İstiklâl Marşı şâirimiz, rahmetli, M.Âkif Ersoy, Çanakkale savaşlarında Batılıların maskelerinin yırtıldığını, maskelerinin altından çirkin, çirkin olduğu kadar vahşî yüzlerinin ortaya çıktığını bu mısralarla anlatıyordu.

Batılıların maskelerinin bu kerre de Türkiye nin Avrupa Birliği ne girme teşebbüsü ile yırtıldığına şahit olduk.

Halkımıza Batılıları medenî, insan haklarına sadık, âdil ve bize dost olarak takdim etmişlerdi. Aldatmışlardı.

Ama milletimiz çok şükür uyandı, uyanmaya da devam ediyor. Çünkü bu yaklaşımlar esnasında Batı nın gerçek yüzü ile karşılaştık. Çünkü bizim en mukaddes değerlerimize tecavüz edildi.

Peygamber Efendimiz e karşı hakaretamiz karikatürler yayınlandı.

Birlik ve beraberliğimizin temeline ırkçılık dinamiti yerleştirildi. Kaynaşmış bir kitle halinde olan halkımızın içerisine Türksünüz, Kürtsüzün, Çerkezsiniz diye fitne ve nifak tohumları ekildi.

Bizden milletimizi millet, devletimizi devlet yapan bütün değerlerimizden vazgeçmemiz, resmen fedakârlık yapmamız istendi.

Baştan başa bütün kanunlarınızı değiştirin, bizim kanunlarımızı kabul edin dediler, bizimkiler peki dedi.

Hatta hatta mahkemelerimizin kararlarına, içtihadlarına varıncaya kadar müdahale edildi. Devletimize, milletimize hakaret edenler beraat ettirilsin diye baskı yapıldı.

Bizim kimliğimizi taşıyan, bankalar bile bir bir satılıyor.

Arsa ve arazilerimizin satışı devam ediyor.

Tütün, fındık, pancar, pamuk gibi değerli tarım ürünlerimizin ziraatına müdahale olundu, el konuldu.

Doktorlarımızın hastalarımıza, kendi teşhis ve takdirlerine uygun reçete yazmalarına bile ambargolar konuldu.

İşçilerimizin asgari ücretlerini bile IMF belirliyor.

17 Batılı ülke, Türkler 1915 senesinde, Ermenilere karşı soykırım yaptılar diye, parlamentolarından milletimize hakaret anlamına gelen yasalar çıkardılar. Ama iktidarı temsil edenler, yine de ille de AB diye sayıklamaya devam ediyorlar.

Bu zalimlere yaranmak için, din bahçeleri ihdas ediliyor, Türk çocuklarına Kur ân öğretilmesi ve halkımızın yeni yeni imam-hatip okulları açması yasaklandığı halde, misyonerlerin bütün faaliyetleri serbest bırakılıyor. Köylerimize varıncaya kadar kilise evler açılmasına göz yumuluyor.

Bizler, Kurtuluş Savaşı nda "Ya İstiklâl ya ölüm" diyen bir ecdadın ahfadıyız. Ama ne yazık ki, bugün, Batılılara kutsal olan istiklâlimizi bile devir ve teslim etmeye can atan bir noktaya sürüklendik.

Bizim ahlâkî ve mânevî değerlerimiz tarih boyu nesilden nesile ecdadımız tarafından titizlikle ve ihtimamla korunduğu halde, maalesef bu değerlerin kıymetini bilmeyenler tarafından, bugün toplumumuz, zinaya, lezbiyenliğe ve gaylığa açık bir toplum haline getirildi.

Mehmed Âkif rahmetli:

"Mefahir kaynasın gitsin de vicdanlar kesilsin lâl,

Bu izmihlâli ahlâkî yürürken durmaz istiklâl..." sözleriyle, bu gafil ve ABhayranlarının, ne derece tehlikeli bir istikamete yöneldiklerini önceden görmüş ve bizleri uyarmış olduğu halde, hâlâ niçin kendimize gelemiyoruz

Çok şükür ki, milletimiz sağduyusuyla, basîret ve ferâsetiyle, üzerimizde ne vahim bir oyun oynandığını artık anlamış ve bir uçurumun kenarında olduğumuzu farketmiştir.

İki gün önce, ABile vardığımız ilişkilerin, bugün hangi noktada olduğunu ele alan bir açık oturum izledik. Bu açık oturumda buluşan, eski hariciye bakanlarımızdan Sayın İlter Türkmen, Sayın Mümtaz Soysal, Sayın Emre Gönensay, Sayın Şükrü Sina Gürel ve Sayın Mesud Yılmaz, varılan noktayı değerlendirmiş, AB nin olumsuz ve hasmane davranışlarını gözönünde tutarak, Türkiye nin bu noktada durup beklemesi gerektiğine karar vermişlerdir.

Bu teklif bile, bir uyarı olarak ele alınıp gereği yapılmalı iken Sayın Başbakan hâlâ, "Biz yolumuza devam edeceğiz. Kopenhag kriterlerine Ankara kriterleri diyerek bu yolda ısrarla yürüyeceğiz" diyor.

Oysaki örnek alınan Batı nın temelinde, kan vardır, gözyaşı vardır, zulüm vardır, haksız olarak müstemleke haline getirilen fakir ülkelerin ahı vardır, enini vardır, bedduası vardır. Onlar maddî zenginliklerini insafsız ve vicdansız ve vahşî saldırıları sayesinde elde etmişlerdir.

Batı nın gerçek yüzünü görmek için, tarihi incelemeye de hacet yoktur. Filistin de, Lübnan da, Afganistan da, Irak ta hâlâ devam eden dehşet ve vahşeti seyretsinler, Batı nın ne derece medenî olduğunu gözleriyle görsünler.

Âkif in son mısraları Batı nın ahvalini şöyle dile getiriyor:

Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz,

Medeniyet denilen kahpe hakikat yüzsüz.

Durdu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına

Kustu karnındaki esrarı hayasızcasına...

Ne diyelim bu Batı hayranlarına Allah akıl, fikir versin...