yapacağımız,

silahlarımızı nasıl imal edeceğimiz ve ordumuzu nasıl caydırıcı silahlarla

donatacağımız konuşulsun. İstihbaratımız Amerika’nın keyfinden, gözetlememiz

İsrail’in oyunundan, hava savunmamız NATO’nun Patriot’undan nasıl

kurtarılacağı, bu bütçe ile bunun neresine geleceğimiz konuşulsun. Bütün bunlar

sucuk pastırmaya feda edildi, ne yazık ki…

Muhterem okuyucularım, Türkiye’nin elinde fırsat ve imkan

olarak bulunan bir bütçe yılı daha böylece heba edilecek. Ucu bucağı gelmeyen

rakam salataları, acaip garaip oranlamalar, suya sabuna dokunmayan söylemler ve

hele sucuk salam saptırmaları Türkiye’nin problemlerini çözemeyecek. Çözemez

de...

Türkiye’nin problemleri ancak ve yalnız, Merhum Erbakan

Hocamızın çizdiği yoldan giderek, kendi kaynaklarımızı harekete geçirerek,

tefeciye rantiyeciye dur denilerek, kalkınma seferberliği ilan ederek, İslam

birliğini kurarak, devlet millet kaynaşmasını gerçekleştirerek ve diğer

dinamikleri kullanarak, çözüm yoluna sokulabilir. Bu da ancak Milli Görüş’le

mümkündür. Bu şekilde hareket etmeden geçirilecek her yıl, kayıp yıl olarak

ülkemizin eksi hanesine yazılacaktır.

Bu yılki bütçe maratonunun özeti bence şudur:

BÜTÇE GÖRÜŞMELERİ

Dediler ki; sucuk, macun, pastırma!..

Diyorum ki; sucuk, macun, saptırma!..