Çocuk annenin ölüm haberini aldığında olduğu yerde donup kaldı, konuşmadı, tepki göstermedi, ağlamadı da, öylece bekledi… Aradan tam beş saat geçmişti ki, göğsündeki acının boğazına doğru yükseldiğini hissetti ve bahçeye çıktı, ağaca yaslandı ve hıçkırarak ağladı…

Okula ilk başladığı dönemlerde uyum sağlayamamış ve duygularını ağlayarak ifade etmeye çalışmıştı. Baba her seferinde yakasını hızla toplayıp, “Erkek adam ağlamaz” demiş ve duygularını bastırmaya zorlamıştı. Çocuk ağlamanın bir zayıflık olduğuna inanmış ve kendisine ait olmayan bir maske ile yaşamaya başlamıştı. Peki, şimdi ne yapsaydı? Yaslandığı koskoca duvar göçmüş ve onu tehlikelerin kol gezdiği dünyada yapayalnız bırakmıştı. Anne çocuğuna ve hatıralarına veda edip gitmişti ve çocuk kendini ıssız bir sahrada yapayalnız hissediyordu.

Çocuk annenin tek evladıydı ama aile oldukça genişti o nedenle kendisini hiçbir zaman yalnız hissetmemişti. Ama artık etrafında pervane olan o kalabalığın pek de önemi yoktu, anne yoksa kimse yoktu, anne gitmişse ne göklerde süzülen kuetzal kuşunun ne de yüzünü okşayan rüzgârın bir önemi vardı… Cenaze ikindi namazından sonra defnedilecekti, komşular akın akın geliyor ve Yasin okuyor, tespih çekiyor ve dua ediyorlardı. Çocuğun duyguları karmakarışıktı ne yapacağını, nasıl davranacağını bilemiyordu. Bir süre kuzenleri ile oynadı, evin bahçesinde anlamsız bir şekilde dolaştı sonra kadınların bulunduğu odaya geçti ve başını eğdi derin düşüncelere daldı. Büyük hala ayağa kalktı ve çocuğa sarıldı sonra kulağına eğildi bir şey fısıldadı. Halanın çocuğa neyden bahsettiğini, neyi telkin ettiğini kimse bilmiyordu ama çocuğun o andan itibaren rengi değişmiş, gözlerine canlılık gelmişti.

Çocuğun içine bir serinlik doğmuştu ve ermiş bir kişi edasıyla oturmuş metanetini korumaya çalışıyordu ki, tam da o sırada cenaze evine gelen kadınlardan biri çocuğun yüzüne dikkatlice baktı sonra, “Ah ne yapacak bu çocuk şimdi, kardeşi de yok ki teselli etsin” dedi sonra dizlerine vura vura ağıtlar yakmaya başladı. Çocuğun rengi bir anda değişti, gözleri buğulandı ve tarifsiz bir acının bütün bedenine yayıldığını hissetti… Acıyı yutkundu, yüzünü duvara çevirip dişlerini sıktı ve yanaklarına süzülen yaşı elinin tersiyle sildi. Hala çocuğun yüz ifadesini görünce kadına döndü, “Çocuğun yanında böyle şeyler söylemeyin, ona zarar veriyorsunuz” dedi. Kadınlar haklısın dercesine başlarını salladılar ve birbirlerinin gözlerine baktılar.
Çocuk evin balkonuna çıktı ve halanın kulağına fısıldadığı ifadeleri düşündü, bahçede süzülen ördeklere baktı, dua etti sonra kuzeni ile birlikte içeri girdi. Çocuğun zihni, duyguları, hayalleri annenin sokaklarındaydı ve acıdan kaçmaya çalışıyordu. Çok geçmeden mahallenin velveleci teyzelerinden biri oturduğu yerden hızla fırladı ve çocuğa sarıldı, “Ah bu yavrucak için o kadar üzülüyorum ki, giden gitti ama şimdi bu çocuk ne yapacak, baba evlenirse üvey annenin eline mi düşecek…” dedi ve dizlerine vurmaya başladı. Çocuk boşluğa doğru saplandığını hissetti ve kadının kollarından kurtulup kütüphanenin arkasına geçti ve yüzünü duvara yaslayıp kendini teskin etmeye çalıştı. Sanki şehir boşaltılmış da çocuk tek başına kalmıştı… Çocuk acıyla barışmaya çalışıyor ve kendini avutmanın yollarını buluyordu fakat mahallenin teyzeleri buna bir türlü fırsat vermiyor ve onu acının içine gömüyorlardı.

Hala çocuğun maruz kaldığı durumun farkındaydı ve kadınları tekrar uyardı sonra çocuğu yanına aldı ve kulağına eğildi, “Sana bir şey söylemiştim, bunu hatırlamanı istiyorum” dedi. Çocuk halanın yanında kendini güvende hissediyordu oradan hiç ayrılmadı. Fakat az sonra kapı açıldı ve orta yaşlarda bir kadın içeri girdi selam verdikten hemen sonra çocuğa kuvvetlice sarıldı, “Ah çocuğum sen de öksüz kaldın” dedi ve annenin çocuğuna ne kadar düşkün olduğundan bahsetmeye başladı. Hala sabrını sonuna kadar kullanmış ve cenaze evine gelen komşuları incitmemek için çaba göstermişti ama çocuğun yüzündeki acıyı görünce artık tamam dedi, “Uyardım ama anlamadınız, şu saatten sonra kim çocuğun acısını kaşıyacak bir tavır sergilerse lütfen ortamı terk etsin” dedi ve çocuğu dışarı çıkardı. Halanın bu çıkışının ardından kadınlar tek kelime etmediler, çocuğun yüzüne bakmadılar, vefat eden kadınla ilgili hatıralarına yer vermediler ama çocuğun yüklendiği acı gittikçe büyüyordu. Mahallenin teyzeleri farkında olmadan onu dramatik bir senaryonun içine çekmiş ve acının yoğunlaşmasına sebep olmuşlardı. Gündelik hayatta bu tür durumlarla pek sık karşılaşırsınız, düşersiniz ve yerden kendi imkânlarınızla kalkmaya çalışırken etrafınızdan biri çıkıp, acınacak bir durumda olduğunuzu ima eder ve bütün motivasyonunuzu kırar. Ve bu insanlara bu tür yaklaşımların fayda değil zarar getirdiğini bir türlü anlatamazsınız zira onlar sizin ihtiyacınıza değil kendi ihtiyaçlarına odaklıdırlar.