Adam bulunduğu halden, geldiği makamdan, önüne konulan ikramlardan, geleceğinin garanti rahatlık olmasından sıkılmış olamaz mı Necip Fazıl ın bir hikâyesinin diliyle söyleyelim: Olabilir oğlu olabilir!

Şaşırmaya, hayret etmeye, bize bunu da mı yapacaktın demeye hiç gerek yok. Bunun böyle olduğunu değişenler de biliyorlar. Lâkin değişimlerini de ranta çevirmek değişmelerinin gerek şartı olduğundan... dan... dan...

Adam, değişim geçirmeden önce hızlı, katı, aktif muhafazakâr görüntüsü yansısın diye insan beyinlerine gayret göstermiş, bakışlarını havalandırmış biridir. Ki herkes öyle tanır onu, Sarı Çizmeli Mehmet Ağa misali.

Ne olmuşsa olmuş, kamyon kazasından sonra mı olmuş bilinmez; değişmeye karar vermiş adam. Gömlek çıkarmakla yetinmek tatmin etmez onu.

Şehrin en lüks otelinin en lüks lokantasına gitmiş bir öğle üzeri. Nereden bakılırsa bakılsın, en görünen yerine oturmuş en lüks otel lokantasının. Çatal sol elde, gelsin etinin kimyası sorulmayan buğulu yemekler..

Ne var bunda, demeyin. Bir dakika lütfen. Değişimin görüntüsü güzel, estetik ve sanatsal olabilir ama, ahlakî değil. İşte bu yüzden suçlanıyor benim insanım, ilginç insanlar tarafından linç-ciolmakla.

Şehrin en lüks otelinin, en lüks lokantasının, en görünen yerinde yemek yiyen bir adam sorgulanabilir mi Ne yediğinden, niye yediğinden...

Fakat o sorguluyor! Normal olan, verdiğim rahatsızlıktan dolayı özür dilerim, demesi gerekirken, beni linç etmek istiyorsunuz diye bağırıp, duruyor!

Halbuki üstüne yapışan birkaç acınacak bakıştan başka bir şey değil.

Ahlâkî olmayan nedir burada En lüks otelin, en lüks lokantasında bir öğle üzeri yemek yerken görüntü verenin yaşadığı tarihti. Tarihlerin Ramazan ayını göstermesidir.

Bir Ramazan günü resmen ve alenen "yediği" gösterirse, değiştiğinin tescil edileceğini sananın ahmaklığı dahi ilgilendirmez bizi. Susar, geçeriz. Lâkin bunun izahını da yaparız: Değişime uğramış biri, bir toplumu, içinden çıktığı bir toplumu linç etmeye kalkıyor!