Din bir yönetim biçimini teklif etmez. Dinin teklif ettiği şey yine dinin temel ilkelerinin çiğnenmemesi ve insanlığın saadeti için bir sistemin kurulmasıdır. Bu ilkelerinin başında adalet ve rahmet gelir. Ayrıca bütün hukuki süreçlerin ilahi düstura göre tanzim edilmesi temel hedeftir.  Dinin en önemli gördüğü meselelerin başında işin ehline verilmesi gelir. Bu durum o kadar önemli bir husustur ki işin ehline verilmesinde ehil olan kişinin dinine, diline, nesebine ve soyuna bakılmaz. Sadece işe ehil olup olmadığı meselesi dikkate alınır.

Bir kişinin soyu, o kişi için ne imkân ne de imkânsızlık oluşturur.  Allah katında değer kişinin soyundan değil kişinin Allah ile olan irtibatından ortaya çıkar. Kaderin bizlere bahşettiği ırk, dil, boy, post yahut bir babanın evladı olmak hiçbir şekilde başkalarına üstünlük kurmak adına sebep sayılamaz. Tarihimiz bunun onlarca örneği ile doludur. Dini literatürde ise soy ve sopun hayatiyet taşıyan bir öneme sahip olmadığını anlatan birçok örnek vardır. Kişi kendi yaptıklarından imtihan olacaktır. Kişiye nesep sorusu kesinlikle sorulmayacaktır.

Bütün bu ilkesel yaklaşımlara rağmen doğu toplumlarında liderlik vasfının babadan oğula geçmesi bir kült olarak kabul edilmiştir. Hiçbir şekilde Osmanlı Hanedanı’nın devletin sahibi olması tartışma konusu olmamış, devlet fetret devrine girse dahi hanedan devletin sahibi kabul edilmiştir.

İslam açısından herhangi bir yönetimin babadan oğula geçmesi mahza dini bir konu değildir. Din, babanın yerine geçecek olan kişinin ehil olup olmadığına bakar. Ehilse daha öncesinde ailede oluşmuş olan efsunun devamı açısından evladın gelmesi iyi olabilir. Ancak ehil değil ise evlat babanın mirasını çarçur eder ve babanın büyük gayretleri sonucu oluşan itibarı yerle bir olur.

Burada önemli soru ehil olup olmadığının nasıl tespit edileceğidir. Bu durumun tespitinin objektif bir yöntemi yok. Ancak süreç içerisinde kriz dönemlerinde alınan kararlar bir yönetimin kuruluşundan son ana kadar kazanılan tecrübe kişinin ehil olup olmadığına bir nebze olsun işaret eder. İşe ehil olmak vefayı, işe ehil olmak istişareyi, işe ehil olmak gönül kırmamayı gerekli kılar. Ayrıca ehil olmak bir hareketi sadece lideri üzerinden okumamayı ve hareketin maddi manevi kazanımlarını şahsen lidere ve liderin soyuna atfetmemeyi gerektirir. İşe ehil doğulmaz süreç içerisindeki kazanımlarla işe ehil olunur.

Bir kişinin işe ehil olduğuna bir önceki lider tarafından ehil görülen kişilerin karar vermesi gerekir. Kurucu liderlerin işe ehil olduğu noktasında ittifak varlıksal bir durumdur. Lider ehil olduğu için liderdir. Liderin kendi dava arkadaşlarından ehil kabul ettiği yüksek meseleleri istişare ettiği kişilerin ehil olduğunun teminatı ise liderin tercihleridir. Bir liderin bir kişi hakkında yahut bir grup kişi hakkında işe ehil oldukları noktasında üst düzey bir şehadeti var ise liderin vefatından sonra mezkûr gurubun ehil oldukları tartışılamaz. İlkeler noktasında bir değişim yahut dönüşüm olmadığı sürece ehil heyet, kayd-ı hayat ile harekette söz sahibidir.

Bütün bu ilkesel tespitler akabinde Milli Görüş Hareketi’nin varlığına, üzerine bastığı zemine büyük bir saldırı ile karşı karşıya olduğu ifade etmemiz gerekiyor. Türkiye’de Prof. Dr. Necmettin Erbakan tartışmasız olarak bir zemindir. Dikkat buyurun zemin oluş Erbakan soyu ile alakalı bir durum değil bizzat Milli Görüş Hareketi ile ilgili bir durumdur.

Taşıdıklarını vehmettikleri mavi kandan güç alan evlat ve damatlar, oturdukları yerden Erbakan’ın fikri mirasının yani hareketin sahibi oldukları iddiasında bulunuyor. Be çocuk!!! Bakmaz hiç imali fikir etmez misiniz? Kan mavi değil kırmızıdır. Nesep ile fikirler değil genler geçer. Her gen geçişte bir değişime uğrar.

Şimdi bu mavi kan hastalığına yakalanmış arkadaşlara şunu ifade etmek istiyorum:

Doğru yolda olup olmadığımızı anlamak için sormamız gereken birinci soru kimlerin bize örtülü yahut direk destek verdiği meselesidir. Milli Görüş Hareketi birinci bölünmesinde yenilikçi kanat yerleşik dünya sistemi tarafından devşirilmiştir. İkinci bölünme sürecinde ise devşirilmişler has meyveleri devşirmiştir. Hareket şu anda başka bir devşirme operasyonu ile karşı karşıya. Bu devşirme daha temelden daha esastan işleme konuluyor sanırım. Birileri akrabalık irtibatlarına güvenerek kendilerini hikmetin sahibi sanıyor. Oysa cehalet ve ihanet asli sıfatları olmuş farkında değiller. 

Bu hareketin abdesti kırk yıl önce Anadolu’nun bağrından çıkan kadim hikmet ırmağı ile alınmıştır. Yine bu hareketin kıblesi kırk yıl önce insanlığın ilk kıblesi olan Kabe olarak tespit edilmiş. Seccadesi, davasına inanmış harama bakmamış, haram göz ona ilişmemiş, haram yememiş ve abdestsiz evladını emzirmemiş analar tarafından dokunmuştur. Ne yeni bir abdeste ne de yeni bir seccadeye ihtiyaç vardır. Binaların sahte sahipleri olmanız sizi davanın sahibi yapmaz. Dava sahibi doğulmaz dava sahibi olunur.  Size değil ancak sizin peşinizden gelen inanmış insanlara üzülüyor insan. Yoksa kanınızın mavi olmadığını siz de biliyorsunuz.