Reklamı Kapat

Mekke’nin Fethi İle Putların Ve Puthanelerin Yıkılışı

Resûlullah (s.a.v) Mekke’den gizlice ayrılışının sekizinci yılında 10 bin kişilik muhteşem bir orduyla Mekke’ye girdi ve bu kutsal beldenin ruhuna uygun olarak savaşsız bir şekilde fethetti. İslam ordusu etrafta huzur ve güveni sağladıktan sonra doğruca Kâbe’ye gitti ve hemen tavafa başladı. Tavaf bittikten sonra bir yandan elindeki asayla putları dürtüyor, bir yandan da: “Hak geldi; bâtıl yıkılıp gitti. Zaten bâtıl yıkılmaya mahkûmdur.” (İsra, 81) ve: “Hak geldi, artık batıl ne bir şey ortaya çıkarabilir ne de geri getirebilir. (O tamamen yok olup gitmiştir).” (Sebe, 49) ayetlerini okuyordu. O dürtülen putlar ya yüz üstü ya da sırt üstü yere çakılıp paramparça oluyordu. O esnada Kâbe’nin etrafında ve üzerinde üç yüz altmış put (saygı duyulan heykel) bulunuyordu. (el-Bûtî, Fıkhu’s-Sîre, 282)

Kâbe-i Muazzama putlardan temizlendikten sonra sıra putlar için inşa edilmiş puthanelerin yıkımına gelmişti. Zira Araplar cahiliye döneminde uzun zaman bu puthanelerde ibadet edilmişlerdi. Resûlullah (s.a.v) bu putların (saygı duyulan heykellerin)  ve puthanelerin bir an evvel ortadan kaldırılması için hemen askeri birlikleri yola çıkardı.

Kureyş ve diğer Araplar nezdinde en muteber üç put (saygı duyulan heykel) vardı. Bunlardan birisi olan Uzza’yı yıkmak üzere Halid bin Velid komutasında otuz kişiden oluşan bir birlik yola çıktı. Nahle mevkiinde bulunan Uzza heykeline ve put evine ulaştıklarında Halid b. Velid (r.a.) oradaki semüre ağaçlarını kesti ve Uzza’nın içinde olduğu binayı üzerine yıktı. (es-Serâyâ-Ve’l-Buğûs 282) ve yıkarken şöyle dedi: “Tanımıyorum seni, takdis de etmiyorum, Allah’ın seni alçalttığını görüyorum.” (Taberânî, el-Kebir, 3811; Mecmau’z-Zevâid 6, 176 1830 El-Meğâzî 2, 874) Hâlbuki Halid b. Velid daha bir sene önce Müslüman olmuş ve Müslüman olmadan önce de bu heykele tapınıyordu. Kâfirlik gerçekten ne büyük ahmaklık!

Bir diğer askeri birlik de Sa’d bin Zeyd el-Eşhelî komutasında diğer meşhur put Menat’ı yıkmak üzere gönderildi. Menat, Kızıldeniz kıyısında “Müşellel” adıyla bilinen mıntıkada bulunan bir heykel / puttu. Arap kabilelerinden Evs, Hazrec, Gassân ve onların dinine tabi olan diğer kabileler cahiliye döneminde ona tapıyorlar, onu takdis edip karşısında saygı duruşunda bulunuyorlardı. Hatta bu kabileler Hac dönüşü Menât’ın yanına uğrayıp saçlarını orada tıraş ediyorlardı. Bunu yapmayanların haccını eksik sayıyorlardı. Sa’d bin Zeyd el-Eşhelî (ra) maiyetindeki yirmi süvari ile “Menat” putunun yanına vardı ve onu ortadan kaldırdı.

Arap kabileler arasında üçüncü meşhur put ise “Süva” idi. Allah Teâlâ Nuh kavminden bahsederken onların şöyle söylediklerini naklediyor: “İnsanlara: “Sakın tanrılarınızı bırakmayın, Ved, Suva, Yağus, Yeuk ve Nesr putlarından asla vazgeçmeyin» dediler.” (Nuh, 23)  

“Süva” diye isimlendirilen bu put,  Nuh (a.s.)’ın kavminin putu idi. Daha sonra Hüzeyl kabilesi bunu put edindi. Hüzeyl kabilesi, hacı olmak için dahi ziyaret ettikleri bu puta Mekke’nin fethine kadar tapındılar.

Hüzeyl kabilesi de diğerleri gibi İslam’a girince Resûlullah (s.a.v) Süva putunun yıkılması için Amr bin Âs komutasında bir askeri birlik gönderdi. Amr bin Âs (r.a.) o gün olanları şöyle anlatıyor: 

“Oraya gittim. Kapıcısı oradaydı: ‘Ne yapmak istiyorsun?’ diye sordu. Ben: “Resûlullah (s.a.v) onu imha etmemi emretti.” dedim.

Kapıcı: “Buna gücün yetmez.” dedi. Ben: “Niçin?” diye sordum.

Kapıcı: “Durdurulursun.” dedi.

Ben: “Yazıklar olsun sana! Hâlâ bu batıl itikatta mısın? O, hiç işitir, görür mü?” dedim. Sonra da ona yaklaştım ve kırıp döktüm. Arkadaşlarıma da hazine odasını açmalarını söyledim. Açtılar, orada bir şey bulamadılar. Daha sonra kapıcıya: “Nasıl, gözünle gördün mü?” dedim. Bunun üzerine o: ‘Ben Allah’a boyun eğdim, Müslüman oldum.’ dedi. (Vâkıdî, el-Meğâzî, 2, 870)

 Bu gün, hicretin yani Allah Resulü’nün Mekke’den ayrılışının ve Medine’de İslam Devleti’nin kuruluşunu gerçekleştirmesinin 1441’inci yılı. Mekke hicretin 8’inci yılında fethedildi. Bu demek ki 1433 hicri yıl arkada kaldı ve İslam, hiçbir şekilde bozulmadan ve tahrife uğramadan dimdik ayakta. İki ana kaynak Kur’an-ı Kerim, Sünnet-i Nebeviyye ve bu iki ana kaynağa dayanan müctehid imamlarımızın oluşturduğu İslam fıkhı elimizde ve önümüzde.  Zaten önemli olan da bu. Bugün, çektiğimiz tüm acı ve sıkıntılara rağmen İslam’ın karşısında duracak hiçbir güç yoktur. Allah’ın yardımı ve zaferiyle yeryüzü tağutlarının bir bir yerlere serileceği günler mutlaka gelecektir ve bu günler çok yakındır. 

Yeni fetihlerin kapısını aralaması dileğiyle fethin 1433’üncü yılı kutlu olsun.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?