Millet olarak o kadar büyük facialarla karşılaşıyor, o kadar büyük acılar yaşıyoruz ki... Devlet erkânı her defasında kazanın yaşandığı mekânda arz-ı endam ediyor, halkımız âh u vah içinde kıvranıyor. Feryatlar arşa yükseliyor.
Acının etkisi azalıp kendimizi günlük telâşa kaptırınca her şeyi unutuyoruz. Ne tedbir, ne de konunun takibi Yeni bir facia daha yaşanana kadar böyle devam ediyor.
Böyle mi olmalı Ne zaman sorumluluk şuuruna ulaşacağız Her türlü tedbiri önceden almak gerekmez mi Soma maden işleticisi diyor ki: “Devletin 136 dolara çıkardığını, biz 24 dolara mal ediyoruz.” Herkes takdir eder ki, maliyeti düşürme çabası, emniyetsiz iş ortamının oluşmasına yol açar. Tedbir alınmadan hızlı üretim artışına girişmek iş güvenliğinden taviz vermeyi gerektirir.
Hele, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in basına yansıyan bir sözü var ki, tam bir fecaat. Bu söz, işverenin hükümet üzerinde baskı oluşturduğunun ispatı değil mi : “Ocağı kapatacağımız zaman işveren 50 kişiyi devreye sokuyor.”
Hükümet’in baskı gruplarının değil, halkın feryadını öncelemesi gerekir. 18 canın yakınlarının günlerce ölüp ölüp dirilen ümitsiz bekleyişlerine hep birlikte şahit olmadık mı Hele, 75 yaşındaki Ayşe Gökçe’nin saf ve tabii sözleri: “Oğlum yüzme de bilmezdi, suyun içinde ne yaptı acaba ”
Hükümet’in asıl kulak vermesi gereken şey halkın bu saf, temiz ve teslimiyetçi tavrı olması gerekir, diye düşünüyorum.
CANLARIMIZ GİDİYOR
Türkiye’de işçiler işveren karşısında o kadar güçsüz ki! Bu sebeple ölümle sonuçlanan iş kazalarında büyük artış yaşıyoruz. Geçim derdine düşen işçilerimiz güvenli olmayan iş ortamına itiliyorlar. Mademki, bir maden ocağının işletilmesine izin veriyorsunuz, yerin altında çalıştırdığınız insanların güvenliğini sağlamadan hangi vicdanla onu yerin altında çalışmaya salarsınız
Düşünebiliyor musunuz İşçiler yemeklerini evden getiriyorlar. İşletmeci firmanın bunu maliyeti düşürmek için yaptığı belli. Emeğinden faydalanıp para kazandığı insanlara bir yemeği niçin çok görüyorlar
Denizli ili, Acıpayam ilçesindeki Alâaddin Madeni’ni yabancılar işletiyor. Madenin kadın patronu işçiye verilen yemekleri inceliyor. Aşçının o günkü menüde bulunan yemekleri yapmadığını görünce, “Bu durum benim iş verimimi düşürür” diyerek aşçıyı hemen görevinden alıyor.
İşçi zayıf, işveren güçlüdür. İşçi işverene emanettir ve onu himaye etmekle yükümlüdür. Allah Resulü (sav) işverenin görevi ile ilgili olarak şöyle buyurur: “O, Allah’ın elinizin altında kıldığı kardeşinizdir. Onlara yediğinizden yediriniz, giydiğinizden giydiriniz. Onlara yapabilecekleri işleri yükleyiniz.” (Buhârî, Müslim)
Allah Resulü’nden (sav) bir Hadis-i Şerif daha: “Üç kimse kıyamet günü beni karşılarında bulacaktır” buyurduktan sonra, 3. sünü şöyle açıklar: “Bir insanı çalıştırıp da onun ücretini vermeyen kimse.” (Buhârî, İbni Mâce)
İşçi ve işveren birbirine karşı görevlerini çok iyi bilmelidirler.
YENİ ERMENEKLER YAŞANMASIN
Can kaybı ve büyük acıların yaşandığı bir yapı söz konusu! Bu durum sür-git devam etmemeli. Acilen yasal düzenlemeler yapılmalı, tedbirde kusur edilmemeli.
Hükümet, “Dünyada itibar kazandık” sözünü dilinden düşürmüyor. Bu durum onlara ciddi bir sorumluluk yükler. Dünyadaki iş güvenliği ve işçi sağlığı ile ilgili uygulamaları iyi takip etmeli, onlardan daha ileri seviyede bir uygulamaya geçmek için araştırmalar yapmalıdır.
ABD’de işçilerin bazı hakları şöyle:
• İş yerlerinde meydana gelen yahut gelebilecek olan kazalara karşı bilgileri gizli tutulmak kaydıyla her zaman denetim talep etme hakkı.
• Kurum tarafından yapılan denetimlere katılma ve denetim yapan müfettişlerle gizli görüşme hakkı.
AGD Genel Merkez Çalışan Gençlik Komisyonu uzman bir heyete “Soma Raporu” hazırlattı. Raporda “İşçi ile patron, mevcut statü devam ettikçe, kardeş olamaz” (Sh. 39) yargısına varılıyor; işin kaza, kader, tevekkül boyutu ile ilgili olarak da şu önemli ifadelere yer veriliyor:
“-Allah vefat edenlere, ‘Siz orada niçin bulundunuz ve hayatınızı kaybettiniz ’ diye sormayacaktır. Ancak orada yetkili ve görevlilere şunları soracaktır: ‘Buranın riskli bir çalışma alanı olduğunu bile bile niçin kazayla ilgili önlemleri almadınız Böyle felâketler ortaya çıktığında zarar ve acıları en aza indirmek için alınabilecek tedbirler, yapılacak organizasyon ve yardımlar belli olduğu halde bunları niçin ihmal ettiniz Bu olayların maddî sebepleri yanında ahlâkî sebepleri de vardır, ibret alıp kendinizi düzelterek manevî sebeplerin ortadan kalkmasını sağlama yoluna niçin gitmediniz ’ diye soracaktır.” (Sh. 23)